Dava, davacının 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılık süresinin, 20.4.1982-25.02.1983 ile 19.10.1984-12.8.1986 dönemleriyle sınırlı olduğunun ve 01.4.2011 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24. maddesine göre, bir kimsenin zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması için, meslek kuruluş kaydı ile birlikte, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekli iken, anılan maddelerde 19.4.1979 gün ve 2229 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. Öte yandan, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasanın 6. maddesi ile değişik 1479 sayılı Yasanın 24. maddesinde, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmak için ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olma, gelir vergisinden muaf olanların da meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır. Yine 22.03.1985 tarihinde 3165 sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile de kendi nam ve hesabına çalışanlardan vergi mükellefi olan, esnaf siciline veya meslek kuruluşuna kaydı olanların Bağ-Kur sigortalısı olacağı belirtilmiştir.
619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin, anılan KHK’nin Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden sonra 4956 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle bu kez; ..gerçek ve basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyet tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkarlar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıt olanlar ise talep tarihinden itibaren zorunlu sigortalı olarak Yasa kapsamına alınmışlardır.
Davacının 22.5.1984 tarihli giriş bildirgesi ile 15.4.1980 tarihinde başlayan vergi kaydı sebebiyle, 20.4.1982 tarihi itibariyle, 1479 sayılı Kanun kapsamında tescil edildiği; 15.4.1980-25.02.1983,18.10.1984-12.8.1986 tarihleri arasında tenekecilik faaliyeti sebebiyle vergi kayıtları, 19.6.1980-25.02.1983,22.10.1984-04.9.1987 dönemlerinde oda kaydı, 31.12.1984-14.10.1987 döneminde ise sicil kaydı bulunan davacının, 01.01.1987-31.3.1987 tarihleri arasında 90 gün 506 sayılı Kanun kapsamında çalışmasının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davalı Kurum tarafından davacının 20.4.1982-25.02.1983,19.10.1984-31.12.1986 ve 01.4.1987-14.10.1987 dönemlerinde 1479 sayılı Kanun kapsamında esnaf Bağ-Kur sigortalısı kabul edildiği gözetildiğinde, vergi kayıtları yanında, 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılık süresi dışında, oda ve sicil kayıtlarını da dikkate aldığı belirgindir.
Kurumca kabul edilen 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılık süresi, 506 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılık süresi, askerlik borçlanması ve 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlandığı süreler dikkate alınarak 01.4.2011 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanuna göre yaşlılık aylığı bağlanan davacı hakkında, 01.4.1987-14.10.1987 dönemine ilişkin olarak, 24. madde kapsamında yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Yapılacak değerlendirmede, gelir vergisi yükümlüsü olmak, Esnaf ve Sanatkâr Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yöntemince kayıtlı bulunmak, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmanın karinelerini oluşturmakta ise de, zorunlu sigortalılık için ön koşulun, başka sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalmak kaydıyla herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmiş olmasının aranacağı gözetilmeli; yaşlılık aylığı istemi belirlenecek sigortalılık süresine göre irdelenmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda değerlendirme yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 18/12/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.