Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı ... vekili dava dilekçesinde dava konusu 1572 parsel sayılı, tarla vasıflı ve 24.000,00 m2 yüzölçümlü taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tespit görmesine rağmen davalıların itirazı üzerine kadastro müdürlüğünün 04.01.1993 tarihli ve 2 sayılı komisyon kararı ile kadastro tespitinin iptaline ve dava konusu parselin davalılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiğini, bu kararın hatalı olduğunu, taşınmazın gerçekte kadastro tespit tutanağında belirtildiği gibi Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğunu açıklayarak 1572 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptaline ve Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar kendilerine usulüne uygun tebligatların tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamışlar, duruşmalarda davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, “... dosyanın incelenmesinde, yapılan keşif sırasında dinlenen mahalli bilirkişi ve kadastro bilirkişilerin beyanlarına göre, dava konusu 1572 numaralı parselin, tapu maliki ...'e ait olduğu, onun ölümü ile mirasçılarına intikal ettiği, taşınmazı evvelce tapu maliki ...'in kullandığı, onun ölümü ile oğlu ...'in onun da ölümü ile torunu ...'in kullandığı, dava konusu taşınmazın Ermenilerden kalan yer olmadığı, taşınmaza uygulanan cilt 63, ayfa 114, sıra 779 nolu tapu kaydının dava konusu taşınmaza uyduğunun beyan edildiği, keşfe müteakip ziraat mühendisi bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda, dava konusu 1572 parsel nolu taşınmazın sulu tarım arazisi niteliğinde olduğunun belirtildiği, tüm dosya kapsamına göre dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerden olmadığının, özel mülkiyete konu olabilecek taşınmazlardan olduğunun anlaşıldığı...” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapuda özel mülkiyet kaydı bulunan taşınmazın, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu iddiasına dayanan tapu iptali ve tescil davasıdır.
Somut olayda, dosya kapsamından dava konusu 1572 parsel sayılı taşınmazın akarsu kıyısına yakın bir mahalde bulunduğu anlaşılmaktadır. Akarsuya bitişik olan taşınmazlarla ilgili uyuşmazlıklarda önemli olan yön öncelikle taşınmaza sınır olan akarsuyun Kıyı Kanunu uygulanmasına dair çıkarılan yönetmeliğin 4.maddesinde tanımı yapılan “devamlı akış gösteren ve ekli listede belirlenen “ ve kıyı kenar çizgisi tespiti gerekli olan akarsulardan olup olmadığı ve akarsuyun nehir tanımına giren kısmının kapsamında kalıp kalmadığının Kıyı Kanununun uygulanmasına dair yönetmeliğe ek listeye göre belirlenmesi, bilahare kıyı alanı ve kıyı kenar çizgisinin 3621 sayılı Kanun hükümleri gereğince tespiti gerekir. O halde mahkemece yapılacak öncelikli iş, dava konusu 1572 parsel sayılı taşınmazın, kıyısı civarında bulunduğu akarsuyun “ devamlı akış gösteren ve ekli listede belirlenen ” ve kıyı kenar çizgisi tespiti gerekli olan akarsulardan olup olmadığının belirlenmesi, eğer taşınmazın kıyı bölgesi civarında bulunan akarsuyun devamlı akış gösteren ve ekli listede belirlenen ve kıyı kenar çizgisi tespiti gereken akarsulardan olduğu tespit edilir ise, bu akarsuyun idarece belirlenmiş kıyı çizgisinin bulunup bulunmadığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlüğü’nden sorulmalı, idarece belirlenmiş kıyı çizgisi varsa, davalılara kıyı çizgisinin sınırları ve kapsamı hakkında idari yargıda dava açma hakkının tanınması ve bu husustaki sürelerin işletilmesi anlamında belirlenen kıyı çizgisiyle ilgili tebliğin yapılıp yapılmadığı, tebliğ yapılmışsa idari yargı merciilerine kıyı çizgisinin iptali için dava açılıp açılmadığının araştırılması (bu suretle idare tarafından belirlenen kıyı çizgisinin davalılar yönünden kesinleşmişse bu hususun tespiti), eğer idare tarafından belirlenmiş kıyı çizgisi davalılar yönünden kesinleşmişse idare tarafından tespit edilen kıyı haritası ve ekleri ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlüğü’nden istenerek dosyaya getirtilmeli, 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 1,2,3,4,5,6 ve 9. maddeleri göz önünde bulundurularak ve 9. maddede açıklandığı gibi bir Jeoloji Mühendisi veya Jeolog veya Jeomorfolog, bir harita ve Kadastro Mühendisi, bir Ziraat Mühendisi, bir Mimar ve Şehir Plancısı ve İnşaat Mühendisinden oluşacak en azından 5 kişilik bilirkişi kurulu aracılığıyla mahallinde keşif yapılmalı, İdarece çizilen kıyı kenar çizgisinin uygulanması suretiyle dava konusu yerin kıyı kenar çizgisi kapsamında kalıp kalmadığı saptanmalı, bu konuda bilirkişi kurulundan gerekçeli, tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık rapor istenmeli, Eğer idarece belirlenmiş kıyı çizgisi hakkında davalılara idari yargıda dava açmak üzere ve idari yargıya başvuru sürelerinin işletilmesi için tebligat yapılmamışsa veya idarece belirlenmiş akarsu kıyı çizgisine ilişkin harita veya pafta yoksa bu takdirde 13.03.1972 tarih ve 1970/7 Esas, 1972/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 28.11.1997 tarih ve 1996/5 Esas, 1997/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu Kararının kapsamları gözetilerek kıyı kenar çizgisinin 3621 sayılı Kanunun 9. maddesinde öngörülen ve yukarıda nitelikleri açıklanan bilirkişiler aracılığıyla saptanmalı, aynı biçimde gerekçeli ve denetime açık rapor istenmeli, eğer yöntemine göre hazırlanmış gerekçeli ve denetime açık bilirkişi raporlarındaki değerlendirme ve tespite göre dava konusu taşınmazın tamamının ya da bir kısmının kıyı çizgisi içinde kaldığının duraksamaya yer vermeyecek surette tespit edilmesi halinde, kıyı çizgisi içinde kalan kısmı yönünden Anayasa’nın 43. maddesi ve 3621 sayılı kıyı kanunu’nun 5. maddesine göre değerlendirme yapılmalı, eğer dava konusu taşınmazın tamamının yahut bir kısmının kıyı kenar çizgisi dışında kaldığının duraksamaya yer bırakmayacak surette tespiti halinde ise taşınmazın kıyı çizgisi dışında kalan kısmı bakımından ise tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde toplanan deliller neticesinde ulaşılan sonuca göre karar verilmelidir.

Durum böyle iken mahkemece yukarıda ayrıntılı biçimde açıklanan hususlar nazara alınmadan eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde verdiği karar doğru görülmemiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına HUMK’un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.