Mahkûmiyet
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.02.2013 tarihli kararı ile; sanık hakkında dolandırıcılık suçundan beraat kararı verilmiştir.
2.Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.02.2013 tarihli kararının, katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin, 26.02.2018 tarihli ilâmıyla;
"Sanığın, katılan ile irtibata geçerek katılanın iş alanı olan lokma tatlısı ticareti ile ilgili olarak marka başvurusunda bulunabileceklerini söylediği, katılanın da sanık ...’nin çalıştığı ... Danışmanlık isimli işyerine giderek kendisi adına marka tescil işlemlerinin yürütülmesini talep ettiği, bu hususta katılan ile sanık arasında 15.12.2010 tarihinde marka işlemleri sözleşmesi düzenlendiği, bu sözleşme içeriğine göre katılanın öncelikle marka başvurusuna ilişkin olarak 745 TL ödemesi gerektiği, marka tescili sırasında da 478 TL ödemesi gerektiği, sözleşme yapıldığı sırada sanığın 550 TL peşin para verdiği, sonrasında 07.01.2011 tarihinde 195 TL para ödediği, marka tescil harcı için de 10.09.2011 tarihinde 480 TL para ödediği, başka firmanın yaptığı marka başvurusuna itiraz ücreti olmak üzere de katılandan 31.10.2011 tarihinde de 350 TL para alındığı, katılandan bu paralar alınmasına rağmen gerçekte katılan adına marka başvurusunda bulunulmadığı, sanığın 27.10.2011 tarihinde katılanı marka başvurusunda bulunduklarına inandırmak için internetten e-mail yolu ile bir başvuru örneği gönderdiği, bu başvuru örneğinde katılan adına 25.12.2010 tarihinde marka başvurusunda bulunulduğunun belirtildiği, ancak katılanın yaptığı araştırmada bu başvuru örneğinin de içerik itibariyle gerçek olmadığını tespit ettiği, sanığın 31.10.2011 tarihinde katılanın imzasını atarak veya üçüncü bir kişiye attırarak katılan adına marka başvurusunda bulunduğu, ancak bu marka başvurusunun da katılandan önce 05.11.2011 tarihinde benzer bir marka başvurusu bulunması nedeniyle reddedilmesi karşısında tüm dosya kapsamından, sanık tarafından marka başvurusuna ilişkin olarak değişik tarihlerde katılandan para alınmasına rağmen başvuru işleminin süresi içerisinde gerçekleştirilmediği ayrıca sanık ile katılan arasında bir hizmet ilişkisinin bulunması nedeniyle sanığa atılı eylemin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve bu suçtan mahkum edilmesi gerekirken sanığın dolandırıcılık suçundan yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,.."
Nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
3.Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesinin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan sanık hakkındaki 07.02.2019 tarihli mahkumiyet hükmünün Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin, 12.12.2019 tarihli ilâmıyla; uzlaştırma işlemlerinin yapılması için bozulmasına karar verilmiştir.
4.Bozma kararı sonrasında Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.03.2021 tarihli kararı ile sanık hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan, 6.000,00 TL ve 80,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
1.Sanığın temyizi; hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, atılı suçtan beraatine hükmedilmesi gerektiğine,
2.Sanık müdafinin temyizi; hükmün usul ve yasaya aykırı olduğundan bozularak beraatine karar verilmesi gerektiğine,
3.Katılan vekilinin temyizi; sanık hakkında dolandırıcılık suçundan ceza verilmesi ve verilen mahkûmiyet hükmünün bozulması gerektiğine,
İlişkindir.
1.Katılan ...'ın ... Gıda adlı şirketin yetkilisi olduğu, 2010 yılı Aralık ayında ... Danışmanlık adlı şirkette danışman olarak görev yapan sanık ile görüşerek firması için "ege lokmacılık" adıyla patent almak istediğini söylemesi üzerine aralarında 15.12.2010 tarihinde sözleşme yaptıkları, katılanın ilk etapta 745,00 TL para ödediğini, daha sonra sanık tarafından kendisine markanın tescil olduğunu söyleyerek 480,00 TL daha aldığı ancak yapmış olduğu araştırmada sanık tarafından kendisine gönderilen belgede başvurunun 25.12.2010 tarihi olmasına karşın katılanın bilgisi dışında 31.10.2011 tarihinde başvuru yapıldığı ve bu talebinde reddedildiği bu şekilde sanığın atılı suçu işlediğinden bahisle kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.
2. Sanık savunmalarında atılı suçlamayı kabul etmediği görülmüştür.
3.Mahkemesince, Hukukî Süreç başlığı altında (2) ve (3) numaralı paragrafta bilgilerine yer verilen Yargıtay bozma ilâmına uyulmasına karar verilmiştir.
4.Sanığın üzerine atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun 7188 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253 üncü ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaşma kapsamında olması nedeniyle, dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği ancak uzlaşmanın sağlanamadığı belirlenmiştir.
5. Mahkemesince sanık hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun sübut bulduğu kabul edilerek temyiz incelemesine konu mahkumiyet hükmü kurulmuştur.
1.Katılan beyanları, bilirkişi raporu, sanık savunması, uzlaşmanın sağlanamadığına dair rapor ile dosya kapsamından sanığa atılı suçun sübut bulduğu anlaşılmakla, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan vekili, sanık ve sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesinin, yukarıda tarih ve sayısı yazılı kararında katılan vekili, sanık ve sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekili, sanık ve sanık müdafinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
04.06.2024 tarihinde karar verildi.