Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle, 28.200.00 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davalılardan ..., ... vekilleri ile ... tarafından istenilmesi ve davalılardan ... vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 27.09.2011 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalılardan ... vekili Avukat ..., ... vekili Avukat ... ile karşı taraf vekili Avukat ... geldiler. Diger davalı ... adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıda karar tesbit edildi.

Dava 20.07.2003 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece taleple bağlı olarak davacıların maddi tazminat istemleri ile manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiş ve bu karar süresinde davalı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olup olmadığı, haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin hükme en yakın tarihteki peşin sermaye değerinin hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre belirlenen tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
5510 Sayılı Yasa’nın 13. maddesinde İş kazasının 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 5. madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile bildirilmesinin zorunlu olduğu, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde bu sürenin iş kazasının öğrenildiği tarihten başlayacağı, Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında bir karara varılabilmesi için gerektiğinde, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık İş Müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yapılabileceği, 5510 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde ise iş kazasına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine gelir bağlanacağı bildirilmiştir.
.../...

-2-

Esas 2011/2105

Karar 2011/7352

Somut olayda iş kazası olduğu iddia olunan olayın 21.07.2003 tarihli tutanakla işveren tarafça Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmekle birlikte, Kurumun olayı iş kazası olarak kabul edip etmediği ve hak sahiplerine gelir bağlayıp bağlamadığının araştırılmadığı anlaşılmaktadır. Kurumca hak sahibine gelir bağlanabilmesi için öncelikle zararlandırıcı olayın iş kazası niteliğince olup olmadığının tespiti ön sorundur. İş kazasının tespiti ile ilgili ihtilaf Sosyal Güvenlik Kurumunun hak alanını doğrudan ilgilendirmekte olup tazminat davasında kurum taraf değildir.
Yapılacak iş; SGK Başkanlığından olayın iş kazası olarak kabul edilip edilmediğini sormak, edilmiş ise davacılara, iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanması için Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuruda bulunması için önel vermek olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemesi veya gelir bağlanmaması halinde Sosyal Güvenlik Kurumuna ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “ölümle sonuçlanan olayın iş kazasının tespiti ve iş kazası sonucu ölüm nedeniyle hak sahiplerine gelir bağlanması için” tespit davası açmak üzere önel vermek, tespit davasını bu dava için bekletici sorun yaparak çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemenin kabul şekli bakımından da davacılar 16.06.2004 tarihli dava dilekçesinde, dava konusu olayın davalıların 4/8 oranındaki kusurlu davranışları sonucunda meydana geldiğini kabul etmişlerdir. Hal böyle olunca davacıların kabulü ile bağlı olacağı göz ardı edilerek mahkemece davalıların toplam olarak %70 oranında kusurlu bulundukları kusur bilirkişi raporundaki kusur dağılımının tazminatın belirlenmesinde esas alınması hatalı olmuştur.
Mahkemece, belirtilen maddi ve hukuksal olgular dikkate almadan hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.

Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların sair temyiz itirazlarının ilerde incelenmesine, davalılardan Tedaş İle ... yararına takdir edilen 825.00 TL. duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesinetemyiz harcının istek halinde davalılara iadesine,
27.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.