Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sonucu, ... İlçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan 1373 parsel sayılı 9.000,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı nedeniyle ... adına tespit ve 04.04.1977 tarihinde tescil edildikten sonra, 06.05.2015 tarihinde mirasçılarına intikal ettirilmiş ve bilahare 14.05.2015 tarihinde ... mirasçılarından ... ile ... payları satış nedeni ile diğer mirasçı ... adına tescil edilmiştir. Davacı ..., taşınmazdaki ... ’ya (...) ait payı 19.11.1976 tarihinde satın aldığını öne sürerek, bu paya yönelik olarak tapu iptali ve adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Davacı ..., çekişmeli taşınmazın müşterek murisleri ...’e ait iken ölümü ile mirasçılarına intikal ettiğini, taşınmazdaki davalıların murisi ... ait payı 19.11.1976 tarihinde satın aldığını ve taşınmazı bu tarihte teslim aldığını ileri sürerek, davalılara murisleri ...’den intikal eden paya yönelik olarak dava açmıştır. Uyuşmazlık konusu 1373 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespiti 22.10.1974 tarihinde yapılmış ve tespit 4.4.1977 tarihinde kesinleşmiştir. Şu halde, davacının dayandığı harici satın alma senedi tespit tarihinden sonra 19.11.1976 tarihinde düzenlendiğine göre, davacının kadastro tespitinden önceki hukuki sebeplere değil, tespitten sonra ve fakat tutanağın kesinleşmesinden önceki hukuki sebeplere dayanarak tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğunun kabulü gerekir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde açıklanan on yıllık hak düşürücü süre, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında söz konusu olup, somut olayda bu maddenin uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca mahkemece, işin esasına girilerek tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde tüm delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine, yasal koşullar gerçekleştiğinde kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.02.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.