İstinaf başvurusunun kabulüne
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil ile aplikasyona itiraz ve orman şerhinin terkini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın, davacı-karşı davalı ... İdaresi vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle, asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılar-karşı davacılar vekili ile dahili davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilip, duruşmalı inceleme talebi değerden reddedildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı ... İdaresi vekili dava dilekçesinde özetle; Yalova ili Altınova ilçesi ... Köyünde kain 346,363,364,365,366,394,397,503,526 ve 528 parsel sayılı davalılar adına kayıtlı taşınmazların tamamının öncesi itibariyle orman olduğunu, yapılan çalışmada kesinleşen orman sınırları içinde kaldığını, eylemli hali ile de orman olduğunu ileri sürerek, tapularının iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tesciline, tapu kaydı üzerindeki mevcut şerhlerin terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı gerçek kişiler vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuş, dava konusu taşınmazların YİBK 1993/5 Esas ve 1996/1 Karar sayılı kararı ve 2012 yılında yayınlanan Orman Kadastrosu ve 2/B yönetmeliği hükümlerine göre 2012 yılında 40 nolu Orman Kadastro komisyonunca yapılan çalışmadaki orman vasıflandırmalarının hatalı olduğunu ileri sürerek, yapılan işlemlerinin yok hükmünde sayılarak iptaline, bu suretle ilgili taşınmazlar üzerine konan orman şerhinin terkinine karar verilmesi istemli karşı dava açmıştır.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Tüm dosya kapsamına göre; dava konusu parsellerin ilk tahdidin yapıldığı 1948 yılı ve öncesinde tam kapalı orman vasfında ve orman örtüsünün devamı niteliğinde olduğu, sahaların tamamının 1948 yılında yapılan orman tahdidi ile devlet ormanı sınırları içinde kaldığı, 1948 yılındaki bu vasfın makilerin tefrikine izin veren yasal düzenlemelerin uygulanması ve tapu verilmesi üzerine bozulduğu, 1970 yılına ait hava fotoğraflarında 397 ve 503 nolu parsellerin dışında kalan parsellerin tamamında orman ve maki örtüsünün kaldırılmış olduğu, 1997 yılı memleket haritası ve güncel hava fotoğrafında tarımsal faaliyet yapılmaması nedeniyle orman ağaçlarının tekrar sahaya geldiği ancak orman bütünlüğünü oluşturacak kapalılığın olmadığı, 2/B çalışmalarına konu edilmediği, 2/B uygulamaları ile bu nedenle orman dışına çıkarılan sahalardan olmadığı dolayısıyla fiilen eylemli orman olmadığına dair kanaat elde edilemediği, dosyaya celp edilen hava fotoğrafı, eski tarihli memleket haritası, amenajman haritaları ve tüm belgeler birlikte değerlendirildiğinde ana dosya bakımından davanın tüm parseller yönünden ayrı reddine, karşı dava yönünden ise taşınmazların fiilen orman sahasında kalmaması nedeniyle tapu kayıtları üzerindeki tüm orman şerhlerinin terkinine karar vermek gerektiği" gerekçesiyle, asıl dosya bakımından tüm parseller yönünden davanın ayrı ayrı reddine, karşı dava yönünden davanın kabulü ile, dava konusu taşınmazlar üzerindeki tüm orman şerhlerinin terkinine karar verilmiş; iş bu karar, davacı-karşı davalı ... İdaresi vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesi neticesinde; "Dosyanın incelenmesinden çekişmeli taşınmazların 1948 yılında yapılan orman tahdidi içerisinde bırakıldığı ancak 1952 yılında makiye tefrik edilen alanda kaldığı ve 1956 yılında 4753 sayılı Kanuna göre tevziye tabi tutularak tapuya bağlandığının anlaşıldığı, eldeki davanın özelliği nedeniyle Yargıtay 20 Hukuk Dairesinin 07/05/2019 gün 2019/1526 E. 2019/3211 K.sayılı ilamında da belirtildiği üzere maki tespit komisyonlarının yaptıkları işlemlerin niteliğinin belirlenmesinin zorunlu olduğu, 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile 5653 sayılı Kanunla değişik 3116 sayılı Kanunun 1/e maddesi uyarınca kurulan maki tespit komisyonlarının kanunî ve yaptıkları işlemlerin de geçerli olduğu ve makiye ayrılan yerlerde özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceği kabul edilmiş olup, gerek Hukuk Genel Kurulunun gerekse ilgili Yargıtay Dairelerinin kararlıkla sürdürdükleri içtihatlarına göre, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan her türlü kayıt ve belgeler ile mahkeme ilâmları makiye ayırma işlemi ile kanunî değerlerini yitireceği, makiye ayrılan yerlerle özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapulardan başka tapulara değer verilemeyeceği gibi (HGK'nın 27.02.2002/1-19 E.