Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 18.09.2008 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18.02.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı köy tüzel kişiliği, köyün idari sınırları içerisinde kalan bir kısım bölüme davalı ... başkanlığının moloz dökerek müdahale ettiğini, keza davalının yine idari sınırları içerisinde bulunan mera üzerinde muaraza çıkardığını, idari sınırlarının tespiti ile oluşan haksız elatmanın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..., dava konusu yerlerde yararlanma hakları bulunduğunu, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bilirkişinin 27.07.2010 tarihli rapor ve krokisinde kırmızı renkle gösterilen yerin taraflar arasında idari sınır hattını teşkil ettiğinin tespitine, davanın bu sınırlar üzerinde çıkardığı muarazanın men’ine, ... renkle işaretli yerlere davalının müdahalesinin men’ine karar verilmiştir.
Hükmü, taraflar temyiz etmiştir.
Burada öncelikle belirtilmelidir ki, mülki idari birimler arasındaki idari sınırların saptanması görevi idareye aittir. Başka bir deyişle, bu konuda mahkemece hüküm kurulamaz. Diğer yandan yine belirtilmelidir ki bir köy ya da belediye sınırları içerisinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka bir köy veya belediyenin intifa ... olabileceği 31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile kabul edilmiştir. Kısaca, niteliği ne olursa olsun diğer bir köyün veya belediyenin sınırları içerisinde bir başka köy veya belediyenin yararlanma ... bulunabilir.
Eldeki davada, davacı köy sadece idari sınırların mahkeme eliyle saptanması için değil, idari sınırlar içerisinde kalan ve mera niteliğindeki bir kısım taşınmazlara davalı belediyenin elattığı iddiasıyla dava açmıştır. Davalı ... ise buna karşılık, 3527 ve 1151 sayılı mera parsellerinden yararlanma hakkının kendilerine bırakıldığını savunmuştur.
Mera, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa ... olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz (4342 sayılı Mera Kanunu m.3,4).
Meraya elatmanın önlenmesi davası, kadim yararlanma ... olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle Hazine tarafından açılabilir. Aynı şekilde, bir yerin mera olduğu iddiasıyla köy veya belediye tüzel kişiliğinin ya da Hazinenin tapu iptali ve sınırlandırma istemiyle dava açmasına olanak vardır.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Bütün bu anlatılanlardan sonra, mahkemece öncelikle HUMK’nun 388. ve 389.maddelerine uygun hüküm kurulabilmesi için davacıya iddiasının ne olduğu açıklattırılmalı, buna karşılık davalı belediyenin savunması tespit edilmeli, davalı ... özellikle dava konusu taşınmazları 3527 ve 1151 sayılı parsel olarak nitelediğinden bu parsellere ait kadastro tutanakları getirtilmeli, kadastro tutanaklarında niteliklerinin ne olduğu hususu üzerinde durulmalı, mera niteliğinde ise yararlanma hakkının kime bırakıldığı saptanmalı, yeniden yapılacak keşifte çekişmeli taşınmazlar hakkında kadastro tutanağı düzenlenmemiş ise, kadim kullanma biçimi davada yararı bulunmayan bilirkişi ve tanıklara sorulmalı, keşfi izlemeye olanak sağlayacak şekilde bilirkişilerden rapor ve kroki düzenlenmesi istenmeli, nizalı taşınmaz veya taşınmazlar bölümü nitelikleriyle birlikte bu krokide gösterilmeli, bütün bunların sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Değinilen bütün bu yönler bir yana bırakılarak, özellikle mülki idari birimler arasındaki sınır tespitinin idari işlemle yapılabileceği hususu gözardı edilmek suretiyle ve eksik inceleme ve araştırmaya dayalı ve esasen infazı olanaksız bir biçimde hüküm kurulması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 26.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.