Davacılar vekilleri ile davalı ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine, davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve asıl dava ile birleşen davaların ayrı ayrı reddine

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekilleri, davacı ..., davalı Hazine vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilleri ile davalı ... vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine, davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve asıl dava ile birleşen davaların ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili ile davacılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

1. Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede 1991 yılında kesinleşen ilk tesis kadastrosu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4 üncü maddesi kapsamında yapılan ve 03.02.2016 - 03.03.2016 tarihleri arasında ilan kadastro çalışması, 3402 Sayılı Kanun’un Geçici 8 inci maddesi kapsamında yapılan ve 15.06.2016 - 14.07.2016 tarihleri arasında ilan edilen kadastro çalışması bulunmakta olup, dava konusu Tokat ili Sulusaray ilçesi ... Mahallesi 135 ada 2 parsel, Geçici 8 inci Madde kapsamında yapılan kadastro çalışmasında mera vasfı ile 202.318,79 m2 miktarıyla orta malı olarak tahdit ve tespit görmüş, 1 aylık askı ilanı süresi içerisinde dava açılması nedeniyle tutanağı kesinleşmemiştir.

2. Esas dosyada davacı ... dava dilekçesinde; Tokat ili Sulusaray ilçesi ... Mahallesi 135 ada 2 parsel sayılı taşınmazın davalı Hazine adına tespit edildiğini, ancak 135 ada 2 parsel sayılı taşınmaz içeresindeki dava konusu taşınmazın 50 yıl önce babası ... tarafından Sulusaray ilçesi ... Köyünden ... adındaki şahıstan satın alındığını, yıllardır zilyetlik ve tasarrufu altında bulunan davaya konu taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile adına tescilini istemiştir.

3. Birleşen 2016/18 Esas sayılı dosyada davacı ... dava dilekçesinde; Tokat ili Sulusaray ilçesi ... Mahallesi 136 ada 6 parsel sayılı taşınmaz içerisindeki taşınmazın tasarruf ve zilyetliğinin babasından kendisine intikal ettiğini ve böylelikle 70 yıldır dava konusu taşınmazı ekip biçmekte olduğunu, yıllardır zilyetlik ve tasarrufu altında bulunan davaya konu taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile adına tescilini istemiştir.

4. Birleşen 2016/360 Esas sayılı dosyada davacılar vekili dava dilekçesinde; Tokat ili Sulusaray ilçesi ... Mahallesi 134 ada 1 parsel sayılı taşınmazın mera vasfı ile hazine adına tespit gördüğünü, ancak davaya konu taşınmazın bir kısmının 25 yıldan fazla bir zamandır müvekkillerinin zilyetliğinde olduğunu, kadimden bu yana tarım arazisi olarak kullanıldığını beyanla davaya konu taşınmazlar için yapılan tespitin iptali ile davacılar adına tescilini istemiştir.

5. Davacı ... 04.04.2019 tarihli ve 7 celse nolu celsede vekili ile birlikte verdiği ortak beyanında, taşınmazın mirasçıların yasal miras payları oranında tescilini talep etmiştir.

1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davaya konu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunu, zilyetlikle iktisap edilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

2. Davalı Hazine vekili yargılama aşamasında, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

1. Tokat Kadastro Mahkemesi'nin 2016/360 Esas ve 2016/18 Esas sayılı dosyalarında davaya konu taşınmazların Sulusaray ilçesi ... Mahallesi 135 ada 2 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kaldığının anlaşıldığı gerekçesiyle, 6100 sayılı HMK'nin 166 ncı maddesi gereğince 2016/360 Esas ve 2016/18 Esas sayılı dosyalarının 2016/17 Esas sayılı dosya üzerinde birleştirilmesine karar verilmiştir.

