kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle asıl
davanın reddine, birleşen davanın hukuki yarar
yokluğundan usulden reddine
Taraflar arasındaki asıl davada kurum zararından kaynaklanan tazminat, birleşen davada menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın asıl davada davacı vekili, birleşen davada taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; Mülkiye Müfettişliği tarafından düzenlenen 12.07.2016 tarih ve 16/555 sayılı tanzim raporu ile davalıların ilgili mevzuat ve Bakanlar Kurulu kararına aykırı olacak şekilde yüksek lisans/doktora eğitim programlarına katılım sağlayacak ve görev süresi uzatılacak personelin onaylarını almak üzere İçişleri Bakanlığı makam olurunu hukuka aykırı olarak imzalarıyla paraf ettiklerinin tespit edildiğini, davalılardan ...'ın Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığında görevli Daire Başkanı 1. Sınıf Emniyet Müdürü, davalılardan ...'in Başkan Yardımcısı, davalılardan ...'un Şube Müdürü, davalılardan ...'nun ise Büro Amiri olarak görev yaptığını, davalıların usulsüzlüğü tespit edilen 13.08.2010 tarihli İçişleri Bakanlığı makam olurunun alınması için gerekli ve yeterli incelemeleri yapmamak suretiyle görevlerinin gereklerini yapmakta ihmal gösterdiklerini, bu şekilde hukuka aykırı ödeme yapılmak suretiyle kamu zararı oluşmasına sebebiyet verdiklerini belirterek fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 100 USD ve 100 sterlinin yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davacı asıl dava dilekçesinde; ... Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı'nın 23.03.2018 tarihli yazısı ekinde bulunan borç bildirimi ile 13.08.2010 tarihli Bakanlık olurunun istihsalini önlemeyerek 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kontrol Kanunu'nun (5018 sayılı Kanun) 71 inci maddesinde tanımlanan kamu zararına sebebiyet verdiğinin belirtildiğini, bahse konu Bakanlık oluru ile kamu zararına neden olunduğu iddiasıyla ilgili Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinde davanın devam ettiğini, buna rağmen Emniyet Genel Müdürlüğünün hakkında borç bildiriminde bulunduğunu belirterek 13.08.2010 tarihli Bakanlık olurunda parafı olmasından kaynaklı borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.
Asıl davada davalı ... cevap dilekçesinde; soruşturma süreçlerinin usulsüz yürütüldüğünü, hakkaniyete aykırı şekilde hakkında dava açıldığını, olaylardan sorumluluğu bulunan üst düzey yöneticilerin kapsam dışı bırakıldığını, gerekli emirlerin üst düzeydeki görevliler tarafından verildiğini, kendisine kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; meydana gelen olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığını, kurum içi birimlerin vermiş olduğu görüş doğrultusunda paraf işleminin gerçekleştirildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin görev süresi boyunca görevini hakkıyla yaptığını, sicilinin temiz olduğunu, yurt dışına gönderilecek personelin bakanlık oluru ile seçimi yapılan personel olduğunu, bu seçimin yapılmasında müvekkilin herhangi bir görev ve yetkisinin bulunmadığını, aynı evrak üzerinde imzası bulunan başkaca üst düzey kamu görevlileri hakkında dava açılmazken müvekkile karşı dava açılmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, müvekkilin kusuruyla sebebiyet verdiği herhangi bir olay olmadığı gibi müvekkilin atmış olduğu paraf ile davacının zararı arasında illiyet bağının bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
4. Davalı ... cevap dilekçesinde; kendisi tarafından gerçekleştirilen herhangi bir usulsüz işlemin mevcut olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl davada davacı taraf, davalıların bakanlık olurunun hazırlanması aşamasında gerekli incelemeleri yapmadan paraf işlemini gerçekleştirmeleri sebebiyle neden oldukları kurum zararının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmişse de davaya konu makam olurunun 13.08.2010 tarihli bakan oluru olduğu, anılan Bakanlık oluru ile yurt dışında doktora eğitimine devam eden ve eğitim süresi içerisinde kendileri ve yurt dışı eğitim koordinatörlüğünün talebi doğrultusunda müracaat eden personele ilişkin onay makamına arz notu hazırlanarak olur klasörünün paraf kısmında davalıların paraflarının bulunduğu, imza kısmında ise ..., İçişleri Bakanlığı Müsteşarının ve İçişleri Bakanı'nın ad ve ünvanlarının yer aldığı, bu kişiler tarafından imzalanmak suretiyle süre uzatımının yapıldığı, davalıların