... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ... 1. Aile Mahkemesinden verilen 14.06.2012 gün ve 1066/500 ... hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18.12.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat ... ve karşı taraftan davalı vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi gereği düşünüldü:

Davacı ... vekili, evlilik içinde edinilen iki parça taşınmaz ve bir aracın alımında davacının katkısı bulunduğunu, taşınmaz mallar ve aracın davalı adına tapu ve trafikte tescilli olması ile maddi haklarına kavuşamadığını açıklayarak davacının haklarının birlikte kazanım nedeniyle fazlaya ilişkin kısmını saklı tutarak şimdilik 100.000 TL’nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında yarı oranda iptal ve tescil olmazsa bedellerinin tahsiline ilişkin ıslah isteğinde bulunmuş ise de; mahkemece bu istek yargılamayı uzatma amacından bahisle reddedilmiştir.
Davalı ... vekili, Narlıdere’deki taşınmazı davalı almasına rağmen iyi niyetle yarı paylı tescil edildiğini, Buca ve Bornova’daki taşınmazların alımında davacının katkısı olmadığını tamamen davalının geliri ile alındığını, dava konusu aracın da davalının üst düzey geliri ile edinildiğini, evin ve eşin tüm ihtiyaçlarının davalı tarafından karşılandığını, davacının çalıştığı dönemlerde elde ettiği gelirin kendi ihtiyaçlarına yetmediği gibi az bir tasarrufunu da eşi ve çocuklarından gizleyerek bankada biriktirdiğini, alımlarda bir katkı sağlamadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, “tarafların iddia ettiği konulardaki talepler, iddia ve beyanlarının mahiyeti dinlenilen şahit ifadeleri ve ara kararında ıslah hususunda verilen redler dikkate alındığında ve bilirkişi raporu gözetildiğinde son gelen Toyota Sedan aracın Ağustos 2009 tarihindeki değeri ve tasfiye tarihindeki noter kasko değeri hesaba katıldığında davacı tarafın araç yönünden talebinin kısmen kabulüne, diğer kısımlar bakımından verilen kesin mehiller, mevcut durumlar ve mevcut delil durumuna göre de karar verilmesi konusunda yeterli delil ve kanaat hasıl olmadığından bu talepler yönünden davanın reddine, araç değerinin tespitinden sonra karar tarihine kadar geçen zaman fasılası ile ÜFE oranları gözönünde
tutulduğunda 161,93 ÜFE oranının geçen ayki ÜFE oranı olan 206,86’ya tekabül etmesi gözetildiğinde ve oranlama yapıldığında 5.205,88 TL'ye tekabül ettiği anlaşıldığından hak ve nesafet kuralları çerçevesinde davanın bu kadar kısmının kabulüne, 9.000 TL talep edildiği beyan edildiğinden fazla kısmının reddine” karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 05.11.1987 tarihinde evlenmiş, 04.08.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 15.06.2010 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Eşler arasında başka mal rejimi seçilmediğinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 ... TKM.nin 170. m.), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği, boşanma davasının açıldığı tarihe kadar (4721 ... TMK.nun 225/2. m.) yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4721 ... TMK.nun 202.m.).

Dava konusu Buca’daki 14 numaralı bağımsız mesken taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 26.02.1993, ... plakalı araç ise, edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli bulunduğu 16.10.2008 tarihinde satın alınarak davalı adına tapu ve trafikte tescil edilmiştir. Bornova’daki 176 ada 5 parselin ise, tapu kaydında dava dışı ... adına kayıtlı ise de, davalının da imzasını taşıyan ve inkar edilmeyen 23.08.1996 ve 13.02.1997 tarihli sözleşmelere göre taşınmazda davalının 1/3 oranda hak sahibi olup, tapuda davalının paydaş gözükmeme nedeninin miktarı itibariyle bölünme ve hisseli devir imkanı olmamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda bu taşınmazdaki 1/3 payın davalı adına 23.08.1996 tarihinde taraflar arasında mal ayrılığı rejimi döneminde edinildiği kabul edilmelidir. Narlıdere’de taraflar adına yarı paylı tescil edilmiş bulunan taşınmaz ise dava konusu değildir.
