Sanık ... (....) hakkında beraat, diğer sanıklar hakkında mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi;
5271 sayılı Kanun'un 260/1. maddesine göre rüşvet verme ve rüşvet alma suçlarından katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükümlerin vekili tarafından 7417 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 05.07.2022 tarihinden önce temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Yasa'nın değişiklik öncesindeki 18/2. madde ve fıkra hükmü uyarınca başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazandığı anlaşılmakla, incelemenin katılan Hazine vekilinin beraat hükmüne ilişkin ve mahkumiyet hükümlerine yönelik vekalet ücretine hasren, müdafiilerinin ise sanıkla.... ve ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine dair temyiz itirazlarıyla sınırlı yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
1-Sanık ... (....) hakkında rüşvet verme suçundan verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarını incelenmesinde;
Hüküm fıkrasında CMK'nın 223/2-e madde-fıkra ve bendine yer verilmeyerek aynı Kanun'un 232/6. madde ve fıkra hükmüne aykırı davranılmış ise de anılan noksanlık sonuca etkili görülmediğinden bozma sebebi yapılmamıştır.
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü eleştiri dışında usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanıklardan ... hakkında rüşvet verme, ... ve ... hakkında rüşvet alma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Ceza Genel Kurulunun, 08.03.2013 tarihli ve 2022/7-134,2023/143 ile 22.12.2022 tarihli ve 2022/1-388,2022/824 sayılı Kararlarında da belirtildiği üzere, 5271 sayılı CMK'nın "İfade alma ve sorguda yasak usuller" başlıklı 148. maddesinin 4. fıkrası "Müdafii hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz" şeklinde olup, bu düzenleme ile şüpheli veya sanığın kolluk tarafından müdafi hazır bulundurulmaksızın alınan ifadesinin, kendisi tarafından hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadığı takdirde hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir. Şüpheli veya sanık, hâkim veya mahkeme huzurunda, müdafisiz alınan kolluk ifadesini doğruladığı takdirde, hükme esas alınabileceği, şüpheli veya sanığın, müdafi olmadan alınan kolluk ifadesini Cumhuriyet savcılığında doğrulamasının, hükme esas alınması için yeterli olmadığı gözetilerek, sanık ...’in kollukta müdafi olmadan alınan savunmalarının Mahkeme huzurunda doğrulanmaması karşısında, CMK'nın 148/4. maddesi uyarınca hükme esas alınamayacağı nazara alınarak, hukuka aykırı nitelikteki delillerin dışlanması ve sanıklar ile müdafiilerinin savunmalarını da irdeler şekilde mevcut delillerin değerlendirilmesi sonrasında, her bir sanığın hukuki durumunun, iddianamede gösterilen delillerin ne şekilde kabul edildiği veya reddedildiği hususlarına da yer verilerek, karar yerinde denetime imkan verecek biçimde gerekçelerinin ortaya konulması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hükümler kurulması,
Anayasa Mahkemesinin 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal Kararının değerlendirilmesi lüzumu,
Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanıklar ... ve ... hakkında aynı Kanun ve maddenin beşinci fıkrası gereğince yasaklama kararına hükmedilmemesi,
Kanuna aykırı, sanıklar müdafiilerinin ve katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321 ve 326/son maddeleri gereğince hükümlerin BOZULMASINA onama yönünden oy birliğiyle, bozma yönünden oy çokluğuyla 30.05.2024 tarihinde karar verildi.
5271 sayılı CMK'nın 148/4. maddesi uyarınca kollukta müdafi olmadan alınan savunmanın mahkeme huzurunda doğrulanması halinde hükme esas alınabileceği Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararı ile de sabit olmasına rağmen mahkemece yanlış bir değerlendirme ile soruşturma sırasında alınan ifadede bir usulsüzlük olmadığı belirtilmiş ise de; gerekçenin devamında "Kaldı ki Bimer'e yapılan ihbarda olay anında diğer sanıklar ... ve ...'nün, iş yerinde olduklarının gerek araç takip sisteminden, gerekse kendi ikrarları ile ortaya çıkması ve ihbardan sonra diğer sanıklar ... ve ...'nın iş yerinde kaçak elektrik kullanıldığının tespit edilmesi de birlikte değerlendirildiğinde, olay sadece soyut ikrardan ibaret kalmayıp, ikrarla diğer tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, haklarında mahkumiyet hükmü kurulan sanıkların suçlarının sübutu yönünde tam bir vicdani kanaat oluşmuştur" denilmek suretiyle kolluk ifadesinin dışlaması halinde de suçun diğer delillerle sübut bulduğunun kabul edilmiş olması yani esasen bozmada işaret edilen hususun kararda işlenip, gerekçelendirilerek suçun sübutu ve ortaya çıkmasında ikrar dışındaki diğer delillerin yeterli sayılması ve bu sebeple sanık ... hakkında TCK'nın 254/2. maddesinin tatbik edilmemiş olması ayrıca sanık ...'un idareye hitaben kendi el yazısı ile yazıp imzalayarak vermiş olduğu olayı doğrulayan 11.03.2013 günlü yazılı dilekçesinin savunma niteliğinde bulunmaması hususlarına nazaran mahkemenin suçun sübutu ve mahkumiyet hükmü yönündeki kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı cihetle, hükümlerin onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan bozma yönündeki çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.
.