Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.06.2016 tarihli ve 2015/192 E., 2016/259 K. sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi, 62,52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 33.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

Sanık müdafiinin temyiz isteği; kararın bozulmasına, ilişkindir.

Katılan ...'ın yanında çalışan sanık ...'ın ticari ilişki nedeniyle katılana verilmek üzere kendisine teslim edilen keşidecisi ..., lehtarı ... olan Z1002502 numaralı, 05.07.2014 keşide tarihli, 20.000,00 TL bedelli müşteri çekini katılanın imzasını taklit ederek ciro yoluyla ... isimli şahsa vermek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasının yargılamasında, sanığın savunmasında, katılanın amcası olduğu ve ortak olduklarını, suça konu çeki vermiş olduğu mallar karşılığında ...'den aldıklarını, çeki ciro ederek Salih'e verdiğini, katılanın bu işler için kendisine vekaletname verdiğini, katılan amcasından alacaklı olduğunu beyan ederek suçlamaları kabul etmediği, suça konu çekin 10.03.2014 tarihinde ... Ticaret firmasına ödeme amacıyla verildiğine dair makbuz, çek üzerinde ihtiyati tedbir kararı bulunması nedeniyle ödeme yapılmadığına dair banka yazısı, çekin arka yüzündeki birinci ciranta yazısının sanığın eli ürünü olduğuna dair uzmanlık raporunun içeriği ve tüm dosya kapsamından edinilen kanaat ile sanığın üzerine atılı nitelikli dolandırıcılık suçunun sübut bulduğu kabul edilerek temyize konu mahkumiyet kararı verilmiştir.

1. 5237 sayılı Kanun’un 'Dolandırıcılık' başlıklı 157 nci maddesinde; 'Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir' şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş olup, 158 inci maddesinde ise suçun nitelikli hâlleri sayılmıştır.
Dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı, 5237 sayılı Kanun’un 157 nci maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma şeklinde ifade edilmiş olup, mal varlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer mal varlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlal edildiğine vurgu yapılmıştır.
Sanığın katılan ...'a yönelik nitelikli doladırıcılık suçunu işlediği iddia ve kabul olunmuş ise de, uzlaşma kapsamına alınan 5237 sayılı Kanun'un 155 inci maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi, tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde, nitelikli hali oluşmaktadır.
Somut olayda, katılan ...'ın yanında çalışan yeğeni sanık ...'ın ticari ilişki nedeniyle katılana verilmek üzere teslim aldığı keşidecisi ..., lehtarı ... olan Z1002502 numaralı, 05.07.2014 keşide tarihli, 20.000,00 TL bedelli müşteri çekini katılanın imzasını taklit ederek ciro yoluyla ... isimli şahsa vermek suretiyle menfaat temin ettiğinin iddia ve kabul olunması karşısında; maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından, öncelikle sanık ile katılan arasındaki hukuki ilişkinin hizmet ilişkisi mi, yoksa ortaklık ilişkisi mi olduğunun yöntemince araştırılması, tarafların dinlenmesi, sanığın soruşturma ifadesinde belirttiği tanıkların bilgisine başvurulması, sonucuna göre aralarında alacak/borç ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi, sanık ...'ın suça konu çeki verdiği ... isimli şahsın tanık olarak ifadesine başvurulmak suretiyle suça konu çeki hangi hukuki ilişkiye istinaden aldığı, ödeme yasağı nedeniyle çek bedelinin ödenmemesi karşısında şikayetçi olup olmadığının sorulması, katılan tarafından sanık adına düzenlenen vekaletnamenin içeriği de gözetilerek sanığın daha önce benzer şekilde firma adına çek, senet vb. belgeler teslim alıp almadığı, katılan veya ... Ticaret adına bu tür belgeleri imzalayıp imzalamadığı usulünce araştırılıp toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmeden eksik araştırma neticesinde mahkumiyet kararı verilmesi,

2. Kabule göre de;
a) Sanığın eyleminin 24.10.2019 tarih ve 30928 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253 ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaşma kapsamına alınan 5237 sayılı Kanun'un 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında hataya düşmek suretiyle hüküm kurulması,
b) Sanık hakkında hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi halinde uygulanacak olan 5275 sayılı Kanun’un 106 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasının, 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6545 sayılı Kanun'un 81 inci maddesiyle yapılan değişik uyarınca yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Nedenleriyle, hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.06.2016 tarihli ve 2015/192 E., 2016/259 K. sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

06.06.2024 tarihinde karar verildi.