İstinaf başvurusunun esastan reddi, düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddi

Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

1)İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.06.2017 tarihli ve 2015/103 Esas, 2017/110 sayılı Kararı ile sanık ... hakkında hakkında zincirleme basit zimmet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 247/1 ve 43. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 53/5. maddesi gereği hak yoksunluğu uygulanmasına, sanık ... hakkında ise zimmet suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi gereğince beraatine hükmolunmuştur.

2) İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin, 10.01.2018 tarihli ve 2018/91 Esas, 2018/88 sayılı Kararı ile sanık ... hakkında verilen hükmün düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine, sanık ... hakkında verilen hükme yönelik ise istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

1)Katılanlar vekilinin temyiz dilekçesi, resen dikkate alınacak hususlarla birlikte beraatine karar verilen sanık ... yönünden kararın bozularak, sanığın atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğine,
2)Sanık ... müdafiinin temyiz dilekçesi, usul ve esasa aykırı karar verildiğine, delillerin takdirinde hataya düşüldüğüne, eksik araştırma yapıldığına ve sair hususlara,
İlişkindir.

Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 17.06.2021 tarihli ve 2021/5-43 Esas, 2021/287 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; sanık ... ile katılan ... arasındaki vekalet ilişkisinde kamu otoritesi ve kamu gücünün kullanılmadığı, söz konusu paranın teslim edilmesinin sanığın avukat olmasının doğal sonucu değil katılan tarafından şahsına duyulan güven ilişkisi nedeniyle verilen ahzu kabz yetkisi kapsamında gerçekleştirildiği ve buna bağlı olarak da aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi kapsamında kaldığı gözetildiğinde, sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 155/2. maddesinde tanımı yapılan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı ve 24.10.2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253/1-b maddesine eklenen alt bentler arasında yer alan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı Kanun'un 7/2. maddesinin ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur'' hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 35. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 254. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanık ...'nin ve eylemler arasındaki bağlantı nedeniyle diğer sanık ...'in hukuki durumlarının ayrı ayrı takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hükümler kurulması,
Hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılanlardan Hazine ile ... vekilinin ve sanık ... müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen hükümlerin, 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, bozmaya konu kararın niteliği de gözetilerek 5271 sayılı Kanun’un 304/2-(a ve b) maddesi uyarınca İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
06.06.2024 tarihinde karar verildi.