Davanın kısmen kabulüne kısmen reddine

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davacı ...'nın davasının kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davacı - davalı Hazine tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Kadastro sırasında, Sivrihisar ilçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan dava ve temyize konu 1039 parsel sayılı 63200 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek, malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir.

Davacı ... tarafından, kadastro tespit gününden önce Asliye Hukuk Mahkemesinde, davalı Aydınlı Köyü Tüzel Kişiliği, Köy İşleri Bakanlığı ve Hazine aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davası ile davacı Hazine vekili tarafından, davalı ... aleyhine açılan elatmanın önlenmesi davası, davaya konu olan parseller hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.

İlk Derece Mahkemesinin vermiş olduğu önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; " davacı ..., 1947 tarih ve 146 numaralı 40.000 metrekare yüzölçümlü vergi kaydına dayanmış olup, bu kayıt ile birlikte, komşu taşınmazların dayanakları olan vergi kayıtlarının güney hududunun yol okuduğu, ne var ki, taşınmazın güney hududunda eylemli mera bulunduğu ve fen bilirkişi raporuna ek krokiye göre zeminde yol görünmediğinin anlaşıldığı, ayrıca çekişmeli taşınmazın kadastro tespiti sırasında 63.200 metrekare yüzölçümü ile tespit edildiği, kayıt miktar fazlası yönünden taşınmazın niteliği ile ilgili olarak usulünce mera araştırması yapılmadığı ve bu kapsamda taşınmazın geçmişteki niteliğini, kullanım şeklini ve sınırlarını belirleme bakımından en önemli delil olan hava fotoğraflarından yararlanılmadığı, ziraatçı bilirkişinin, çekişmeli taşınmazın sınırında bulunan meradan ne şekilde ayrıldığını açık şekilde ortaya koymayan, yetersiz ve hüküm vermeye elverişli olmayan raporuna dayalı olarak karar verilmiş olmasının hatalı olduğu açıklanarak, öncelikle çekişmeli taşınmazın tespit tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ilişkin en az üç farklı tarihte çekilmiş hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığından getirtilerek dosyaya konulması, daha sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, aynı yönteme göre tespit edilecek taraf tanıkları, tespit bilirkişileri ile 3 ziraat mühendisi bilirkişisi, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi ve fen bilirkişisi hazır olduğu halde yeniden keşif yapılması, mahalli bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın kim tarafından hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, taşınmazın öncesinin mer’a olup olmadığı hususlarında olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınması, bilirkişi ve tanık sözlerinin komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmesi, yerel bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde yüzleştirme yapılmak suretiyle, tespite aykırı bir sonuca ulaşılması halinde ise tüm tespit bilirkişileri dinlenerek çelişkilerin giderilmeye çalışılması, taşınmazın görüntüsü ve mera ile arasında ayırıcı unsur bulunup bulunmadığı hususlarında mahkeme hakiminin gözleminin keşif tutanağına aynen yansıtılması, fen bilirkişisine keşfi takibe imkan verir kroki düzenlettirilmesi, ziraat mühendisleri bilirkişi kurulundan, çekişmeli taşınmaz bölümünün değişik yönlerden çekilmiş renkli fotoğraflarının da yer aldığı, taşınmazı komşu parsellerle ve davacıya ait dava dışı taşınmazla birlikte ele alan, taşınmazın önceki ve mevcut niteliğinin ne olduğunu, ne kadar süreden beri, hangi vasıfla kullanıldığını, mera ile arasında ayırıcı unsur bulunup bulunmadığını açıklayan ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınması, hava fotoğrafları jeodezi ve fotogrametri uzmanı olan harita mühendisi bilirkişiye tevdi edilerek çekişmeli taşınmazın geçmişteki niteliği, mera ile bütün olarak kullanılıp kullanılmadığı, sınırlarının belirgin olup olmadığı hususlarında rapor alınması ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi " gereğine değinilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; " mahallinde yapılan keşiflerde dava konusu taşınmazın ilk sahibinin ... olarak bilindiği ve ölümünden sonra da çocukları tarafından tarım arazisi olarak kullanıldığı, taşınmazın meradan açma olmadığı yönünde beyanlarda bulunulduğu, bunun yanı sıra dosya kapsamında alınan ziraat mühendisi ve harita mühendisi bilirkişilerinin raporlarında mera parseli ile dava konusu taşınmazın sınırının doğal - belirgin olmamakla birlikte sınırda dava konusu taşınmazda 942 mera parseline doğru hafif artan eğimle birlikte 75 - 80 cm 'lik kot / yükselti farkının olduğunun görüldüğü ve bu hususun ayırıcı unsur olarak değerlendirildiği ve bu sınırın genişletilmesinin / değiştirilmesinin söz konusu olmadığının anlaşıldığı, toprak yapısı - eğimi - profili değerlendirildiğinde ise taşınmazın mutlak tarım arazisi olduğunun anlaşıldığı, halihazırda üzerinde kanola / kozla bitkisinin ekili olduğu, dava konusu taşınmaza uygulanan vergi kaydının uyduğu, 1953,1981 (bu yıla ait 2 hava fotoğrafı vardır) ve 1992 yılına ait hava fotoğrafları ile dava konusu 1039 parselin bulunduğu alanın çakıştırılmasında hava fotoğraflarının çekim tarihinde dava konusu alanın bir bütün olarak tarımsal amaçlı kullanıldığının ve sınırlarının belirgin olduğunun, paftası ile uyumlu olup güneyinden geçen bir yolun tespit edildiğinin, güney hududunda okunan yolun kadastro paftasında bulunmadığı ancak ek 1 ila ek 4 hava fotoğraflarında görüldüğü (1953-1981-1992 yıllarına ait hava fotoğrafları çakıştırmaları), mahalli bilirkişi beyanlarının alınan bilirkişi raporları ile desteklendiği, dava konusu taşınmazın evveliyatının mera olmadığı, mera haritası ve dağıtım listesinin dışında kaldığı, tapu kaydının 1972 tarihli oluşu ve bu tarihten önce olmak üzere 3402 sayılı KK md.14 ve md.46'da belirlenen koşulların (100 dönümü geçmeyecek şekilde) ve davacı / karşı davalı ... bakımından gerçekleştiği " gerekçesiyle, dava ve temyize konu 1039 parsel sayılı taşınmazın hüküm yerinde gösterilen payları oranında davacı ... mirasçıları adlarına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı - davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı - davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesi gereğince ONANMASINA,

Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

11.06.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.