2. İlk Derece Mahkemesinin 04.01.2018 tarihli ve 2016/17 Esas, 2018/26 Karar sayılı kararı ile "Kadastro Müdürlüğünün 11.08.2016 havale tarihli cevabi yazısına göre Sulusaray ilçesi ... Mahallesi 135 ada 2 parsel numarası altında mera vasfı ile sınırlandırılmasının yapılarak davalı olarak mahkemeye gönderildiğinin anlaşıldığı, davacı ...'in hak iddia ettiği dava konusu taşınmaz kısmının 10-15 yıldır ekilip biçilmediği, zilyetliğin sürdürülmediği, vergi kayıtlarının tek başına bir mülkiyet belgesi olmadığı, ancak zilyetlikle birleşmesi durumunda hüküm ifade edeceği ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesindeki zilyetlikle iktisap şartlarının oluşacağı, zilyetliğin kesintiye uğradığı, davanın ispatlanamadığı, davacı ...'ın hak iddia ettiği dava konusu taşınmaz kısmının 8-10 yıldır ekilip biçilmediği, zilyetliğin sürdürülmediği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesindeki zilyetlikle iktisap şartlarının oluşmadığı, zilyetliğin kesintiye uğradığı, davanın ispatlanamadığı, davacılar ... ... ve ... ...'ün hak iddia ettiği dava konusu taşınmaz kısmının 5-6 yıldır ekilip biçilmediği, zilyetliğin sürdürülmediği, vergi kayıtlarının tek başına bir mülkiyet belgesi olmayıp, ancak zilyetlikle birleşmesi durumunda hüküm ifade edeceği ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesindeki zilyetlikle iktisap şartlarının oluşacağı, zilyetliğin kesintiye uğradığı, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın ve birleşen davaların ayrı ayrı reddi ile, Tokat İli, Sulusaray İlçesi, ... Mahallesi 135 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tesciline" karar verilmiştir.

3. İlk Derece Mahkemesinin 04.01.2018 tarihli ve 2016/17 Esas, 2018/26 Karar sayılı kararına karşı, davacı ..., davacı ... ve davacılar ... ve ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

4. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 19.04.2018 tarihli ve 2018/409 Esas, 2018/521 Karar sayılı ilamıyla; "mahkemece taşınmazlardaki zilyetliğin iradi olarak terk edildiği gerekçe gösterilerek karar verilmiş ise de yapılan inceleme ve araştırmanın yeterli olmadığı, mahkemece öncelikle taşınmazın zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup olmadığının sonrasında ise zilyetlik koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerektiği, mahkemece taşınmazın tahsisli veya kadim mera olup olmadığının tartışılmadığı, taşınmazın bulunduğu yerde yetkili idari merciler tarafından mera tahsisi yapılıp yapılmadığının usulüne uygun olarak araştırılmadığı, kadim mera yönünden yapılan inceleme ve araştırmanın da yetersiz olduğu, tutanak bilirkişilerin beyanlarının kendi içinde çeliştiği gözetilerek tutanak bilirkişilerinin beyanları arasında farkın nedeninin açıklanmadığı, mahkemenin gerekçesinde açıkladığı 10-12 yıl, 8-10 yıl ve 5-6 yıl gibi sürelerin iradi olarak zilyetliğin terk edildiğini kabule yeterli sürelerden olmadığı, davacılar ... ve ... yönünden taşınmazların murislerinden kaldığı belirtilmesine rağmen mahkemece adı geçen davacıların tek başlarına adlarına tescil istemiyle dava açma haklarının bulunup bulunmadığı, bir başka deyişle aktif dava ehliyetlerinin olup olmadığı hususu üzerinde durulmadığı, yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle, davacılar ..., ... ve ... ile ... vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nin 353/(1)-a-6 maddesi uyarınca ayrı ayrı kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine" karar verilmiştir.

5. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "dava konusu taşınmazların evveliyatının orman olmadığı, bilirkişi raporlarına göre taşınmazın çevre parsellerle aralarındaki sınırların net ve belirgin olduğu, davacı ...'ın kullanımındaki taşınmazın III. sınıf kuru tarım arazisi niteliğinde olduğu, taşınmazda imar ve ihya çalışmalarının 50-60 yıl öncesinden başlayıp, 10-20 yıllık imar ve ihya sonrası 40 yıldır tarımsal üretimde kullanıldığı, davacı ...'in kullanımındaki taşınmazın III. ve IV. sınıf kuru tarım arazisi olduğu, taşınmazda imar ve ihya çalışmalarının 50-60 yıl öncesinden başlayıp, 10-20 yıllık imar ve ihya sonrası 25 yıldır tarımsal üretimde kullanıldığı, 15 yıl tarımsal üretimde kullanılmadığı, davacılar ... ve ... ...'ün kullanımındaki taşınmazların III. sınıf kuru tarım arazisi olduğu, taşınmazda imar ve ihya çalışmalarının 50-60 yıl öncesinden başlayıp, 10-20 yıllık imar ve ihya sonrası 35 yıldır tarımsal üretimde kullanıldığı, 5-6 yıldır tarımsal üretimde kullanılmadığı, mahalli bilirkişi ve tespit bilirkişi beyanlarına göre; davaya konu 135 ada 2 parsel içerisinde yer alan fen bilirkişinin düzenlemiş olduğu krokide E harfi ile gösterilen taşınmazın evveliyatından beri davacı ...'in babası ... Dinler tarafından arpa-buğday ekilmek suretiyle kullanıldığı, 20 yıl önce babasının vefatından sonra da davacı tarafından aynı suretle kullanıldığı, ancak son 10 yıldır ekilip biçilmediği, krokide H harfi ile gösterilen taşınmazın 1970'li yılların başından bu yana davacı ... tarafından arpa-buğday ekilmek suretiyle kullanıldığı, son 10 yıla kadar düzenli olarak ekilip biçildiği ancak son 10 yılda sadece bir kaç kez ekilip biçildiği, krokide A harfi ile gösterilen taşınmazın davacı ...'ün dedesi ... ... tarafından 1960'lı yılların başından itibaren buğday ekmek suretiyle kullanıldığı, davacının dedesi ... ...'ün 10 yıl önce vefat ettiği, vefatından sonra da babası Mürsel ve sonrasında da davacının aynı suretle kullandığı, ancak son 5 yıldır ekilip biçilmediği, krokide B harfi ile gösterilen taşınmazın davacı ...'ün babası ... tarafından arpa-buğday ekilmek suretiyle kullanıldığı, 1995 yılında davacının babasının vefat ettiği ve 1995 yılından son beş yıla kadar davacı tarafından aynı suretle kullanıldığı ancak son 5 yıldır ekilip biçilmediği, teknik bilirkişi raporlarının, mahalli bilirkişi beyanlarıyla ve dosya kapsamıyla uyumlu olduğu, hüküm kurmaya elverişli olduğu, davalılar lehine, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddesindeki şartların oluştuğu, ancak fen bilirkişisi raporunda da belirtildiği üzere taşınmazlara uygulanan vergi kayıtları taşınmazları kapsasa da, miktar olarak taşınmazlara uymadığı, istikrar bulmuş Yargıtay içtihatlarına göre de dava konusu taşınmazlarla, taşınmazlara uygulanan vergi kayıtları arasındaki miktar fazlasının taşınmazların sınırlarındaki meradan açıldığının kabulünün gerektiği gerekçesiyle, asıl dava (Davacısı ...) yönünden davanın kısmen kabulü ile; Fen Bilirkişisi Devrim ...'in 27.05.2019 havale tarihli rapor ve rapor ekindeki krokisinde E.V harfi ile gösterdiği 2.000 m² yüzölçümlü kısmın 24 pay kabul edilerek, mirasçıların payları oranında tarla vasfı ile adlarına tesciline, birleşen dava (Davacısı ...) yönünden davanın kısmen kabulü ile; Fen Bilirkişisi Devrim ...'in 27.05.2019 havale tarihli rapor ve rapor ekindeki krokisinde H1 harfi ile gösterdiği 4.000 m² yüzölçümlü kısmın davacı ... adına tarla vasfı ile tesciline, birleşen dava (Davacısı ..., ...) yönünden davanın kısmen kabulü ile; Fen Bilirkişisi ...'in 27.05.2019 havale tarihli rapor ve rapor ekindeki krokisinde (A1) harfi ile gösterdiği 11.000 m² yüzölçümlü kısmın davacı ... adına tarla vasfı ile tesciline, aynı rapor ve rapor ekindeki krokisinde B1 harfi ile gösterdiği 13.000 m² yüzölçümlü kısmın davacı ... adına tarla vasfı ile tesciline, Fen Bilirkişisi Devrim ...'in 27.05.2019 havale tarihli rapor ve rapor ekindeki krokisinde (A1), (B1), (EV) ve (H1) harfleri ile gösterdiği toplam alandan arta kalan 172.318,79 m² yüzölçümlü kısmın kadastro tutanağındaki gibi mera vasfı ile sınırlandırılmasına" karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacılar vekilleri, davacı ..., davalı Hazine vekili ve davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

