... ile Hazine ve Hacısungur Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki mera sınırlandırmasının iptali ve tescil davasının reddine air Malkara Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 22.03.2007 gün ve 355/70 ... hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:

Davacı vekili, kazanmayı sağlayan zilyetlik nedeniyle 133 parsel ... taşınmaza ait mera sınırlandırma kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, Ahi Çelebi Vakfına ait ilam örneğinin dava konusu taşınmazla birlikte taşınmazın da bulunduğu Hacısungur köyünün tüm taşınmazlarını, köy içi dahil kapsamına aldığı keşif ve bilirkişi uygulamasıyla anlaşıldığı ve dava konusu taşınmazın vakıf malı niteliğinde olması nedeniyle kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu 133 parsel ... taşınmaz, senetsizden tarla niteliğiyle 6168 m2 yüzölçümlü olarak 04.08.1958 tarihinde ... adına tespit edilmiş, 28.07.1959 tarihinde tutanağa verilen şerhle; muhtar ve bilirkişilerin yeniden inceleme talepleri üzerine, bu gayrımenkulün evvelce kadim köy mer’ası iken, bilahare ...’ın sürerek tarla haline getirdiği ve fuzulen işgal ettiği sabit olmakla Hazine adına tespit edildiği anlaşılmaktadır. Ardından dava dışı 3. kişiler tarafından Malkara Kadastro Mahkemesinde açılan tespite itiraz davası sonucunda, mahkemece, 25.04.1996 tarihinde kesinleşen 1988/175-1989/146 Esas ve Karar ... hükümle davanın feragat nedeniyle reddine, taşınmazın tespitinin iptaline, aynı miktar ve ölçülerle mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili, dava konusu taşınmazın vekil edeninin satın almak suretiyle eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik nedenine dayalı olarak 133 parsel ... taşınmaza ait mera sınırlandırma kaydının iptal ve tescili isteğinde bulunmuş, davalı Hazine vekili davanın reddini savunmuş, mahkemece, mahallinde yapılan keşif sırasında dava konusu taşınmazın Ahi Çelebi Vakfına ait 21/552 Esas numaralı vakıfnameye ait ilamın mevkii olarak dava konusu taşınmazı okumasa da, bir bütün halinde taşınmazı da kapsadığı, mevkiler birleştirildiğinde dava konusu taşınmaz ve taşınmazın bulunduğu Hacısungur köyündeki tüm arazileri kapsamına aldığı, bilirkişi beyan ve raporlarından anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Dava konusu taşınmazın Ahi Çelebi Vakfı’nın kapsamında kaldığı ve bu noktadan hareketle taşınmazın vakıf malı olduğu kabul edildiğine göre, TMK.nun yürürlüğe girmesinden önce kurulan ve mülhak veya mazbut vakıf niteliğinde bulunan Ahi Çelebi Vakfı yönünden 2762 ... Eski Vakıflar Kanununun 40 ve 5737 ... Yeni Vakıflar Kanununun 76.maddesi gereğince ilgisi nedeniyle davanın öncelikle Vakıflar Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi, davaya katıldıkları takdirde delillerini sunmaları konusunda süre ve imkan tanınması, ondan sonra davanın yürütülmesi gerekmektedir. Çünkü, 4721 ... TMK.nun 111 ve 5737 ... Vakıflar Kanununun 33. maddesi gereğince; Vakıflar Genel Müdürlüğünün tüm vakıflar üzerinde gözetim ve denetim hakkı vardır. Bu bakımdan öncelikle taraf teşkilinin sağlanması zorunludur. Bir taşınmazın vakfiyenin genel sınırları içerisinde kalması o taşınmazın vakıf malı olduğunu göstermez. Aynı zamanda vakfedilen mallar arasında çekişmeli taşınmaz malın bulunup bulunmadığının da belirlenmesi gerekmektedir. Yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar, taşınmazın vakıf malı olmadığını, ancak