Davanın kabulüne

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün, davacı Hazine vekili ve davalı ... vekili, davalı mirasçısı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

İlk Derece Mahkemenin vermiş olduğu önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; " Tespit maliki ...’nın veraset ilamının dosyaya temin edilip konulması ve çekişmeli taşınmaza komşu olan parsellerin onaylı tutanak suretleriyle dayanağı olan belgelerin getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişilerle aynı yönteme göre tesbit edilecek taraf tanıkları ve huzuruyla keşif icra edilmesi, vergi kaydının kapsamı ile taşınmaz üzerindeki zilyetlik durumunun tereddüde yer bırakmayacak şekilde saptanması, yargılama boyunca dinlenen bilirkişi ve tanık beyanları arasındaki çelişki yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilmeye çalışılması, taşınmazın niteliğinin ve zilyetlik durumunun belirlenmesi hususunda komşu 74,75,148 ve 185 parsel sayılı taşınmazların tespit tutanakları ile dayanağı kayıtlardan da yararlanılması, vergi kaydının taşınmazı tümüyle kapsamadığı ve 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddede öngörülen diğer koşulların gerçekleştiği sonucuna varılması halinde miktar fazlası nedeniyle 14 üncü maddede öngörülen sınırlamalar yönünden de araştırma yapılması ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi " gereğine değinilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; " Çekişmeli parsele tatbik edilen vergi kaydının genişletilmeye müsait sınırlı olması nedeniyle 3402 sayılı kanunun 20 nci maddesi uyarınca kayıt miktarıyla kapsamının tayini gerektiği, keşifte dinlenen bilirkişi beyanları doğrultusunda kayıtta okunan kuzey ve batı sınırlarının dava konusu taşınmaza uyduğu, ancak güney ve doğu sınırlarının mahalli bilirkişilerce bilinmediği, davalıların dayandıkları tespit dayanağı vergi kaydının zilyetlikleri ile birleşmesi sebebiyle hukuken değer taşıdığı, bundan ayrı miktar fazlası kalan bölüm üzerinde 3402 sayılı yasanın 14 üncü maddesi uyarınca davalılar lehine zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleştiği kanaatine varılmış olduğu, dava konusu taşınmazın dayanağı vergi kayıt miktarı olan 7.352,00 m2' nin davalıların zilyetlikle edinebilecekleri 100.000,00 m2' lik bölümün kayıt maliki ve mirasçıları olan davalılar adlarına, miktar fazlası kalan 29.476,70 m2'lik kısmında kayıt ve zilyet miktar fazlası olarak davacı Hazine adına tesciline karar vermek gerektiği " gerekçesiyle, davanın kabulüne ve çekişmeli 149 nolu parselin kadastro tespitinin iptaline, 30.01.2018 tarihli fen bilirkişi raporuna ekli krokisinde (A) harfi ile gösterilen 7.352,00 m2'lik kısmın dayanak vergi kaydı miktarı olarak, (B) harfi ile gösterilen 100000 m2' lik kısmın zilyetlikle edinilebilecek miktar olarak davalı ... oğlu ... mirasçıları adlarına, (C) harfi ile gösterilen 29.476,70 m2' lik kısmın kayıt ve zilyet miktar fazlası olarak Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili ve davalı ... vekili, davalı mirasçısı ... tarafından temyiz edilmiştir.

1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, davalı ... vekili ve davalı mirasçısı ...'in temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; İlk Derece Mahkemesince, tespite esas 937 tarih ve 12 no.lu vergi kaydının taşınmaza uyduğu, ancak genişletilmeye müsait sınırlara sahip olduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmişse de verilen karar dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Şöyle ki; yerleşik yargısal içtihatlara göre, bir kaydın bir yere uyduğundan (aidiyetinden) söz edilebilmesi için, köy ve mevkisinin yanında en az üç sınırının uyduğunun kanıtlanması gerekmektedir. Tespite esas vergi kaydının kuzey ve batı hududu yol, doğu hududu ..., güney hududu ise Husey okumakta olup, mahalli bilirkişilerce ... ve Husey hudutları gösterilememiştir. Bu durumda vergi kaydının, çekişmeli taşınmaza uyduğunun kabulü mümkün olmadığından, uyuşmazlığın, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla iktisap koşullarının davalı yararına oluşup oluşmadığının belirlenmesi suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir. Ne var ki, İlk Derece Mahkemesince bu yönde yeterli araştırma ve inceleme yapıldığından söz edilemez.

Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince öncelikle, tespit tarihinden 15 - 20 - 25 yıl öncesine ilişkin farklı dönemlerde çekilmiş, taşınmaza ait en az 3 adet hava fotoğrafı Harita Genel Komutanlığı' ndan celp edilerek dosya ikmal edilmeli ve bundan sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu, jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi ve fen bilirkişinin katılımı ile yeniden keşif yapılmalı ve yapılacak bu keşif sırasında dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, dava konusu taşınmazların geçmişte ne durumda bulundukları, kime ait oldukları, kimden kime nasıl intikal ettikleri, kim tarafından ne zamandan beri ve hangi hakka istinaden kullanıldıkları, davalı lehine zilyetlikle kazanım koşullarının oluşup oluşmadığı hususları sorulup maddi olaylara dayalı olarak saptanmalı; beyanları arasında oluşacak çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak yöntemince giderilmeye çalışılmalı; jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişiden, hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle incelenmesi neticesinde, hava fotoğraflarının çekildiği tarihler itibariyle çekişmeli taşınmazların kullanım sınırları ve niteliği belirlenmeli, çekişmeli taşınmazların üzerinde sürdürüldü iddia olunan zilyetlik durumu ve bu yöndeki beyanlar memleket haritası ve uydu fotoğrafları ile denetlenmeli; ziraatçi bilirkişi kurulundan, çekişmeli taşınmazların toprak yapısını ve niteliğini, zirai durumunu, üzerilerinde sürdürülen zilyetliğin şeklini ve süresini, taşınmaz üzerindeki bitki örtüsünü, imar ve ihyaya konu edilmişlerse imar - ihyanın tamamlandığı tarihi bildirir ve komşu parsellerle karşılaştırmalı değerlendirmeyi ve tespit tarihine kadar çekişmeli taşınmazlarda davalılar yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığını açıklayan, taşınmazın değişik yönlerden çekilmiş renkli fotoğraflarını da içerir, önceki ziraat bilirkişilerinin raporlarını irdeler şekilde, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisine, keşfi takibe imkan verir ve denetime elverişli kroki ve ayrıntılı rapor düzenlettirilmeli; 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinin, "tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40 ; kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir" hükmü gereğince, davalılar adına aynı çalışma alanında belgesizden zilyetlik yoluyla tespit edilen taşınmazların miktarları Tapu Müdürlüğü, Kadastro Müdürlüğü ve Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünden ayrı ayrı sorularak yasadaki miktar sınırlamasının aşılıp aşılmadığı tespit edilmeli ve bundan sonra toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere ayrı ayrı iadesine,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 04.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.