1. Davacı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; dava konusu taşınmazın 50 yılı aşkın süre önce müvekkilinin murisi tarafından satın alındığını ve halihazırda tarım arazisi olarak kullanıldığını, bu taşınmaz için bedel ödendiğini ve ödenen bedelin taşınmazı kapsadığının teknik bilirkişi, mahalli bilirkişi ve dosya kapsamı ile uyumlu olduğunu, alanın bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, bu tespitin aksine hiçbir bilimsel dayanağı olmayan ve emsal değerleme yapılmadan veya tarihsel anlamda parasal bir güncelleme hesabı yapılmadan sadece yorumlama yapmak suretiyle vergi kayıtları arasındaki miktar fazlasının taşınmaz sınırlarının meradan açıldığının kabulü gerekir yönündeki raporun kabulü ve buna dayanarak davanın kısmen kabulünün mümkün olmadığını, söz konusu taşınmazların orman vasfında olduğuna veya meradan açıldığına dair herhangi bir tespit olmadığını, tarımsal arazi olduğu tespit edilen taşınmaz kaydının iptal edilerek orman vasfına çevrilmesinde idare adına herhangi bir menfaat ve yarar yok iken müvekkili adına tarımsal faaliyet yaptığı ve söz konusu taşınmaz ile geçimini sağladığı düşünüldüğünde verilen kararın telafisi güç zararların ortaya çıkaracağını, davalıların taşınmazın tamamının idareye ait olduğu yönündeki istinaf sebeplerinin ise gerçek dışı olduğunu açıklayarak istinaf yoluna başvurmuştur.

2. Davacı ... 27.08.2019 tarihinde istinaf yoluna başvurmuş, Mahkemece 28.08.2019 tarihli ek karar ile kararın 30.07.2019 tarihinde bizzat davacıya tebliğ edildiği, Hukuk Mahkemeleri Ön Bürosuna vermiş olduğu istinaf dilekçesi tarihinin ise 27.08.2019 olduğu, bu hali ile istinaf başvuru dilekçesinin süresinde olmadığı gerekçesiyle istinaf talebinin reddine karar verilmiş, ek kararın tebliği sonrası ... vekili tarafından; bahse konu kararın müvekkiline 26.08.2019 tarihinde tebliğ edildiğini, müvekkilinin de bu tebligattan 2 gün sonra istinaf kanun yoluna başvurduğunu, fakat başvurusunun tebligatın 30.07.2019 tarihinde yapılmış olması sebep gösterilmek suretiyle reddedildiğini, tebligat parçası altında müvekkilime ait olduğu ileri sürülen imzayı kabul etmediklerini öne sürerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