yapmış olduğu paraf işlemi ile meydana geldiği iddia edilen kamu zararı arasında illiyet bağının var olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı, verilen olurda Yetiştirilmek Amacıyla Yurt Dışına Gönderilecek Devlet Memurları Hakkında Yönetmelik'in 11 inci maddesine aykırı herhangi bir davranışta bulunulmadığı, ortada bir kurum zararı var ise bu zararın yurt dışına gönderilen ilgili personelden tahsil edilmesinin gerektiği, bu sebeple davalılara kusur atfedilmesinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile birleşen davada davacı ...'nun davalının EBYS 2016.12.27-14.54.41.760-82 sayılı borç bildirimi ve tebliğ belgesiyle 13.08.2010 tarihli makam olurunda imzası bulunduğundan bahisle hakkında tahakkuk ettirilen 142.892,96 USD ve 35.004,92 Sterlin tutarında borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı vekili, birleşen davada taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde; asıl dava yönünden davalıların açık mevzuat hükümlerine aykırı şekilde üst makamları yanıltmak suretiyle mevzuatın izin verdiği sürelerin üzerinde onayların alınmasına sebebiyet verdiklerini, davalıların 5018 sayılı Kanun'un 1 ve 8 inci maddeleri hükümlerine aykırı hareket ettiklerini, görevlerini yapmakta ihmal göstererek kişilere haksız kazanç sağlanmak suretiyle görevlerini kötüye kullandıklarını, aynı Kanun'un 71 inci maddesinde belirtilen kamu zararının oluşmasına sebebiyet veriklerini, asıl davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, birleşen dava yönünden asıl dava açıldıktan sonra asıl davanın davalısı ... tarafından birleşen menfi tespit davasının açıldığını, her ... davasının aynı zamanda tespit davası niteliğinde olduğunu, ...'nun borçlu olmadığının asıl davada ortaya konulabileceğini, bu nedenle ayrıca menfi tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
2. Birleşen davada davacı vekili; müvekkili lehine hükmedilen vekalet ücretinin eksik olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl dava yönünden somut olayda, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere, yurt dışına gönderilen personele, mevzuatta belirtilen süreden (uzatma süreleri dahil) daha fazla süre verilmediği, anılan dönemde idare tarafından süre uzatmanın olağan şekilde uygulandığı, kaldı ki yurt dışına gönderilen personele süre uzatımı verilmesi konusunda davalıların karar verici konumda bulunmadığı, davalıların, yurt dışına gönderilen personellere ilişkin davacı kurumun işleyişi ve önceki uygulamaları doğrultusunda yapılan işlemi paraf etmek suretiyle üstlerine sundukları, işlemin geçerliliğinin üstleri tarafından uygun görülmesi ve imzalanmasına bağlı olduğu, ilgili personellerin yüksek lisans veya doktora yapma hakkına haiz olmadığının iddia edilmediği, davalıların yapılan idari işlemde üstlerini yanıltıcı bir belge, sahte bir evrak kullandığının ya da FETÖ üyesi olmaları nedeniyle diğer örgüt üyeleri ile irtibatlı bir biçimde, usulsüz işlemlerle kamu zararına neden olduklarının dosya kapsamında iddia ve ispat edilemediği, davaya konu idari işlemden sonra yapılan bir çok Sayıştay denetimi ve kurum içi denetimlerde dava konusu idari işlemin kamu zararına neden olduğuna ilişkin bir tespit ve belirleme yapılmadığı, davalılar hakkında kamu zararına neden olduklarına dair bir ceza mahkumiyetinin de sözkonusu olmadığı gözetildiğinde davalılar yönünden ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, birleşen dava yönünden davacının dava dilekçesinde de açıkça belirttiği üzere, birleşen dava açılmadan önce davalı kurum tarafından davacıya karşı açılmış olan Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/614 Esas sayılı dosyasında, 13.08.2010 tarihli Bakanlık olurunda parafı olması nedeniyle kurumu zarara uğrattığı iddiası ile davalıdan tazminat talep edilmekte olup bu davanın aynı zamanda davacının sorumlu yani borçlu olup olmadığının tespiti hükmünü de içereceği, davacının aynı tarihli onay kararına istinaden davacı kurumu zarara uğratmadığının tespiti yönünden eldeki davayı açmasında hukuki yarar bulunmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek davanın kabulü yönünde hüküm kurulması doğru görülmediği gerekçesiyle asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b.2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın hukuki yarar bulunması dava şartının yokluğu nedeniyle usulden reddine, birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın usulden reddine karar verildiğinden birleşen dosyada davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
