Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde, vekil edeninin davalılardan ... ile bu kişiye ev yapması karşılığında kendisine 350,00 metrekare arsa verilmesi hususunda anlaşma yaptıklarını, müvekkilinin kendi edimini yerine getirerek evi, anlaşmada kararlaştırıldığı gibi yaparak davalılardan ...’e teslim ettiğini, ...’in de yapılan ev karşılığında, kendisine ait olduğunu söylediği bir yer göstererek, bu yerin tapusunu vekil edenine vereceğini, vekil edeninin burada ev yapabileceğini söylerek gösterdiği yeri fiilen teslim etmesi neticesinde müvekkilinin kendisine fiilen teslim edilen yere tek katlı ev yaparak ailesiyle oturduğunu, davalılardan ...’in diğer davalı ...’in babası olduğunu, vekil edeninin sonradan davalılardan ...’in kendisine teslim edip tapusu vereceğini söylediği dava konusu 102 ada 392 parsel sayılı taşınmazın tapudan mülkiyetinin devrini istemesine rağmen, devri yapmayıp kendisini oyaladığını, müvekkilinin sonradan dava konu edilen taşınmazın mülkiyetinin tapuda davalılardan ... adına olmayıp onun oğlu olan diğer davalı ... adına olduğunu öğrendiğini, bu defa diğer davalı olan ...’den tapunun devrini istemesine rağmen bu isteğinin yerine getirilmedini açıklayarak dava konusu 102 ada 392 parsel sayılı taşınmazın 350 metrekarelik kısmının tapusunun iptali ile davacı müvekkili adına tapuya tesciline, bu talebi kabul edilmediği takdirde dava konusu taşınmazın 350 metrekarelik bölümünün değeri ile bu bölüm üzerinde vekil edeninin yapmış olduğu evin değerinin toplamı olan bedelin, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak üzere ve belirsiz alacak niteliğinde, şimdilik 1.000,00 TL alacak olarak davalılardan yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.
Davalılardan ... cevap dilekçesinde, davacı tarafın dava dilekçesinde sözünü ettiği anlaşmayı diğer davalı olan babası ...’in, davacı ile değil, davacının babası ... ile yaptığını, bu anlaşma gereğince 350 metrekarelik bir değil, 150 metrekare bir yerin verileceğinin taahhüt edildiğini, davacı tarafın meseleyi çarpıttığını, yapılan anlaşmadan sonra da davacının babasının vefat ettiğini, vefat eden ...’nun davacıdan başka mirasçılarının da bulunduğunu ve ortada talep edilmesi gereken bir hak varsa da bunu davacının tek başına talep edemeyeceğini, ancak sözünü ettiği ve davacının babasına verilmesi taahhüt edilen 150 metrekarelik taşınmazdan mirasçı olarak davacının payına düşen kısım yönünden davayı kabul ettiğini belirterek savunmada bulunmuştur.
Davalılardan ... ise davaya cevap dilekçesinde davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın belirsiz alacak davası olarak talep edilen kısmında hukuki yarar bulunmadığından dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava terditli olarak, tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde ise alacak istemine dayanmaktadır.
HMK’nin 111. maddesinde terditli dava düzenlenmiş olup bu düzenleme, anılan maddede “ Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-ferilik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır.
Mahkemece, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’i talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz” şeklindedir.
Somut olayda da dava, terditli olarak tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde alacak talebi niteliğindedir. Davacının davası terditli istemlere dayandığına göre HMK’nin yukarıda belirtilen 111. maddesi gereğince, davacının ilk ya da asli talebi olan tapu iptali ve tescil talebi hakkında bir karar verilmesi ve ancak bu ilk ya da asli talebin reddi halinde ikinci ya da feri talebin incelenmesine geçilerek ikinci talep hakkında karar verilmesi gerekirken, ilk ya da asli talep hakkında bir karar verilmeksizin ve ilk ya da asli talep reddedilmeksizin ikinci talebin incelenmesine geçilip yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 20.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.