Buca’da bulunan taşınmazla ilgili olarak mahkemece, 17.02.2011 tarihli yargılama oturumunda davacı vekiline verilen süre sonrası, 20.04.2011 tarihli yargılama oturumunda davacı tarafa davacı vekilinin eksiklikleri tamamlayacağını ifade etmesi sebebiyle tapu kaydı ve tüm belgeleri sunması için 10 günlük kesin süre verildiği, verilen sürede eksikliklerin yerine getirilmediği, 07.06.2011 tarihli yargılama oturumunda ise, davacı tarafın verilen kesin süre içinde eksiklikleri tamamlamaması, tapu kaydını da sunmaması sebebiyle ve Buca’daki evle ilgili verilen kesin sürede masraf da yatırılmadığından bu yönde dosyada inceleme yapılmasına mahal olmadığına, Narlıdere’deki taşınmazla ilgili kayıtların getirtilmesi için davacı taraf tarafından masraf yatırılmasına karar verilmiştir. Her ne kadar bu celsede, yatırılan masrafın Narlıdere’de bulunan taşınmazla ilgili olmadığı ve Buca’daki taşınmaz için müzekkere yazılması gerekirken mahkeme kalemi tarafından hatalı olarak Narlıdere’deki taşınmaz için yazıldığı iddia edilmekte ise de, 07.06.2011 tarihli yargılama oturumu ve öncesinde Buca’daki taşınmaz nedeniyle davacı tarafça yatırılmış herhangi bir masraf yoktur. 07.06.2011 tarihli yargılama oturumuna ait tutanak altında yatırılan masrafın da bu celsede Buca’daki taşınmazla ilgili inceleme yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olmasından dolayı Buca’daki taşınmaza ilişkin olduğunun kabulüne olanak yoktur. Yatan masraf Narlıdere’deki taşınmazla ilgili olup, mahkeme kalemince yazılan müzekkerede de bir yanlışlık bulunmamaktadır. Bu sebeple davacı vekilinin Buca’daki taşınmaza yönelik temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak bu taşınmaz nedeniyle herhangi bir delil toplanmadığı, araştırma yapılmadığı ve 07.06.2011 tarihli yargılama oturumunda da bu yönde dosyada inceleme yapılmasına mahal olmadığı şeklinde ara kararına rağmen mahkemece, Buca’daki taşınmaz hakkında herhangi bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken taraflar arasında kesin hüküm oluşturacak ve hakkın özünün kaybolmasına neden olacak şekilde davanın esastan reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Edinme tarihi itibariyle mal ayrılığı rejimine tabi olduğu anlaşılan Buca’daki taşınmaz yönünden davacı tarafın 10 yıllık zamanaşımı süresi (8185 BK. m.125,6098 s.BK. m.146) içinde dava açma olanağı bulunmaktadır. Davacı vekilinin Buca’daki taşınmazla ilgili temyiz itirazları yerindedir.
Bornova’da bulunan taşınmazla ilgili az yukarıda açıklandığı üzere her ne kadar davalı adına bir tapu kaydı bulunmadığından mal rejiminin tasfiyesinde dikkate alınmaması gerektiği düşünülebilirse de, 15.02.2011 tarihli cevap dilekçesinde açıkça bu taşınmazın 1996 veya 1997 yılında haricen davalı tarafından satın alındığı, davalının kendi kazancı ile edinildiği, üzerine kendi geliri ile de küçük bir ev inşa ettiği, davacının bu taşınmazdaki katkısını somut delilleri ile kanıtlaması gerektiği savunularak taşınmazda davalı ...’in hakkının olduğu kabul edilmiştir. Diğer yandan davalı ...’in imzasını taşıyan 23.08.1996 ve 13.02.1997 tarihli sözleşmelerde de davalı ...’in bilahare 176 ada 5 parsel numarasını alan dava konusu taşınmazda 1/3 pay sahibi olduğu yazılı olup, bu husus dava dışı tapu maliki ... tarafından da kabul edilmektedir. Davalı adına 1/3 payı ile ilgili tescil edilememe sebebi miktarı itibariyle ifrazının kanunen yasak olmasından yani yasadan kaynaklanmakta olup davacının bu durumdan sorumlu tutulması mümkün değildir. O halde, cevap dilekçesindeki kabule değer vermek gerekir.
