1- TCK'nın 267/1,269,50/1-a, 52/2. maddeleri uyarınca mahkumiyet
2- TCK'nın 268/1,269,50/1-a, 52/2. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1412 sayılı CMUK'nın 305. maddesindeki temyiz sınırı ve hükmolunan adli para cezalarının miktarı karşısında, hükümlerin kesin olması nedeniyle sanık müdafiinin temyiz isteğinin CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE, 17.12.2012 tarihinde üyeler ... ile ...'ın karşı oyları ve oyçokluğuyla karar verildi.
Sanık ...'un arkadaşları ile birlikte bir minibüsün önünü kesmesi nedeniyle gözaltına alındıktan sonra kendisini ... olarak tanıttığı, çeşitli suçlardan yürütülen soruşturma sırasında sorgusu için sevkedildiği Sulh Ceza Mahkemesi huzurunda da yine gerçek şahıs olan ...'un kimlik bilgilerini kullandığı ve bu şahıs hakkında açılan davaların yargılaması sırasında gerçeğe rücu ettiği iddia edilip, TCK'nın 268/1, 267/1,269/3-a maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
Sanığın iddia ve kabul edilen bu eylemi TCK'nın 268/1. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçunu oluşturduğu ve anılan madde aracılığıyla TCK'nın iftira suçuna ilişkin 267/1. maddesi ile cezalandırılması gerektiği halde, hatalı bir nitelendirmede bulunan yerel mahkeme sanığın bu eyleminin hem TCK'nın 268/1. maddesinde yazılı başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma, hem de 267/1. maddesinde yazılı iftira suçunu oluşturduğunu kabul ederek anılan maddeler uyarınca iki ayrı suçtan dolayı iki kez 1.460 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
Hükmün verildiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan yasal düzenleme gereğince herbiri diğerinden bağımsız olarak ele alındığında kesin nitelikte bulunan bu mahkumiyet hükümleri sanık müdafii tarafından, suç niteliğinde yanılgı bulunduğu belirtilmek ve yerel mahkemenin bir eylemden dolayı iki ayrı suçtan mahkumiyet hükmü kurmasının yasaya aykırılık oluşturduğu ifade edilmek suretiyle temyiz edilmiştir.
Kesin nitelikteki hükümlerin suç niteliğinde hata yapıldığı ileri sürülerek temyizi halinde, bu hususun Yargıtay'ın ülke genelinde yargı birliğini sağlama ödevi nedeniyle kesin hükmü temyizen incelenebilir kıldığı bilinen ve yerleşik bir uygulamadır.
Somut olayda bu tür bir hukuka aykırılık bulunduğu gibi, TCK'nın 44. maddesi hükmü de ihlal edilmiştir. Üstelik sanığın tek eylemi nedeniyle iki ayrı suçtan verilen adli para cezalarının toplamı da kesinlik sınırının üstündedir. Bu itibarla, belirtilen hükümlerin temyiz yasa yoluyla incelenmesi gerektiği görüşüyle, sayın çoğunluğn temyiz başvurusunun reddi yolundaki düşüncesine katılmıyoruz.