Asıl davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalıların açık mevzuat hükümlerine aykırı şekilde üst makamları yanıltmak suretiyle mevzuatın izin verdiği sürelerin üzerinde onayların alınmasına sebebiyet verdiklerini, davalıların 5018 sayılı Kanun'un 1 ve 8 inci maddeleri hükümlerine aykırı hareket ettiklerini, görevlerini yapmakta ihmal göstererek kişilere haksız kazanç sağlanmak suretiyle görevlerini kötüye kullandıklarını, aynı Kanun'un 71 inci maddesinde belirtilen kamu zararının oluşmasına sebebiyet veriklerini, asıl davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili; ilk derece mahkemesince birleşen davanın kabulüne karar verilmesine rağmen müvekkili lehine hükmedilen vekalet ücretinin eksik olduğunu, ... tarafından kamu zararına sebep olduğu iddiası ve doğan zararın ödenmesi amacıyla müvekkiline 03.04.2018 tarihli tebligat gönderildiğini, bu durumun taraflar arasındaki borç ilişkisinin kesin ve net olarak ortaya konulması gerektiğini gösterdiğini, bu nedenle birleşen davanın açılmasında hukuki yarar bulunduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, asıl davada davalıların ilgili mevzuat ve Bakanlar Kurulu Kararına aykırı olacak şekilde yüksek lisans/doktora eğitim programlarına katılım sağlayacak ve görev süresi uzatımı yapılacak personelin onaylarını almak üzere İçişleri Bakanlık makam olurunu hukuka aykırı olarak paraf ettiklerinden bahisle oluşan kamu zararının tahsiline, birleşen dava menfi tespit istemine ilişkindir.
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49 ve 74 üncü maddeleri.
1. Asıl dava yönünden dosya kapsamından; davalı ...'ın olay tarihinde ...(EGM) Dış İlişkiler Daire Başkanlığında görevli daire başkanı, ...'in başkan yardımcısı, ...'un şube müdürü, ...'nun ise Büro Amiri olduğu, davanın dayanağı olan tanzim raporu ile 13.08.2010 tarihli İçişleri Bakanlığı makam oluru işleminin davalılar tarafından hukuka aykırı olarak paraf edildiğinin ve bu nedenle davacı kurumun zarara uğradığının tespit edildiği, eldeki davada meydana geldiği iddia edilen kurum zararının tazmininin talep edildiği, ayrıca anılan tazmin raporuna istinaden davalılar hakkında Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/637 Esas sayılı dosyası ile görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonunda davalıların beraatine karar verildiği, verilen karara karşı istinaf yoluna başvurulduğu ve kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Yine davalılar hakkında 13.08.2010 tarihli İçişleri Bakanlığı makam oluruna dayalı olarak Ankara 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/534 Esas sayılı dosyası ile görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açıldığı ve yargılamanın halen devam ettiği görülmektedir.
6098 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesi uyarınca hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı değil ise de, aynı olay nedeniyle ceza yargılamasında hükme dayanak alınan maddi olgularla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusunda tamamen bağlı olacağı gerek öğreti gerekse de yargısal uygulamada istikrarla kabul edilmektedir. Hal böyle olunca, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (HGK, 24.12.2014 gün ve 2014/4-846 Esas, 2014/1091Karar).
Davaya konu uyuşmazlıkla ilgili olarak davalıların görevi kötüye kullanma suçundan yargılandıkları Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/637 esas sayılı dosyasının henüz istinaf incelemesinin sonuçlanmadığı ve beraat kararlarının kesinleşmediği; Ankara 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/534 Esas sayılı dosyasında ise yargılamanın halen devam ettiği anlaşılmaktadır. Dava konusu olayın özelliği nedeniyle ceza davalarının sonucunun eldeki davayı etkilemesi söz konusudur. Açıklanan nedenle, ceza mahkemesindeki davaların kesinleşmesi beklenilmeli, kesinleşmiş ceza kararları da değerlendirilerek varılacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
2. Bozma nedenine göre asıl davada davacı vekilinin diğer, birleşen davada davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
1.Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2.Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle bozma nedenine göre asıl davada davacı vekilinin diğer, birleşen davada davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.