Sözü edilen taşınmaz bakımından mahkemece, 17.02.2011 tarihli yargılama oturumunda bu taşınmazla ilgili dosyada tapu kaydı bulunmadığından davacı tarafa taşınmaza ilişkin talebinin devam edip etmediği, ediyor ise, tapu kaydının celbi hususunda süre verilmesine dair ara kararı kurulmuş, ancak; devam eden yargılamada taşınmaz hakkında herhangi bir işlem yapılmamış, bir delil de toplanmamıştır. Anılan taşınmazla ilgili verilmiş kesin mehil de yoktur. Bu açıklamalar karşısında davacının Bornovada’ki taşınmazın 1/3 payı bakımından katkı payı alacağı isteyebileceğine, bu taşınmaz bakımından verilmiş bir kesin mehil de bulunmadığına göre taraf delillerinin iddia ve savunma doğrultusunda toplanarak sonucuna göre işin esası bakımından bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde kesin mehillerden, mevcut durumlardan söz edilerek davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Davacı vekilinin buna yönelik temyiz itirazları da yerindedir.

Kısmen kabule karar verilen dava konusu araca ilişkin temyiz itirazlarına gelince; aracın edinme tarihi itibariyle edinilmiş mal sayılması gerektiği açıktır. (TMK.nun 222/3.m.) Mahkemece aracın 2009 yılı Ağustos ayı kasko bedelinin hesaplamada dikkate alınması gerektiği, davacıya işvereni tarafından işten ayrılması sebebiyle ödenen miktarın 9.000 TL'si ile aracın alımında katkıda bulunulduğu, bunun yarısının davalıya ait olması sebebiyle 12.600 TL değerden düşüldükten sonra kalan 8.100 TL'nin yarısı olan 4.050 TL'nin davacının katılma alacağı olarak kabul edilmesi gerektiği ancak; karar tarihine kadar aradan geçen zaman da gözetilerek yeniden değerleme ile bu miktarın ulaştığı 5.205,88 TL bakımından davanın kabulü gerektiği açıklanmış ve bu kısımla ilgili talebin kabulüne, 9.000 TL'den arta kalan kısımla ilgili davanın reddine karar verilmiştir.

Edinilmiş mal olduğu anlaşılan aracın tasfiyesinde karar tarihine en yakın bir tarihteki piyasa rayiç (sürüm) değeri yerine noterden alınan kasko değerinin dikkate alınması hatalıdır. Davacının katkıda bulunduğu kabul edilen 9.000 TL'nin niteliği itibariyle kişisel değil edinilmiş değer olması sebebiyle (TMK.nun 219.m.) davacı lehine değer artış payı alacağı yaratmayacağı, edinilmiş maldan edinilmiş mala katkıda bulunulması durumunda ayrıca bu miktar yönünden bir hesap yapılması gerekmediği, bu nedenle aracın bozma sonrası yeni karar tarihine en yakın tarihte belirlenecek piyasa rayiç (sürüm) değerinin (TMK.nun 232.m.) tamamının, aksi taraflarca iddia ve ispat edilmediğinden edinilmiş mal sayılarak, bu miktarın artık değer kabul edilip yarısı oranında davacının katılma alacağı olduğunun gözetilmesi (TMK.nun 231,236.m.) ve bulunacak bu miktar üzerinden katılma alacağına hükmedilmesi gerekirken talebin niteliğine uygun düşmeyen hesaplama usulü ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru olmamıştır. Açıklandığı şekilde hüküm kurulurken davacının kazanılmış haklarının da gözönünde bulundurulması gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları gerek taşınmazlar
gerek araç bakımından yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna uygun bulunmayan hükmün 6100 ... HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 ... HUMK. nun 428. maddesi hükmü uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 900 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, ve 21,15 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 18.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.