-97 K.), İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca maki tesbit komisyonunca makilik alan olarak belirlenen alanlarda özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceğinin kabul edildiği, ancak, anılan 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının orman niteliğini koruyan makilik alanlara uygulama yerinin bulunmadığı, hükme esas alınan orman, fen ve ziraat bilirkişi kurulu raporunda ise dava konusu parsellerin ilk tahdidinin yapıldığı 1948 yılı ve öncesinde tam kapalı orman vasfında ve orman örtüsünün devamı niteliğinde olduğu, sahaların tamamının 1948 yılında yapılan orman tahdidi ile devlet ormanı sınırları içinde kaldığı, parsellerin 1948 yılındaki vasfının bu sahalarda makilerin tefrikine izin veren yasal düzenlemelerin uygulaması ve tapu verilmesini takiben bozulduğu, özellikle 1970 yılına ait hava fotoğraflarında görüldüğü üzere 397 ve 503 nolu parsellerin dışında kalan parsellerin tamamının orman ve maki örtüsünün kaldırıldığı ve tarla vasfına haiz olduğu, güncel uydu görüntüsü ve 1997 yılı memleket haritasından da anlaşılacağı üzere dava konusu parsellerde uzun süre tarımsal faaliyetlerin yapılmadığı ve dolayısıyla parsellerin bütününde orman diri örtüsü, çalı ve meşelerin tekrar sahaya geldiği, 397 ve 503 nolu parsellerde kapalı bir orman vejetasyonu ve ekosistemi olduğu, diğer parsellerde ise boşluklu olarak orman vejetasyonu olduğu, fakat bu parsellerde orman bütünlüğünü oluşturacak kapalılığın olmadığı belirtilmiş olmasına göre dava konusu parsellerin eylemli orman ve muhafaza makisi niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu parseller hakkında 22/03/1996 tarih ve 1993/5-1 sayılı inançları birleştirme kararının uygulama yerinin bulunmadığı ve dava konusu parseller hakkında oluşturulan tapulara değer verilemeyeceğinin açık olduğu, dava konusu parseller 1952 yılında makiye tefrik edilerek 1956 yılında ise 4753 sayılı Kanun uyarınca gerçek kişiler adına tapuya bağlanmış ise de az yukarıda açıklandığı üzere dava konusu parsellerin kısmen 1970 li yıllarda tarım arazisi olarak kullanıldığı, 1997 tarihli memleket haritası ve güncel hava fotoğraflarından uzun süredir tarımsal üretimde kullanılmadığı, taşınmazların eylemli orman ve muhafaza makisi niteliğinde olduğu, orman diri örtüsünün yeniden oluştuğu anlaşıldığından mahkemece davacı ... İdaresi tarafından açılan tapu iptali ve tescil davasının kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesi gerekmekte iken yazılı şekilde tapu iptal davasının reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu" gerekçesiyle, davacı-karşı davalı ... İdaresi vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle, asıl dava yönünden açılmış bulunan davanın kabulüne, dava konusu Yalova ili Altınova ilçesi ... Köyü 346,363,364,365,366,394,397,503,526 ve 528 parsel sayılı taşınmazların davalılar adına olan tapu kaydının iptaline, taşınmazların orman vasfıyla Hazine adına tesciline, karşı dava yönünden açılmış bulunan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar-karşı davacılar vekili ile dahili davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 3116 sayılı Orman Kanunu (3116 sayılı Kanun) hükümlerine göre 1948 yılında keşinleşen orman tahdidi, 1952 yılında maki tefriki, 1956 yılında arazi kadastrosu, 31.01.2013 tarihinde ilan edilip kesinleşen, evvelce sınırlaması yapılmamış ormanların kadastrosu ve sınırlaması yapılmış ormanlarda aplikasyon ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 3302 sayılı 31.08.1956 Tarihli ve 6831 Sayılı Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (3302 sayılı Kanun) ile değişik 2/B madde uygulaması ile 2022 yılında 22/2-a çalışmaları yapılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesince; çekişmeli taşınmazların 1948 yılında yapılan orman tahdidi içerisinde bırakıldığı, 1952 yılında makiye tefrik edildiği ve 1956 yılında 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'na (4753 sayılı Kanun) göre tevziye tabi tutularak tapuya bağlandığı ve fakat 22.03.1996 tarihli ve 5/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının orman niteliğini koruyan makilik alanlara uygulama yerinin bulunmadığı, dava konusu parsellerin de eylemli orman ve muhafaza makisi niteliğinde olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de; yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmak için yeterli olmadığı gibi, delillerin takdirinde de hataya düşülmüştür.
