Davanın reddine
Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili; Devrek ilçesi Yağmurca Köyü ... mevkiindeki taşınmazın 1965 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 46 parsel numarasıyla havza-i fahmiye (taş kömürü havzası) sınırlarında kaldığından bahisle tescil harici bırakıldığını, dava konusu taşınmazın, ölümüne kadar davacının murisi ..., muris ...'ın ölümünden sonra da davacı tarafından olmak üzere zilyetliklerinin 50 seneden fazla olduğunu, dava konusu taşınmaz üzerinde davacı tarafından yapılmış binalar ve murisleri tarafından dikilmiş yüz yaşından büyük meyve ağaçları bulunduğunu, davacı tarafından taşınmaz üzerine yeni yapılan binaya ruhsat alma işlemleri sırasında taşınmazın tapusunun olmadığını öğrendiklerini, taşınmaz üzerinde zilyetlikle kazandırıcı zaman aşımının fazlasıyla oluştuğunu beyanla, tescil harici bırakılan dava konusu parselin davacının babası ... mirasçıları adına hisseleri oranında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... İdaresi temsilcisi; zaman aşımı itirazında bulunduklarını, ayrıca dava konusu taşınmazda zilyetlikle kazanma şartlarının oluşmadığını, devlete ait ormanın zilyetliğe dayanılarak kazanılamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili; dava konusu taşınmazın orman olarak tapulama dışı bırakıldığını, zilyetliğe dayalı kazanım unsurlarının oluşmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Davalı Köy Tüzel kişiliği temsilcisi; dava konusu taşınmazın öncesinin orman olduğunu, en az 20 yıldır davacı tarafından ekilip biçilmediğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 20.01.2015 tarih ve 2013/248 E., 2015/10 K. sayılı kararla; davaya konu Devrek ilçesi ... Köyü ... mevkiinde kain 46 parsel numaralı taşınmazın kadastro tespiti çalışmaları sırasında ilk önce ... adına tespit gördüğü, bu tespite karşı ... tarafından yapılan itiraz üzerine Tapulama Komisyonu tarafından 28.05.1970 tarihinde niza konusu taşınmazın orman olarak tespit dışı bırakılmasına karar verildiği, ... 'ın işbu karara karşı Devrek Tapulama Hakimliğine itirazda bulunması üzerine adı geçen mahkemece 1970/87 esas, 1972/188 karar sayılı ilam ile davaya konu 46 parsel sayılı taşınmazın orman olarak tapulama dışı bırakılmasına karar verildiği ve mezkur kararın 09.02.1976 tarihinde kesinleştiği, derdest davanın ise 06.09.2013 tarihinde açıldığı, kadastro tespiti öncesi zilyetliğe dayanan hak yönünden Kadastro Kanununda zikrolunan 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, tespit öncesi herhangi bir tapu kaydına dayanılmadığı, tespit sonrası zilyetliğe ise taşınmazın orman niteliği kesinleşmekle ve ormanların zilyetlikle iktisabı mümkün olmadığından hukuken değer verilemeyeceği, davanın hukuki dayanaktan yoksun kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 07.05.2018 tarihli ve 2018/592 E., 2018/3481 K. sayılı ilamıyla; ".... öncelikle mahkemece halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi, bir fen elemanı ve bir ziraat mühendisi aracılığıyla mahallinde yapılacak inceleme ve keşifte, Devrek Tapulama Hakimliğinin 1970/87 E. -1972/188 K. sayılı kararına konu 46 parsel sayılı taşınmaza ilişkin kadastro paftası ve krokisi zemine uygulanmak suretiyle davacı tarafından eldeki davada talep edilen taşınmaz ile aynı olup olmadığı kesin ve net bir şekilde saptanmalı, söz konusu mahkeme kararına ilişkin yer ile eldeki davaya konu çekişmeli taşınmazın aynı olması halinde kesin hüküm oluşturup oluşturmadığı hususu değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Söz konusu kararın kesin hüküm oluşturmadığının veya davaya konu yerin aynı taşınmaz olmadığının belirlenmesi halinde, mahkemece, en eski tarihli ve dava tarihinden geriye doğru 15-20 yıl öncesine ait memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ve fotogrametri yöntemiyle kadastro çalışmalarına altlık olarak düzenlenen kadastro paftası ilgili yerlerden getirtilip, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116,4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, eğimi, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritası ve hava fotoğrafının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafı ölçeğine çevrildikten sonra, bu haritalar komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte aynı haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, bilirkişilere hava fotoğrafları ve dayanağı haritaları stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip, raporlarında taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, taşınmazlar üzerinde bulunan bitki örtüsünün niteliği, ağaçların yaşları ve dağılımları ile ilgili açıklama yapmaları istenmelidir. Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; yapılacak keşifte, tarım uzmanı bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, taşınmazın zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi niteliğinde olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanarak, bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; varsa, zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl süreyle ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp gerçek kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, tescile karar verilecek gerçek kişiler yanında, (murisler) yönünden de aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği tapu müdürlüğü ve ilgili kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, hükme ve denetime elverişli bilirkişi raporunda da sabit olduğu üzere işbu dava konusu taşınmaz ile Devrek Tapulama Hakimliğinin 1970/87 E., 1972/188 K. sayılı ilamındaki dava konusu yerin aynı yer olduğunun tespit edildiği, Devrek Tapulama Hakimliğinin kararının kesin hüküm teşkil ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
7139 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi uyarınca Orman İdaresinden harç alınmasına yer olmadığına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
06.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.