vakıfnamede ve vakfa ait kararda geçen mevkiler bir bütün olarak düşünüldüğünde genel anlamda taşınmazın vakıf kapsamında kalabileceğini, ancak bildikleri ve duydukları kadarıyla taşınmazın bulunduğu yerde vakıf arazisinin olmadığını açıklamışlardır. Vakıflar Genel Müdürlüğü; bu tür davalarda taraf durumunda bulunduğundan Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen ve dosya arasında bulunan Ahi Çelebi Vakfı’yla ilgili yazılarına dayanılarak taşınmazın vakıf malı olduğunu söyleme olanağı bulunmamaktadır. Bu vakıfla ilgili Yargıtay’a yansıyan tüm dosyalarda taşınmazın vakıf sınırları içerisinde kalması yeterli olmayıp, o taşınmazın aynı zamanda vakfedilen mallar arasında yer alıp almadığının da belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır (1.Hukuk Dairesi 03.07.2000 tarih 2000/8702-8953 ... kararı, ..., Vakıflar Hukuku ve Mevzuatı, 2008 baskı, sayfa 244-247). Nitekim HGK.nun 06.02.2008 gün ve 2008/1-73,2008/112 ve 11.12.2002 gün ve 2002/1-1024 Esas, 2002/1053 ... kararlarında da aynı ilkeler vurgulanmıştır. Yani, bir taşınmazın vakıf malı olduğunun kabul edilmesi için vakfın genel sınırları içinde kalması yeterli olmayıp, vakfedilen mallar arasında bulunup bulunmadığının ayrıca saptanması gerektiğine işaret edilmiştir.
Bundan ayrı, mahkemece, taşınmazın vakıf malı olduğu kabul edildiğine göre vakıflar konusunda uzman bir bilirkişiye dosya ve ekleri bir bütün olarak verilerek vakfın türünün saptanması, vakıf malının zilyetlikle kazanılabilecek taşınmazlardan olup olmadığının belirlenmesi gerekirken bu husus üzerinde de durulmamıştır. Vakıf davaları yönünden vakıflar konusunda uzman bulunan bilirkişi veya kişilerden sözü edilen konuda rapor alınması zorunluluğu vardır. Konusunda uzman olmayan teknik bilirkişinin raporuna dayalı olarak taşınmazın vakıf malı olduğuna karar verilemez. Böyle bir rapor vakıf bakımından hükme esas alınamaz. O halde mahkemece yapılacak iş; taşınmazın bulunduğu yerde yeniden yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve tanıklar 6100 ... HMK.nun 243 ve 244. (1086 ... HUMK.m. 258) maddeleri uyarınca keşif mahalline davetiye ile çağrılmalı, teknik bilirkişi ile vakıflar konusunda uzman üniversite öğretim üyeleri arasından seçilecek üç uzman bilirkişi aracılığıyla, keşif yerinde uygulama yapılarak dava konusu 133 parselin Ahi Çelebi Vakfına ait vakıfname kapsamında kalıp kalmadığı belirlenmeli, vakıfname kapsamı içinde kaldığının anlaşılması durumunda ise söz konusu vakıfnamenin uzman bilirkişilere inceletilerek vakfın halen geçerliliğini koruyup korumadığı ve niteliği
belirlenmeli, vakıfnamenin kapsamında kalan taşınmazların tamamının vakıf malı niteliğinde olup olmadığı üzerinde durulmalıdır.
Dosya içeriğine göre, aynı mevkide bulunup da kadastro mahkemeleri tarafından hükme bağlanan komşu taşınmazların olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu parsellere ilişkin dava dosyaları da getirtilerek hüküm kurulurken gözönünde bulundurulması gerekir. Tüm bu eksiklikler giderildikten sonra toplanan deliller tartışılıp değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile usul ve yasaya aykırı bulunan yerel mahkeme hükmünün 6100 ... HMK.nun Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 ... HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 15,60 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine 17.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.