Davacı tarafından, davalılar aleyhine 07.10.2010 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davalı ... yönünden davanın kesin hüküm nedeniyle reddine, davalı ... yönünden davanın reddine dair verilen 29.03.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ... tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Davacı, 11 parsel sayılı taşınmazına davalıların saçak yönünü değiştirerek kar ve ... suları akıtmak suretiyle, duruşmadaki beyanında ise kadastroda yol olarak bırakılan taşınmazdan geçişinin engellenmesi suretiyle oluşan müdahalesinin önlenmesini istemiştir.
Davalılar, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davalı ... hakkında 2009/56 - 2010/369 sayılı dosyada kesin hüküm bulunduğu, diğer davalı ... yönünden ise nizalı yerin yol olarak tescil dışı bırakılan yer olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir.
Davanın doğru biçimde sonuçlandırılması için öncelikle HUMK'nun 75/2 maddesi gereğince davacının istek ve beyanları tavzih ettirilerek talebin açıklattırılması gerekir. Davanın niteliği tam olarak anlaşılmadan hangi hukuki nedene göre çözümleneceği belirlenemez.
Diğer taraftan HUMK'nun 237. maddesi uyarınca bir davada kesin hüküm bulunduğunun kabulü için davanın taraflarının, konusunun ve hukuki sebebinin aynı olması gerekir. Dosyaya sunulan 2009/56 esas, 2010/369 karar sayılı hüküm yol olarak tescil dışı bırakılan taşınmazın iptal ve tescili ile müdahalenin önlenmesi isteğine ilişkin olup husumet yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Bu hüküm ile eldeki davanın konuları farklı olduğundan dayanılan karar eldeki dava yönünden kesin hüküm teşkil etmez. Bu nedenle, davacının iddiası açıklığa kavuşturulduktan sonra iddia ve savunma doğrultusunda tarafların delilleri toplanıp davanın esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken kesin hüküm ve kuvvetli delilden söz edilerek davanın reddi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 26.09.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.