... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Erdemli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 23.01.2012 gün ve 104/64 ... hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

Davacı vekilleri, dava dilekçelerinde mevkii ve sınırlarını açıkladıkları 3000 m2 yüzölçümlü tarlayı 23.06.1992 tarihinde “ Tarla Satış Senedi” ile 20.000.000 (yirmimilyon) TL karşılığında vekil edeni tarafından... eşi ...den satın ve zilyetliğini devraldığını, tarlanın vekil edenine teslim edildiğini, kadastro çalışmaları sırasında 101 ada 1742 ... parsel ile ... adına tespit ve tescil edildiğini açıklayarak anılan parselin tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, “davalının taşınmaza zilyet olmadığı, dava konusu yerin davalı tarafından kesintisiz olarak tasarruf edildiği, kadastro öncesi tapusuz olması nedeniyle menkul hükmünde olduğu, tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların zilyetliğinin değerine ilişkin sözleşmenin geçerli olabilmesi için taşınmazın tesliminin şart olduğu ancak, zilyetliğin davacıya devredilmediği ve teslim şartının da gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine” karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik, 23.06.1992 tarihli harici satış senedi ve eklemeli zilyetlik hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1,996 ve 3402 ... Kadastro Kanununun 14.maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, davacının taşınmaz üzerinde zilyetliğinin bulunmadığı ve yerin teslim edilmediği görüşünden hareketle, davanın reddine karar verilmiş ise de, mahkemenin bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu 101 ada 1742 ... parsel, 09.01.2007 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında belgesizden bahçe niteliğiyle 4447,20 m2 yüzölçümlü olarak... oğlu ... adına tespit ve tescil edilmiştir. Kadastro tutanağı 19.07.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı dosya arasında bulunan ve inkar edilmeyen ve mahkemecede kabul edilen 23.06.1992 tarihli harici satış senedine dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Kural olarak, harici satış senedinin zilyetlikle birleşmesi, dava konusu yerin davacı tarafa teslimi ve onun tasarrufuna sunulması ile TMK.nun 763. maddesi uyarınca mülkiyet alıcısına geçer. Menkul mülkiyetinin teslimle geçtiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.Mahkemenin bu yöndeki görüşü ilke olarak doğrudur. 21.10.2011 tarihinde yapılan keşifte dinlenen davacı tanığı ... Muti (ki davalının kardeşi olur) beyanında; dava konusu yerin annesi Ümmühan...’ye ait olduğunu, babası öldükten sonra babasının kooperatife olan borcu nedeniyle taşınmazın satılması gerektiğini, diğer kardeşlerinin küçük olması nedeniyle babalarından kalan yerleri satamadıklarını bu nedenle annesine ait yeri davacı ...’a sattıklarını ve parasını aldıklarını, annelerine de babasından kalan yeri verdiklerini, bu yer satıldıktan sonra adliyenin arkasında manavcılık yaptığını, 1996'dan 1997 yılına kadar bu yeri ... adına kendisinin kullandığını, o sıralar taşınmaz üzerinde elma ağaçları bulunduğunu, elmaları toplayıp manavda sattığını, parasını da ...’a verdiğini, manavcılığı bıraktıktan sonra da davacı adına taşınmazı kullandığını, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın davacı adına yazılması gerektiğini, kardeşi Halil’e söylediğini ancak, Halil’in kendi adına yazdırdığını, Cuma’ya yazdırmadığını, ...’ın ...’de oturması nedeniyle yeri kullanmadığını açıklamıştır. Yine aynı keşifte dinlenen ve davalının yengesi olan davacı tanığı ......’nin de aynı doğrultuda beyanda bulunduğu ve davacının bu yeri satın aldığını, parasını da ödediğini, satıldıktan sonra da davacı adına bu yeri kendilerinin kullanmaya devam ettiğini, davacının bu yeri kullanmadığını ve onun yerine ve adına kendilerinin tasarruf ettiğini bildirmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgeler ile diğer tanıkların kısmi beyanları somut olguyu doğrulamaktadır.

Dava konusu taşınmaz kadastro öncesi tapusuz olup keşifte de uygulandığı ve uyduğu anlaşılan 23.06.1992 tarihli harici satış senediyle davacı tarafından alınan menkul niteliğindeki taşınmazın satışı, devir ve teslimi ile onun adına yukarıda ismi verilen kişiler tarafından tasarruf edilmesi sonucu mülkiyetin davacıya geçtiğinin kabulü gerekir. Satın alındıktan sonra bizzat davacı yakınları olan ve keşifte dinlenen ... ...ve ...... tarafından taşınmazın davacı adına kullanılmasıyla artık mülkiyetin ve zilyetliğin teslim edilmediği görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Davacı adına taşınmazı kullananların zilyetliği fer'i zilyet olup, davacı tarafından tasarruf edildiğinin kabulü zorunludur. Tapusuz taşınmaz satın alındıktan sonra alan kişinin kiraya vermesi, ortakçılık ya da yarıcılık yoluyla kullanması veya benzer yollarla herhangi bir şekilde birine kullandırması mümkün olup yapılan tasarrufun alan kişi adına sürdürüldüğünün de kabulü gerekmektedir. Satın alan davacı ...'de oturmakta olup taşınmazı başkalarına kullandırmış olduğuna ve kadastro tespit tarihine yakın bir tarihe kadar da adı geçen tanıklar tarafından ekilip biçildiğine, davacı adına sahiplenildiğine ve iradi terkin gerçekleşeceği kadar uzun bir süre de terk edilmediğine göre yapılan açıklamalar da göz önünde bulundurularak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken dospya kapsamıyla örtüşmeyen bir gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 ... HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 ... HUMK.nun 428. maddesi uyaırnca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 18.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.