Mahkumiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 26.02.2015 tarihli ve 2015/8571 Esas sayılı iddianamesiyle, sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 53 ve 54 üncü maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle İstanbul Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

2. İstanbul 12. Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.06.2016 tarihli ve 2015/147 Esas, 2016/297 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 30.11.2021 tarihli ve 11-2021/61870 sayılı bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.

Sanık müdafiinin temyiz isteği; sanığa yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığına, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığına, olayda tek bir resmi belgede sahtecilik suçunun oluştuğuna, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.

1. Sanığın olay tarihinde kullandığı 34 TAE... plaka sayılı aracın polis tarafından yolda durdurulup kontrol edildiği üzerinde takılı emanetin 2015/5555 defter numarasında kayıtlı iki adet plakanın gerek yapılan gözlem ve gerekse dosya içindeki kriminal rapora göre sahte olarak hazırlandığı üzerindeki plaka basımını gerçekleştiren kuruluşa (T.Ş.O.F) ait soğuk mühürün de sahte olduğu yapılan sahteciliğin ilk nazarda kolaylıkla fark edilemeyecek şekilde olduğu ve aldatma niteliğinin bulunduğu ayrıca yine taşıta ait İstanbul Trafik Tescil Şube Müdürlüğünce düzenlenmiş görünen "BL -438202" seri numaralı tescil ve "AU 514483" seri numaralı trafik belgesinin matbu basım desenlerdeki detay ve filigran özelikleri bakımından orijinaline uymadığı ve sahte oldukları ayrıca yine araca ait 20.01.2015 başlangıç tarihli "125849214" poliçe numaralı sigorta poliçesinin de orijinaline uygun olmadığı bilgisayar yazıcısı marifeti ile oluşturulmuş sahte poliçe olduğu sanığın bu şekilde sahte olarak hazırlanmış resmi belgeleri temin ederek kullanmak suretiyle zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddia ve kabul edilmiştir.

2. Sanık üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiştir.

3. Mahkemece adli emanetin 2015/5555 sırasında kayıtlı bulunan suça konu belgeler ve plakalar duruşmaya getirtilip aldatma niteliği bulunup bulunmadığı yönünden incelenmiş, özellikleri duruşma tutanağına geçirilmiş ve aldatıcılık niteliğinin mevcut olduğu gözlemlenmiştir.

4. Mahkemece, sanık savunmaları, kolluk tarafından tutulan tutanaklar, alınan uzmanlık raporları, mahkeme gözlemi ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği kabul edilerek, temyiz incelemesine konu mahkumiyet hükmü kurulmuştur.

5. Sanığın güncel adlî sicil kaydı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak denetlenmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.04.2014 tarihli ve 2013/11-397 Esas, 2014/202 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5237 sayılı Kanun'un “Kamu güvenine karşı suçlar” bölümünde düzenlenen ve belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ile kamu güveninin sarsıldığı kabul edilerek suç sayılıp yaptırıma bağlanan sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamu güveni olduğu, suçun işlenmesi ile kamu güveninin sarsılması dışında bir veya birden fazla kişinin de haksızlığa uğrayıp suçtan zarar görmesi halinde dahi suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğuna dair kabulün etkilenmeyeceği, aynı suç işleme kararıyla ve aynı anda düzenlenen belgelerle ilgili olarak tek bir suçtan hüküm kurulması gerekeceği, buna karşın aynı suç işleme kararıyla fakat değişik zamanlarda düzenlenen belgelerle ilgili olarak yine tek bir suçtan hüküm kurulup, aynı Kanun'un 43 üncü maddesi gereğince zincirleme suç hükümleri gereğince cezanın arttırılması gerektiği, farklı suç işleme kararının bulunduğunun belirlenmesi halinde ise her bir eylemin ayrı bir suç oluşturacağı dikkate alınarak, somut olayda suça konu belgelerin farklı tarihlerde düzenlendiklerine ilişkin delil bulunmadığının ve aynı anda ele geçirildiklerinin anlaşılması karşısında sanık hakkında tek bir belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması gerektiği ve birden çok sahte belgenin düzenlenmesi ile kullanılması olgusunun 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesi sırasında dikkate alınabileceği gözetilmeden zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini, hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, İstanbul 12. Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.06.2016 tarihli ve 2015/147 Esas, 2016/297 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

11.06.2024 tarihinde karar verildi.