HÜKÜMLER: Beraat, mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İstanbul Anadolu 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.06.2016 tarihli ve 2015/89 Esas, 2016/289 Karar sayılı kararı ile serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan;
1. Sanıklar ... ve ...'ın 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatlerine,
2. Sanıklar ... ve ... hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi, 62,52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1'er yıl 8'er ay hapis ve 80,00'er TL adli para cezaları ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
1.Katılan vekilinin temyiz isteği; hükümleri temyiz ettiğine ilişkindir.
2.Sanık ...'ün temyiz isteği; hakkındaki mahkûmiyet hükmünü temyiz ettiğine ilişkindir.
1.Mahkemece; aracını satmak isteyen katılanın www.sahibinden.com isimli internet sitesinde ilan vermesi üzerine sanık ...'in katılana ulaşarak aracı satın almak istediğini söyleyip onu galerisine davet ettiği, 97.000,00 TL bedelle anlaşmalarından sonra sanıklar ... ve ...'in bir serbest meslek olarak galericilik yaptıkları görüntüsü ile katılanda güven oluşturup satış bedelinin EFT yoluyla banka hesabına yatırılacağını ancak havuzda gecikme olabileceğini söyleyip hileli hareketlerle ikna ederek aldatmak suretiyle noter satışına imza attırdıkları, satışı gerçekleştirdikten sonra teslim aldıkları aracı hemen aynı gün diğer sanık ...'ye sattıkları, böylece atılı suçu işlediklerinden cezalandırılmalarına, sanıklar ... ve ...'ın cezalandırılmalarına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından beraatlerine karar verilmiştir.
2.Sanıklar ... ve ...'in üzerlerine atılı suçlamayı tevilli olarak ikrar ettikleri, sanıklar ... ve ...'ın kabul etmedikleri belirlenmiştir.
3.Kolluk güçlerince tanzim olunan tutanaklar, adi yazılı araç satış sözleşmesi ve noter satış sözleşmeleri örnekleri, katılanın beyanı, sanıkların nüfus ve adlî sicil kayıtları dava dosyasında mevcuttur.
A. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
1.Mahkemenin gerekçesine olay ve olgular kısmının (1) numaralı paragrafında yer verildiği üzere sanıklar hakkında kurulan beraat hükümlerinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
2.Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, katılan vekili ve sanık ...'ün diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1.Başka suçtan Zonguldak M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan ve duruşmadan vareste tutulma talebi bulunmayan sanık ...'in, hükmün tefhim olunduğu duruşmaya bizzat veya SEGBİS yoluyla katılımı sağlanmadan, yokluğunda mahkûmiyet hükmü kurulması suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 193 ve 196 ncı maddelerine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması,
2.5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde, serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesinin nitelikli dolandırıcılık hali olarak kabul edildiği, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinin ikinci fıkrasında, “serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlandığı, aynı Kanun'un 66 ncı maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denildiği, aynı Kanun'un 37 nci maddesinin dördüncü bendinde ise gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançlarının bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağının belirtildiği, yasada kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri halinin nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlendiği, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerektiği, somut olayda oto alım satım işi ile uğraşan sanıkların bu işlerinin serbest meslek olarak nitelendirilemeyeceği, öte yandan, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde “Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında...” dolandırıcılık suçunu işlemeleri suçun başka bir nitelikli hali olarak düzenlenmiş olup, bu bendin uygulanabilmesi için sanığın tacir sıfatını haiz olmasının yeterli olduğu ve tacir sıfatının kazanılması bakımından da tüzel kişiliğin bulunmasının şart olmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 12 nci maddesinde yer alan "(1) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. (2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır." şeklindeki hükümlere göre gerçek kişilerin tacir olabileceği, bu bakımdan sanık ...'in tacir sıfatı bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiği, somut olayda ise bu yönde bir araştırma yapılmadığının incelenen dosya kapsamından anlaşılması karşısında, maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması bakımından; sanık ...'in suç tarihinde tacir sıfatı bulunup bulunmadığı araştırılarak, tacir olduğunun belirlenmesi durumunda, sanıkların sübut bulan eylemlerinin, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu, tacir olmaması halinde ise aynı Kanun'un 157 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34 üncü maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253 ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaştırma kapsamına alınan basit dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeden, eksik araştırma ve inceleme ile suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükümler kurulması,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
A. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) kısmında açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Sanıklar ... ve ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe bölümünün (B) kısmında açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına yönelik katılan vekili ve sanık ...'ün temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, kısmen değişik gerekçeyle Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
03.06.2024 tarihinde karar verildi.