Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle dava dilekçesi ve duruşma günü davalıya 18.07.2011 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davalının derdestlik itirazını esasa cevap müddeti içinde değil, cevap için tayin olunan süreden (HUMK.md.195) sonra 14.09.2011 tarihli dilekçe ile ileri sürmüş bulunmasına, bu halde “derdestlik itirazının” mahkemece incelemeye değer bulunmamış olmasına, takip eden oturuma da davalı vekili iştirak etmiş olup, 29.09.2011 tarihli oturumda da “delil bildirmeyeceğini” açıkça ifade etmiş olmasına ve cevap dilekçesinde de “fiili ayrılık süresi içinde” ortak hayatın yeniden kurulduğu yönünde bir iddiada da bulunmadığına göre yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine peşin alınan harcın mahsubuna ve 103.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.17.12.2012. (Pzt.)
(Muhalif)
1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlükte olduğu dönemde; 15.04.2011 tarihinde açılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunundan farklı olarak 1086 sayılı Kanun, derdestliği bir ilk itiraz” kurumu olarak düzenlemiştir (HUMK.md.187/4). Davalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 195. maddesindeki cevap için öngörülen süreyi geçirdikten sonra verdiği cevap dilekçesinde, derdestlik itirazında bulunmuş ise de; ilk duruşmadan itibaren, öncelikle mahkemenin derdestlik itirazı konusunda olumlu ya da olumsuz bir karar vermesini, kendilerinin bu itirazı reddedildiği takdirde ise, delil bildireceklerini açıklamıştır. Mahkemece, derdestlik itirazı hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden; davacının gösterdiği delillerle sonuca gidilerek boşanma hükmü oluşturulmuştur. Delil bildirme hakkının kullanılması, davalının öne sürdüğü bir ilk itirazın mahkemece reddedilmesi sonucuna bağlanmış ise; mahkemenin ilk itirazı bir ara kararıyla reddetmeden işin esasına girerek davayı kabul etmesi; davalının “adil yargılanma hakkı” kapsamındaki “hukuki dinlenilme hakkı”nın ‘HMK.md.27) ihlali sonucunu doğurur. Böyle bir durumda; derdestlik itirazının yasal süresi geçirilerek yapılmış olması; mahkemenin derdestlik itirazı konusunda olumlu ya da olumsuz bir karar verme zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Açıklanan nedenlerle, mahkemece davalının derdestlik itirazı hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi itiraz ret edildiği takdirde ise, davalıya delil bildirme imkanı tanınması, bildirildiği takdirde de toplanıp diğer tüm delillerle birlikte değerlendirilmesi ve gerçekleşecek sonucuna göre davanın esası hakkında karar verilmek üzere hükmün bozulması gerektiğini düşünüyorum.