SUÇLAR: Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs
Mahkûmiyet
Yerel mahkemece sanık hakkında kurulan hükmün; sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yerel mahkemece sanık hakkında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 277/1-2. cümle, 62,53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık müdafiinin temyiz isteminin reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; verilen cezanın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
Yerel mahkemece, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; şikayetçi Yetiş'in sanığın eşi adına kayıtlı iş yerinde çalışması karşılığında alamadığı alacakları nedeniyle açmış olduğu Karşıyaka 4. İş Mahkemesinin 2013/53 Esas sayılı dosyasında tanıklık yapan ve hakkında yalancı tanıklık suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle temyiz dışı kalan sanık ...'i davalı lehine olacak şekilde beyanda bulunmaya zorlayan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 277/1-2. cümlesindeki iltimas suretiyle yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Dosya kapsamına göre; şikayetçi Yetiş'in sanık ...'in eşi adına kayıtlı iş yerinde çalışması karşılığında alamadığı alacakları nedeniyle açmış olduğu Karşıyaka 4. İş Mahkemesinin 2013/53 Esas sayılı dosyasında tanıklık yapan ve hakkında yalancı tanıklık suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle temyiz dışı kalan sanık ...'i davalı lehine olacak şekilde beyanda bulunmaya zorlaması iddia ve kabulüne konu olayda;
21.01.2014 tarihinde Karşıyaka 4. İş Mahkemesinin 2013/53 Esas sayılı duruşmasında temyiz dışı kalan sanığın şikayetçinin açmış olduğu alacak davasında tanıklık yaptıktan sonra 29.04.2015 tarihinde Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğu suç duyurusu dilekçesinde sanık ...'in söz konusu dava da davalı lehine tanıklık yaparak şikayetçinin iş yerinde çalışmadığını söylemesini aksi takdirde işten çıkarılacağını söyleyip tehdit etmesi nedeniyle işten çıkarılması endişesi ile asılsız beyanda bulunduğunu belirterek sanık hakkında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçunu işlediğinden bahisle kamu davası açılarak sanığın mahkumiyetine karar verilmiş ise de, sanık ...'in işten çıkarılması nedeniyle kendisine suç isnat edildiğine ilişkin savunması karşısında temyiz dışı sanık ...'in yer, zaman, mekan bakımından yeterli ayrıntı içermeyen atfı cürümden ibaret soyut beyanı dışında sanığın atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle sanık hakkında beraate karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyete karar verilmesi,
Kabul ve uygulamaya göre de;
Sanığın sübutu kabul edilen eyleminin, TCK'nın 38/1. madde ve fıkrası yollamasıyla aynı Kanun'un 272/2. maddesinde düzenlenen ve bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası yaptırımı öngören yalan tanıklık suçuna azmettirme ile 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 69. maddesi ile TCK'nın 277/1. madde ve fıkrasının sonuna eklenen ve altı aydan iki yıla kadar hapis cezası yaptırımı öngören iltimas suretiyle yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçunu oluşturduğu, işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren sanığın, TCK'nın 44/1. maddesi gereğince bunlardan en ağır cezayı gerektiren yalan tanıklık suçundan dolayı TCK'nın 38/1. maddesinin yollamasıyla aynı Kanun'un 272/2. maddesi gereğince cezalandırılması, ayrıca, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un 90. maddesi ile TCK'nın 277. maddesinin ikinci fıkrası olarak düzenlenen “Birinci fıkradaki suçu oluşturan fiilin başka bir suçu da oluşturması halinde, fikri içtima hükümlerine göre verilecek ceza yarısına kadar artırılır.” hükmü uyarınca sanığa hükmedilen cezada artırım yapılması, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan ise hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, sanık hakkında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan dolayı TCK'nın 277/1-2. cümlesi gereğince mahkumiyet hükmü kurulması,
Sanık ...'in temyiz dışı sanık ...'i işten çıkarılabileceği yönünde tehdit etmesi nedeniyle eyleminin iltimas derecesini aşması nedeniyle sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 277/1. maddesi uyarınca mahkumiyete karar verilerek aynı maddenin 2. Fıkrası uyarınca artırım yapılması gerektiği gözetilmeden aynı Kanun'un 277/1-2.cümlesi uyarınca mahkumiyet hükmü kurulması
Mağdur kavramı gibi kanunda açıkça tanımlanmamış olan “suçtan zarar görme” kavramının, gerek Ceza Genel Kurulu gerek Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılıp uygulandığı, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceğinin kabul edildiği, bu hususun, Ceza Genel Kurulunun 11.04.2000 tarihli ve 65–69,22.10.2002 tarihli ve 234–366,04.07.2006 tarihli ve 127–180,03.05.2011 tarihli ve 155–80,21.02.2012 tarihli ve 279–55,15.04.2014 tarihli ve 599-190,28.03.2017 tarihli ve 214-206 sayılı kararlarında; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edildiği ve Ceza Genel Kurulunun 25.03.2003 tarihli ve 41–54 sayılı kararında da “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı” gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılmanın olanaklı olmadığının kabul edilmesi karşısında, sanık hakkında yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan açılan kamu davasında; sanığa atılı suçun koruduğu hukuki yarar ve niteliği itibariyle şikâyetçi Yetiş’in sanığa yüklenen suçun mağduru olmadığı ve suçtan doğrudan zarar görmemesi nedeniyle yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs suçundan davaya katılmasına karar verilmesi,
21.01.2014 olan suç tarihinin gerekçeli karar başlığından 2015-belirsiz zaman şeklinde gösterilmesi,
Sanığa isnat edilen eylemin, 5237 sayılı Kanun'un 277/1-2.cümlesinde düzenlenen “ iltimas suretiyle yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” suçuna ilişkin olduğu, “ iltimas suretiyle yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” suçu için TCK'nın 277/1-2.cümlesinde temel ceza miktarının “altı aydan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; 5271 sayılı CMK'nın 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan "Basit Yargılama Usulü" başlıklı 251/1. maddesinde yer alan; “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanun'un geçici 5/1-d maddesinde yer alan “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı ve 16.03.2021 tarihli 31425 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı iptal kararları ile “...kovuşturma evresine geçilmiş..., ...hükme bağlanmış...” ibarelerinin, aynı bentte yer alan “... basit yargılama usulü...” yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle;
Kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanunun 5/1-d maddesinde yer alan kesinleşmiş hükümler haricindeki düzenlemelerin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda 5271 sayılı Kanun'un 251/3. maddesine göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararlarının neticeleri itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin ve 5271 sayılı Kanun'un 251/3. maddesinde yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 7. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle, sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk görülmesi,
Bozmayı gerektirmiş olup, açıklanan nedenlerle Karşıyaka 4. Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
03.06.2024 tarihinde karar verildi.