Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka tarafından kredi borçlusu ...'e kredi kullandırıldığını, kullandırılan kredinin geri ödenmemesi üzerine borçlulara ait kredi hesaplarının kat edildiğini ve borçlular aleyhine Samsun İcra Müdürlüğü'nün 2019/10893 takip sayılı dosyası ile ilamsız icra takibine geçildiğini, borçlunun borcunu karşılayacak mal varlığına rastlanmadığını haricen yapılan araştırmalarda Samsun İli İlkadım İlçesi 19 Mayıs Mah 1060 ada 30 parsel 2. Kat 5 nolu taşınmazı
akrabası ...'e düşük bedelle devrettiğinin tespit edildiğini, söz konusu satışın borçlunun alacaklısından mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ve muvazaalı olduğunu bu nedenle söz konusu taşınmazlar üzerine üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi için teminatsız olarak ihtiyati haciz konulmasını ve tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın öncelikle süre yönünden reddinin gerektiğini, İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali davasının açılabilmesi için iptali istenen tasarrufun, icra takibi konusu edilen borcun doğum tarihinden sonra yapılmasının gerektiğini, belirtilen hususun işbu davada gerçekleşmediğini, davanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki müvekkilinin dava konusu taşınmazı muvazaalı değil gerçek anlamda satın aldığını, müvekkilinin satın aldığı tarih incelendiğinde aradan uzunca bir zaman geçtiğini, o tarihlerde davalı ...'in maddi durumunun iyi olduğunu, çok uzunca bir zaman sonra davalı aleyhine icra takibi başlatılacağını müvekkilinin ön görmesinin beklenemeyeceğini ve düşünülemeyeceğini belirterek söz konusu davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; satış işleminin gerçek bir satış olduğunu, ... ile müvekkili arasında yakın arabalık ilişkisi olmadığını, bu kişiye davaya konu taşınmazını muvazaalı olarak malını riske atarak satması için hiçbir sebep olmadığını, zira kredinin tahsis ve verildiği tarihte hiçbir ekonomik sıkıntısı olmadığını, yapılan işlemin müvekkilinin ve işletmesinin hiçbir ekonomik kriz yaşamadığı dönemde yapılmış bir işlem olduğunu belirterek söz konusu davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin 07.04.2021 tarihli ve 2020/206 Esas ve 2021/214 Karar sayılı kararıyla; dosyaya sunulmuş muvakkat ya da kati aciz vesikası bulunmadığı, asıl borçlunun borcu karşılayacak mal varlığı bulunmadığından bahisle muvakkat aciz belgesi yada kati aciz belgesi iddiasına dayanamayacağı hususunun bir dava şartı olduğu dosyaya davacı tarafça sunulan haciz belgelerinin İİK.nun 102 nci maddesinin son fıkrası unsurlarını içeren bir geçici aciz belgesi niteliğinde olmadığı aynı kanunun 277 vd. maddeleri ile 105/1-2 ve 143 üncü maddeleri hükümleri gereğini ihtiva etmediği başlı başına bir haciz tutanağının aciz belgesi niteliği taşımayacağı tutanağın borçlunun borcu karşılayacak mal ve alacağına rastlanmadığı ibaresiyle bu ibarenin dayanacağı tüm işlemlerin eksiksiz yapıldığını göstermediği borçlunun ödeme güçlüğüne düştüğünü açık bir biçimde gösterir nitelikte olmadığı, ...'in ölümü ile dahili davalıların Samsun 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/39 esas 2021/36 sayılı kararı ile kayıtsız şartsız mirasını reddettikleri anlaşılmakla bu dahili davalılar aleyhine açılmış olan davanın usulden reddine, davacının diğer davalı ... ve ... aleyhine açmış olduğu davasının davalılar tarafından dosyaya sunulan tüm belge ve bilgiler incelendiğinde, taşınmazın satış işleminin borcun doğumu yani taraflar arasında imzalanan kredi sözleşmesi ile birlikte arada 2-3 gün gibi kısa bir zaman içerisinde akdedildiği, davalı tarafça taşınmazın bedelinin ödenmesi konusunda dosyaya sundukları dekontlar, ödeme belgeleri ve tanık beyanları dikkate alındığında taraflar arasındaki satışın gerçek satış olduğu, davacı alacaklı tarafından taşınmazın satışının yapıldığı tarihte tapuda herhangi bir şerh bulunmadığı, davacı tarafın satışın gerçek satış olmadığına dair dosyaya somut başkaca bir delil sunmadığı gerekçesiyle davacının bu davalılar yönünden davasının reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davaya konu Samsun İcra Müdürlüğü'nün 2019/10893 Esas sayılı dosyası incelendiğinde, borçlunun mevcut adreslerine hacze gidildiğini ve haczi kabil mal varlığı tespit edilemediğini, haciz tutanağının aciz vesikası hükmünde olduğunu, davalılar arasında yapılan tasarrufun alacaklıları ızrar kastıyla yapıldığını, tasarrufun bu yönü ile de iptale tabi olduğunu, davalıların taşınmaz bedelinin ödendiğine ilişkin herhangi bir dekont ya da hesap ekstresi sunamadığını, belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin 08.09.2021 gün, 2021/1551 E- 2021/1616 K sayılı kararı ile; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/(1)-b-1 inci madde ve bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Dosya içeriğine, mahiyeti ve kapsamına göre uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali hükümleri.
Bölge Adliye Mahkemesince; tasarruf tarihi itibariyle borçlunun mal varlığının borçlarını karşılamaya yeter olmadığının kanıtlanmadığı, keza davacı bankanın dahi tasarruf tarihinden sonra 28.04.2017 tarihinde borçlunun kefalet limitini artıran yeni sözleşme yaptığı, dinlenen tanık anlatımları ve davalı yanca sunulan faturalardan tasarrufun alacaklılara zarar verme kastıyla yapılmayıp gerçek bir alım satım olduğu ve tasarruftan sonra taşınmazın davalı üçüncü kişi uhdesine geçtiği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf talebi esastan reddedilmişse de varılan sonuç dosya kapsamına uygun değildir.
İİK'nun 280 inci maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemlerin, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde iptal edileceği hüküm altına alınmıştır.
Dava dosyası incelendiğinde; davacının 15.04.2016 ve devamında kullandırılan kredi genel sözleşmesinden kaynaklı alacaklı olduğu, alacağın tahsili için davalı borçlu aleyhine Samsun İcra Müdürlüğü'nün 2019/10893 sayılı dosya ile takip yapıldığı, takibin kesinleştiği, davalı borçlunun bilinen adreslerinde yapılan 06.02.2019 ve 27.07.2020 tarihli haciz tutanaklarının İİK madde 105 kapsamında geçici aciz vesikası hükmünde olduğu, davanın da İİK'nın 284 üncü maddesinde belirtilen 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.
Davalı ...'in davalı borçlunun eniştesi olduğunun ve İİK'nun 280/1 inci maddesi gereğince davalı ...'in davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişi olduğunun anlaşılmasına göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeler ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Değerlendirme bölümünde yer alan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, kararın BOZULMASINA;
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
HMK'nun 373/1 inci madde hükmü gereğince; dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.