Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan yerinde olmadığı ancak atıf maddesinde hata yapıldığı gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın kabulü şeklinde karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikte ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu ... hakkında yapılan takibin sonuçsuz kaldığını, borçlunun mal kaçırma amacı ile dava konusu taşınmazı 05.10.2017 tarihinde davalı akrabası ...'ya sattığını belirterek, davalılar arasındaki tasarrufların iptaline karar verilmesi talep etmiştir.

Davalılar vekilleri ayrı ayrı verdikleri cevap dilekçelerinde, haksız açılan davanın reddi gerektiğini belirtmişlerdir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile borcun doğum tarihinin devir tarihinden önce olduğu, davacı alacaklı tarafından başlatılan takipte borçlunun haczi kabil malı bulunmadığının belirlendiği, haciz tutanağının aciz vesikası hükmünde olduğu, keşif sonrası alınan bilirkişi raporuyla satış tarihinde taşınmazın değerinin 86.832,00 TL olduğunun tespit edildiği, dava konusu satışa ilişkin resmi senette ise 50.000,00 TL bedelle satıldığının anlaşıldığı, yani taşınmazın gerçek değerinin daha altında satıldığı, davalı ... ile ... arasında damat-enişte ilişkisi olduğu, tasarrufun yakın akrabalar arasında yapıldığı, İcra İflas Kanunu'nun (İİK) 278/3-1 inci maddesi uyarınca bağışlama niteliğinde olduğu, taşınmazda bulunan ipoteğin 50.000,00 TL olarak ipotek alacaklısı Finansbank'a ödenmiş olduğu savunulmuş ise de resmi senette yazan 50.000,00 TL ile ipotek bedelinin aynı miktarlarda olmasının davalı alıcı ...'nın bu satıştan hiç bir gelir ve fayda elde etmemesi anlamına geldiği, bunun da hayatın olağan akışına aykırı olduğu, aksi ispat edilemediğinden savunmaya itibar edilmediği, yapılan satışın alacaklıdan mal kaçırmak kastı ile yapıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; davacı tarafın davalıların kötüniyetine ilişkin herhangi bir delil sunamadığını, taşınmazın gerçek değeri ile satış bedeli arasında fahiş fark olup olmadığı tespit edilirken tapudaki hacizlerin ve ipoteklerin de satış bedeline eklenmesi gerektiğini, tasarruf tarihinde üzerinde ipotek bulunduğunun sabit olduğunu, mahkeme gerekçesinde dosya içeriği ile uyuşmayan bilgi ve belgelere yer verilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu taşınmazın gerçek satış bedeli olan 90.000,00 TL'nin 50.000,00 TL'sinin tapuda elden nakit olarak ...'ya ödendiğini, geriye kalan 40.000,00 TL'nin ise Türk Ekonomi Bankasına olan ipotek borcunun kapatılması için bankaya ödendiğini, alacaklı tarafın alacağı doğmadan müvekkilinin taşınmazı kendi adına tescil ettirdiğini, alacağın devir tarihinden sonra doğduğunu ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "İpotek borcunun devirden önce 22/09/2017 de davalı borçlu Serkan tarafından kapatıldığı görülmektedir. Bu durumda ipotek borcunun tapudaki satış bedeline eklenmesi mümkün değildir. Ancak yerel mahkemece ivazlar arasında misli fark bulunduğu kabul edilmiş ise de tapudaki satış bedeli olan 50.000 TL ile bilirkişi raporunda belirtilen 86.832 TL arasında misli fark bulunmadığından bu konudaki mahkeme gerekçesi hatalıdır. Mevcut ivaz farkı tasarrufun iptali için aranan mahiyette bir fark değildir.
Davaya konu borç devir tarihinden önce 13/01/2017 tarihli kredi sözleşmesi ile doğmuştur. Dolayısıyla davalı tarafın bu konudaki itirazı yersizdir.
Davalılar arasındaki akrabalık ilişkisi (enişte-kayınbirader) kanunun aradığı mahiyette bir yakınlık içermediği için tasarrufun bağışlama olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Yerel mahkemenin bu konudaki gerekçesi de hukuka aykırıdır. Ancak davalı borçlunun durumunun ve alacaklılarından mal kaçırma kastıyla hareket ettiğinin aralarındaki bu akrabalık ilişkisi dolayısıyla davalı ... tarafından da bilinebileceği kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla tasarrufun iptaline karar verilmelidir.." gerekçesi ile davalılar vekillerinin istinaf başvurularının gerekçe değişikliği sebebiyle kabulüne, Gemlik 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 27.03.2019 tarihli 2018/324 Esas, 2019/190 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2 nci maddesi gereğince kaldırılmasına, yeniden hüküm tesis etmek sureti ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalılar vekilleri temyiz dilekçelerinde, istinaf dilekçelerinde belirttikleri nedenleri yineleyerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.

Uyuşmazlık, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri.

1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilleri tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

04.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.