3. Davacılar ... ve ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; dava konusu taşınmazların yaklaşık 60 yıldan fazla zamandır davacıların murislerinin ve davacıların zilyetliğinde olduğunun keşifte dinlenen tanık ve mahalli bilirkişi beyanları ile sabit ... geldiğini, müvekkillerinin taşınmaza malik sıfatıyla zilyet olduğunu, dava konusu arazinin tarım arazisi olduğunu, kadimden beri tarım arazisi olarak kullanıldığını, dosyada dinlenen tanıkların da 30 dönümlük arazilerin ... ve ... tarafından kullanıldığını açıkça ifade ettiklerini, mahkemece verilen kararda ... adına 11.000 m², ... adına 13.000 m² alanın tescil edildiğini, müvekkillerince kullanılan alanın tanıkların da ifade ettiği üzere çok daha büyük bir alan olduğunu, mahkeme kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu, yapılan keşiflerde dinlenen tanık anlatımlarında tarlanın 1 yıl sürüldüğünü, sonra nadasa bırakıldığını belirttiklerini, bu durumun tarladan verimin arttırılması amacıyla yapıldığını, dinlenen tanıkların beyanlarının tamamının müvekkillerinin iddialarını doğruladığını, tanıkların ve mahalli bilirkişilerin beyanlarında tarlaların nadasa bırakıldığının belirtildiğini, yerel mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile kısmen kabulü yönünde hüküm kurulduğunu, yapılan ödemelerle alakalı olarak m² tespitinde hata yapıldığını, yapılan ödemelerin dava konusu edilen alanların tamamını kapsadığını, bu yönüyle verilmiş olan kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, öne sürerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

4. Davalı Hazine vekili istinaf başvuru dilekçesinde; dava konusu taşınmazın zilyetlikle kazanıma elverişli olmayan, devletin hüküm ve tasarrufunda olan yerlerden olduğunu, dava konusu taşınmazın bilirkişi raporlarından anlaşılacağı üzere orman sınırında olup ormanla bütünlük arz ettiğini, söz konusu bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın orman içi açıklık olduğunun tespit edildiğini, davalının zilyetliğini ve zilyetlik süresini de ispatlayamadığını, zilyetliğin sadece mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarıyla ispatlanamayacağını, taşınmazın orman içi açıklık durumunda olduğunu, ormanla sınırlarının bulunduğunu ve ormanla bütünlük arz ettiğini, taşınmazın ormandan açma yoluyla edinildiğini, taşınmazda tarım yapıldığında orman bütünlüğünün bozulacağını, zaman geçtikçe ormanın daha içlerine girilerek ormana zarar verilemeyeceğini ve vatandaşlar tarafından ormanın kullanılmaya başlayacağını, bu hususun da bilirkişilerce irdelenmediğini, söz konusu dosyada mevcut keşif tutanağının mahkeme gözlemi bölümünde de taşınmazın orman sınırına yaklaşan yerlerinde eğimin arttığının gözlemlendiğini, taşınmazın ormanın devamı niteliğinde olduğunu, ormanla bütünlük arz ettiğini ve bu nedenle devlete ait taşınmazlardan olduğunu öne sürerek istinaf yoluna başvurmuştur.

5. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; mahkemece hükme dayanak alınan raporların eksik, yetersiz ve çelişkili olduğunu, detaylı inceleme yapılmadan hazırlanan raporun bilimsellikten tamamen uzak olduğunu ve hükme esas alınamayacağını, dava konusu taşınmazın tamamının orman olduğunu, en eski hava fotoğrafları ve memleket haritasında da orman sayılan yerlerden olduğunu, orman içi açıklık olarak tespit edilmiş olsa dahi zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını, ormanların zamanaşımı ve zilyetlikle mülk edinilemeyeceğini, evveliyatı orman olan bir yerin özel mülkiyete dönüştürülemeyeceğini, kişi ve kurumların zamanaşımı veya zilyetlik yoluyla ormandan mülk edinemeyeceklerini, yerel mahkemece yeterince araştırma ve inceleme yapılmadan hazırlanan bilirkişi raporlarına dayanarak hüküm tesis edilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, öne sürerek istinaf yoluna başvurmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "28.08.2019 tarihli ek karar ile davacı ...'ın istinaf isteminin süresinde olmadığından bahisle istinaf talebinin reddine karar verilmesi üzerine davacı vekilinin 10.09.2019 havale tarihli istinaf dilekçesinde davacı asile yapılan tebligat parçası üzerindeki imzayı kabul etmedikleri ileri sürüldüğü, Dairenin 21.02.2020 tarihli ve 2019/1844 Esas, 2020/299 Karar ile 30.12.2020 tarihli ve 2020/860 Esas, 2020/1587 Karar sayılı geri çevirme kararlarında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.07.2019 tarihli ve 2019/11-23 Esas, 2019/855 Karar sayılı ilamı uyarınca yöntemince imza incelemesi yapılması gerektiğinin belirtildiği, Tokat Kadastro Mahkemesi'nin 02.03.2021 tarihli davacı ...'ın da imzası ve kimlik bilgileri tespit edilen tutanakta 'tebligatta bulunan imzaların bizzat kendisi tarafından atıldığını' beyan ettiğinin tutanak altına alındığı, 30.07.2019 tarihinde gerekçeli kararın asile tebliğ edildiği ve 30.07.2019 tarihinde talepte bulunduğu, 27.08.2019 tarihi arasında yasada öngörülen iki haftalık başvuru süresinin geçirildiğinin anlaşıldığı, davacının istinaf talebinin reddine dair 28.08.2019 tarihli ek kararın da usul ve kanuna uygun olduğu, söz konusu redde dair ek karar kaldırılmadan asıl karar incelenemeyeceğinden ve kararda kamu düzeni ile dahi olsa herhangi bir inceleme de yapılamayacağından, 28.08.2019 tarihli ek karara yönelen davacının istinaf kanun yolu başvurusunun reddine karar vermek gerektiği, mahkemece hükme esas alınan yerel bilirkişi beyanlarında her ne kadar davacıların zilyet olduğunu belirtmişlerse de dosyaya ibraz edilen zirai bilirkişi kurulu raporunda, davacı ...'in kullanımında olduğu belirtilen E harfi ile gösterilen alanın genel bitki örtüsünün ağırlıklı olarak kısa boylu çok yıllık çim, ayrık türü vb mera vejetasyonuna has otlarla kaplı olduğu, 15-20 yıldır tarım arazisi olarak kullanılmadığı, vejetasyon bakımından mera vasfını taşıdığının belirtildiği, davacı ... Kavlak'ın kullanımında olduğu belirtilen H harfi ile gösterilen alanın kısımlarında ağırlıklı olarak domuz ayrığı ve geven türü bitkiler vejetasyonuna hakim olduğunun belirlendiği, davacı ...-...'ün kullanımında olduğu belirtilen A ve B harfi ile gösterilen alanın genel bitki örtüsünün ağırlıklı olarak kısa boylu çok yıllık çim, ayrık türü vb mera vejetasyonuna has otlarla kaplı olduğu, vejetasyon bakımından mera vasfını taşıdığının belirtildiği, jeodezi bilirkişi raporun da A, B ve E harfi ile gösterilen alanların 1955,1973 ve 2005 tarihli hava fotoğraflarında toprağın sürülerek işlenmiş olmadığı, 1982 yılı hava fotoğrafında işlenmiş olduğunun belirtildiği, H harfi ile gösterilen alanın ise 1955 ve 2005 tarihli hava fotoğraflarında toprağın sürülerek işlenmiş olmadığı, 1973 ve 1982 yılı hava fotoğrafında işlenmiş olduğunun belirtildiği, mülkiyet belgesi niteliğinde olmayan vergi kayıtlarının zilyetlikle birleşmemesi halinde hukuken değer verilmesinin de mümkün bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, teknik rapora ve eylemli duruma aykırı düşen yerel bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilmesinin mümkün olmadığı, dosya kapsamına göre çekişmeli taşınmaz bölümleri üzerinde tespit gününe kadar davacılar yararına ekonomik amacına uygun olarak kullanmak koşulu ile iktisap sağlayan süreye ulaşan zilyetliklerinin bulunduğunun ispatlanamadığı ve çekişmeli taşınmazın özel mülkiyete konu edilebilecek taşınmazlardan olmaması nedeni ile edinme koşullarının da gerçekleşmemiş olduğu, asıl ve birleşen davaların reddine ve çekişmeli taşınmazın tespit gibi kamu orta malı mera vasfıyla sınırlandırılarak özel siciline yazılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsiz olduğu, yargılamada eksiklik bulunmayan ancak kanunun olaya uygulanmasında hata edilen eldeki dava dosyası açısından yapılan yanlışlıkların yeniden yargılamayı gerektirmediği gerekçesiyle, davacı ... vekilinin 28.08.2019 tarihli ve 2018/180 Esas, 2019/240 Karar sayılı ek karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı ... vekili, davacılar ... ve ... vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, Tokat Kadastro Mahkemesinin 28.05.2019 tarihli ve 2018/180 Esas, 2019/240 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 Sayılı HMK'nin 353/(1)-b-2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında karar verilmesine ve asıl dosya davacısı ...'in, birleşen 2016/18 Esas sayılı dosya davacısı ...'ın ve birleşen 2016/360 Esas sayılı dosya davacısı ... ve ...'ün davalarının ayrı ayrı reddine, Tokat İli, Sulusaray İlçesi, ... Mahallesi 135 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi mera vasfı ile sınırlandırılmasına ve özel siciline kaydedilmesine" karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacı ... vekili ile davacılar ... ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

1. Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; Tokat Kadastro Mahkemesindeki duruşmada müvekkile tebligat üzerindeki imzaların sorulduğunu, müvekkilin ise imzaların kendisine ait olduğunu beyan ettiğini, her ne kadar müvekkilinin imzaların kendisine ait olduğundan bahsetmişse de yaşlılığı nedeniyle bahse konu tebligat parçalarını hatırlayamadığını, bu sebeple istinaf mahkemesince verilmiş olan karara katılmadıklarını ve maddi gerçeğin ortaya çıkması için imza araştırılması yapılmasını talep ettiklerini, Tokat ili Sulusaray ilçesi ... Mahallesi 135 ada 2 parsel sayılı taşınmazın içerisindeki taşınmazın tasarruf ve zilyetliğinin müvekkilinin babasından kendisine intikal ettiğini, 70 yıldır dava konusu taşınmazı ekip biçtiğini, öncelikle imza incelemesi taleplerinin kabulüne sonrasında ise davanın esasına girerek Tokat ili Sulusaray ilçesi ... Mahallesi 135 ada 2 parsel sayılı taşınmazın müvekkili adına tescil edilmesini istemiştir.

2. Davacılar ... ve ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazların yaklaşık 60 yıldan fazla zamandır davacıların murislerinin ve davacıların zilyetliğinde olduğunun keşifte dinlenen tanık ve mahalli bilirkişi beyanları ile sabit ... geldiğini, müvekkillerinin taşınmaza malik sıfatıyla zilyet olduğunu, dava konusu arazinin tarım arazisi olduğunu, kadimden beri tarım arazisi olarak kullanıldığını, bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfi ile gösterilen ve müvekkillerinin zilyetlik iddiasında bulunduğu kısımlarla alakalı olarak 1962 tarihli hava fotoğraflarında toprağın sürülerek işlenmiş olduğu ve tarımsal anlamda kullanıldığının tespit edildiğini, 1955,1973 ve 2005 tarihli hava fotoğraflarında tarlanın ekilip sürülmediği yönündeki tespiti kabul etmemekle birlikte bu tarihlerde tarların nadasa bırakıldığının düşünüldüğünü açıklayarak, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369/1,370 ve 371 inci maddeleri, 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17 nci maddeleri.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... vekili ile davacılar ... ve ... vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,

59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin temyiz eden ... ve ...'den alınmasına, 59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin temyiz eden ...'tan alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

11.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.