Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili bankaya kredi borçlusu olan dava dışı ... Mobilya Müh. ve Mimarlık San. Tic. Ltd. Şti ve kredi kefilleri olan davalı ... ... ve dava dışı ......., hakkında genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borçların tahsili amacıyla Konya 10. İcra Müdürlüğünün 2015/7146 Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, yapılan haciz işlemleri neticesinde borçlu ve diğer dava dışı şirket adına kayıtlı 6 adet araç ve taşınmaz hisseleri dışında hiçbir aktif malvarlığına rastlanmadığını, bu taşınmaz ve araçlar üzerinde yüksek meblağlı birçok kurum haczi ve ipoteğinin mevcut olduğunu, yapılan araştırmalarda davalı borçlu ve dava dışı borçlu adına kayıtlı iken kredi sözleşme tarihinden hemen sonra adlarına kayıtlı 23 adet taşınmazın devredildiği tespit edilmiş olup, bu taşınmazlardan 5 tanesinin dava konusu edildiğini, bu 5 adet taşınmazın piyasa rayiç bedellerinin çok altında bir değer ile devredildiğini, davalı borçlu...nin kardeş olup diğer davalılar ile akrabalık ilişkilerinin mevcut olduğunu, bu nedenlerle davalılar arasındaki bu tasarrufun muvazaalı olup iptali gerektiğini, bu taşınmazlara ilişkin tasarrufların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ........, vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davalı borçlunun mirasçılarından kalan 1/2 miras hakkına sahip oldukları bir kısı taşınmazların rızaen taksimi konusunda mutabık kaldıklarını, bu mutabakatta taşınmazların piyasa değerleri dikkate alınarak eşit değerlerde bir paylaşıma gidildiğini ve miras taksim sözleşmesi imzalandığını, bu miras taksim sözleşmesi uyarınca da dava konusu edilen taşınmazların müvekkili adına tescil edildiğini, aynı sözleşme kapsamında yine davalı borçlu adına da 3 adet taşınmazın tescil edildiğini ve bu taşınmazlarda İstanbul'da bulunan taşınmazın oldukça değerli bir taşınmaz olduğunu, miras taksim sözleşmesinin mal kaçırmak kastı ile olmasının aksine tamamen taşınmazların eşit değerler oranında paylaşımına dikkate edilerek yapıldığını, taşınmazların miras taksim sözleşmesi uyarınca tescil edildiğinin alım satım akdi bulunmadığını, mal kaçırma kastı olmadığını, davanın reddine karar verilmesini
savunmuştur

Mahkemenin 11.02.2021 tarihli ve 2016/1083 Esas ve 2021/102 Karar sayılı kararıyla; davaya konu taşınmazların miras taksim sözleşmesi ile davalı ...'e devredildiği, yine söz konusu sözlü olan miras taksim sözleşmesi ile borçlu davalıya da bir takım taşınmazlar devredildiği, bütün taşınmazların miras taksim sözleşmesinde tarihindeki değerleri tespit edildiği, bu durumda borçlu davalı tarafından davalı ...'e devredilen taşınmazların toplam değerlerinin 1.843.000,00 TL civarında olduğu, davalı ... tarafından borçlu davalıya devredilen taşınmazların değerinin ise 1.405.000,00 TL civarında olduğu anlaşıldığı, taksim edilen taşınmazlar arasında çok önemli bir oransızlık bulunmadığı, dolayısıyla mal kaçırma kastı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine

karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili, istinaf dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava dosyasının tasarrufun iptali davasında bulunması gereken ön koşullar yönünden sübut bulduğunu, dava konusu taşınmazların dördünün de borcun doğum tarihi olan 05.06.2013'ten sonra devredildiğini, davalı borçlunun borca batık olduğunu, İİK'nın 278/2 nci maddesi gereğince dava konusu 4 adet taşınmazın tamamının gerçek değerlerinin çok altında bedellerle devredildiğinin dava sürecinde alınan raporlarla da ispatlandığını, davalıların abla - kardeş olduklarını ve aynı zamanda 3 farklı şirkette devam eden ortaklık ve hissedar sıfatlarının bulunduğunu, bu durumun da İİK'nın 280/1-2 nci maddeleri gereğince birbirlerinin içinde bulundukları mali durumları bilebilecek durumda olduklarını, dava konusu satış işlemlerinin bu maddeye dayalı olarak alacaklılara zarar verme kastından da iptalinin gerektiğini beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirlenen kararıyla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları temyiz dilekçesinde de ileri sürmüştür.

Dosya içeriğine ve kapsamına göre uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 277 ve devamı maddeleri.

Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere; dava konusu gayrımenkullerin davalılar arasındaki miras taksim sözleşmesine göre devredilmiş olduğunun anlaşılmasına, taksim sözleşmesi gereğince davalı ...'tan davalı borçluya devredilen dava dışı, gayrımenkullerle dava konusu gayrımenkullerin kıymetlerinin de birbirine yakın olduğunun da anlaşılmış olmasına göre davacı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

05.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.