Şöyle ki; bilindiği üzere, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22.03.1996 tarihli ve 1993/5 Esas, 1996/1 Karar sayılı içtihadında, 3116 sayılı Kanun'un 5653 sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun (5653 sayılı Kanun) değişik 1/e maddesine göre çıkarılan “Makilik ve Orman Sahalarının Birleştiği Yerlerde Orman Sınırlarının Tespitine Ait Yönetmelik” ile bu Yönetmelik uyarınca kurulan maki komisyonlarının yasal olduğu ve yaptıkları işlemlerin de geçerli olduğu kabul edilmiş ve söz konusu komisyonlar tarafından makilik alan olarak belirlenen taşınmazlar hakkında özel kanunlar gereğince oluşturulan tapular da yasal prosedüre uygun ve geçerli olduğundan bu tapulara değer verileceği hüküm altına alınmıştır. Yine, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı içtihadında da, maki komisyonlarınca 5653 sayılı Kanun'a göre yapılarak kesinleşen ve özel kanunlar gereğince tapu kaydı oluşan taşınmazlar hakkında 1993/5 Esas ve 1996/1 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararının uygulanmasına devam olunacağı ifade edilmiştir. Bu doğrultuda bir yer, makiye ayrılan alanda kalmakla birlikte özel kanunlar gereğince hakkında tapu oluşturulmuşsa, tapuya ... ilkesi gereği herhangi bir şarta bağlı olmaksızın bu tapulara geçerlilik tanınması gerektiği açıktır. Bölge Adliye Mahkemesinin bu yöne tekabül eden, diğer bir deyişle, yukarıda belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararının orman niteliğini koruyan makilik alanlara uygulama yerinin bulunmadığı yönündeki gerekçesi yerinde değildir.
Ne var ki; somut olayda, 1948 yılında yılında orman tahdidi içinde olup, 1952 de maki tefrikine ayrılan ve 4753 sayılı Kanun uyarınca tapuya bağlanan yerlerde 1956 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında; 346 parsel, 1952 tarih ve 306 sıra numaralı, 364 parsel, 1952 tarih ve 299 sıra numaralı, 366 parsel, 1952 tarih ve 308 sıra numaralı, 528 parselin kök parseli olan 393 parsel, 1952 tarih ve 338 sıra numaralı, 394 parsel, 1952 tarih ve 318 sıra numaralı, 526 parselin kök parseli olan 395 parsel, 1952 tarih ve 269 sıra numaralı, 503 parselin kök parseli olan 396 parsel, 1952 tarih ve 296 sıra numaralı, 397 parsel, 1952 tarih ve 290 sıra numaralı makiye ayırma işlemi sonrası oluşturulan tevzi tapu kayıtları uygulanarak, 363 ve 365 parseller ise senetsizden tespit görmüş, ancak Bölge Adliye Mahkemesince, tespite esas alınan tapu kayıtları ilk tesisinden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Müdürlüğünden getirtilerek kapsam tayini yapılmamıştır. Bu durum karşısında, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.03.1996 tarih ve 1993/5 Esas, 1996/1 Karar sayılı içtihadının temyize konu dosyada taşınmazların tamamına mı yoksa bir kısmına mı uygulanacağı noktasında tereddüt meydana gelmiştir.
Hal böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince doğru sonuca ulaşılabilmesi için, öncelikle kadastro tespitine esas alınan yukarıda belirtilen tapu kayıtları tüm tedavülleri ile birlikte ilk tesisinden itibaren sıra izler biçimde, tapuların harita veya krokileri varsa bunlar da eklenerek ilgili Tapu Müdürlüğünden getirtilmeli, maki tefrikinin daha sonradan iptal edilip edilmediği de Orman İdaresinden sorularak gerekli tüm belgeler celp edilmeli, bundan sonra mahallinde, daha önceki keşifte yer almayan bir fen elemanı ve bir orman mühendisi bilirkişi ile yöreyi iyi bilen yaşlı, tarafsız mahalli bilirkişiler ve taraf tanıklarının katılımıyla yeniden keşif yapılmalı, çekişmeli taşınmazların tespite esas alınan tapu kayıtlarının çekişmeli parselleri kapsayıp kapsamadığı, bu arada senetsizden tespit gören 363 ve 365 parseli de kapsayıp kapsamadığı araştırılarak, sınırları keşifte hazır bulunanlardan sorulmak ve fen bilirkişi raporunda da gösterilmek suretiyle belirlenmeli, yine tapuların kroki veya haritaları varsa bunlar 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 20/A maddesi gereğince uygulanmalı ve kapsamı tayin edilmeli, tüm bu araştırmalardan sonra dava konusu taşınmazların tamamının tevzi tapuları kapsamında kaldığı anlaşılırsa tapuya ... ilkesi ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22.03.1996 tarihli ve 1993/5 Esas, 1996/1 Karar sayılı içtihadı uyarınca asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, aksi takdirde asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmelidir.
Bölge Adliye Mahkemesince, açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma sonucu ve delillerin takdirinde hataya düşülmesi nedeniyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davalılar-karşı davacılar vekili ile dahili davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
İstek halinde peşin harcın temyiz eden davalılar-karşı davacılara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.