Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine duruşma istemi gider olmadığından reddedilmiş olmakla, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacılar vekili, TMK'nin 713/2. fıkrasında yer alan malik 20 yıl önce ölmüş hukuki sebebine dayalı olarak 226 ada 2 parsel numaralı taşınmazda davalıların murisleri olan Hüseyin oğlu ... ile ... oğlu ...'den intikal eden davalılar adlarına kayıtlı payların iptal edilerek davacıların murisi ... oğlu ..., ... oğlu ... ve mirasçılarının zilyetlik ve mirasçılık paylarına göre adlarına tapuya kayıt ve tescilini, taşınmazın bir kısmı kamulaştırılıp davalılar bu yönden haksız yere para almış olduklarından 57.515,12 TL sebepsiz zenginleşme tutarının yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar vekilleri, davanın tümden reddini savunmuş olup, dahili davalılar ise haklarında açılan davayı tapu iptal tescil isteği yönünden kabul ettiklerini bildirmiştir.
Mahkemece, tapuda muris adına kayıtlı olan bir hakkın intikalinin hiç yapılmamasının veya murisin ölümünün üzerinden uzun zaman geçtikten sonra yapılmasının, belli bir zaman sonra mülkiyet hakkının sona erdiğinin kabul edilmesinin hukuk devleti ve ilkesi ile bağdaşmadığı, bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde davalı murislerinin kim olduklarının belli olmaları (... oğlu ... ve Hüseyin oğlu ...), davalı murislerden ...'in 1940 yılında kadastro tespitinden önce vefat etmiş olması, buna rağmen tespitin bu muris adına yapılmış olup itiraza uğramaması, dava konusu taşınmazda davalıların intikal yaptırmaları, acele kamulaştırma bedelinin davalılara ödenmesi de dikkate alındığında dava konusu taşınmaz ile davalılar arasındaki hukuksal ilişkinin devam ettiği, sebepsiz zenginleşme ile ilgili olarak da tapu maliklerine yapılan kamulaştırma bedellerinin ödenmesi ise malik ve mirasçılara tapudaki hisseleri oranında yapıldığından davalılar lehine sebepsiz zenginleşmenin mevcut olmadığı kanaatine varılarak davanın tümden reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın olağanüstü zamanaşımı yoluyla iktisabı mümkün değildir. Ancak kanunun açıkça izin verdiği ayrık durumlarda tapulu bir taşınmazın tamamının veya belli bir payının koşulları oluştuğu takdirde olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması mümkün olabilir. Kanunda düzenlenen ayrık hallerden biri de TMK'nin 713/2. maddesidir. Anılan fıkranın önceki düzenlemesinde “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir. Kanun maddesinde yazılı her üç neden ayrı davaların konusudur.
Aynı Kanun maddesinin 1. fıkrasında ise; “tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” düzenlemesine yer verilmiş, 5. fıkranın son cümlesinde de; “Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” ilkesi getirilmiştir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre; tapulu bir taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi adına tesciline karar verilmesi için, malikin ya da paydaşın ölmüş olması, yukarıda açıklanan koşullarda en az 20 yıl süre ile zilyet olunması ve bu süre içinde tapu kaydının intikal görmemesi gerekmektedir. Başka bir anlatımla, belirtilen koşulların tamamlanmasıyla mülkiyet kendiliğinden zilyede geçmiş olur. Mahkemece, sonradan verilen iptal ve tescile ilişkin karar yenilik doğurucu (inşai) nitelikte olmayıp, önceden doğmuş mülkiyet hakkının belirlenmesi niteliğindedir.
Her ne kadar, TMK'nin 713/2. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “…ölmüş…” sözcüğü, Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2011 tarihli ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmişse de; Anayasa'nın 153/5. fıkrasında “iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği” açıklanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de, 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralını kabul etmek suretiyle, hukuksal ve nesnel alanda sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar ki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; TMK'nin 713/1 ve 2. fıkralarına dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil davalarında, koşullarına uygun olarak 20 yıllık zilyetlik süresinin tamamlandığı anda mülkiyetin kazanıldığının ve zilyet lehine kazanılmış (müktesep) hak doğduğunun kabulü gerekmektedir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nce yürürlüğün durdurulması kararının verildiği 17.03.2011 tarihi ya da davanın açıldığı tarihten hangisi önce ise, o tarihe kadar zilyet lehine mülkiyeti kazanma koşulları tamamlanmışsa, tapunun iptaliyle zilyet adına tesciline karar verilmesi gerekmektedir.
Az yukarıda da zikredildiği üzere, TMK'nin 713/2. fıkrasına dayalı olarak açılan davaların başarıya ulaşması için bu fıkrada belirtilen koşullar yanında aynı zamanda 713/1. fıkrasındaki koşullarında gerçekleşmiş bulunması gerekir. Çünkü 2. fıkrada; “aynı koşullar altında…” denilmek suretiyle aynı maddenin 1. fıkrasına atıfta bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle 1. fıkradaki koşulların araştırılıp belirlenmesi zorunludur. Başka anlatımla mülkiyetin kazanılabilmesi için diğer kazanma koşullarının yanında dava konusu taşınmazda davacı tarafın aralıksız, çekişmesiz, malik sıfatıyla ve 20 yıl süreyle zilyet ve tasarrufta bulunması gerekir.
Açıklanan ilke ve esaslar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde; dava, TMK'nin 713/2. maddesinde yazılı “ölüm” sebebine dayanılarak açılan iptal ve tescil ile taşınmazda gerçekleştirilen kısmi kamulaştırma sonucu ödenen bedellere istinaden sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacak isteklerine ilişkindir. Mahkemece, somut olayda yukarıda açıklanan Yasa'da öngörülen koşulların sağlanıp sağlanmadığı hususunda iddia ve savunma gözetilip tarafların delilleri birlikte değerlendirilerek sonucuna göre iptal-tescil ve alacak isteği hakkında bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde yasal olmayan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olup bozma nedeni yapılmıştır.

Yukarıda gösterilen nedenlerle davacılar vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 18.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.