İNCELENEN KARARIN: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2019/1913 E., 2021/736 K.
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikte ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu ... hakkında yapılan takibin sonuçsuz kaldığını, borçlunun mal kaçırma amacı ile dava konusu taşınmazını 13.11.2015 tarihinde iş ortağının eşi davalı ...'e sattığını onun da akrabası ...'a devrettiğini belirterek, davalılar arasındaki tasarrufların iptaline karar verilmesi talep etmiştir.
1.Davalı ... cevap dilekçesinde ; davalı ...'e ait olan taşınmazı 17.02.2016 tarihinde satın aldığını, kendisinin şehit polis memuru ...'ın eşi olup eşinin 17.11.1992 tarihinde İstanbul Çeliktepe'de görevi esnasında şehit edildiğini, 92 yılının son aylarında şehit aileleri için emniyet müdürlüğünce yardım kampanyası başlatıldığını ve kendisine yaklaşık 230.000 TL bağışlandığını, bu bedel ile Beşiktaş'ta ev satın aldığını ve ardından bu taşınmazı 17.08.2015 tarihinde yaklaşık 440.000 TL bedelle ihtiyacı doğrultusunda sattığını, bazı borçlarını ödedikten sonra kalan para ile dava konusu taşınmazı emlakçı komisyonu bedeli dahil olmak üzere 240.000 TL bedel üzerinden satın aldığını, diğer davalılarla akraba olmadığını, tasarrufun iptali koşullarının oluşmadığını, dava konusu taşınmazın ipotek bedelinin ödenerek devralındığını, taşınmazın değerinin çok altında satıldığı iddialarının gerçek dışı olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
2.Davalı ... cevap dilekçesinde; davaya konu taşınmazı borçları olması sebebiyle ve ayrıca davaya konu taşınmaz üzerine çekmiş olduğu banka kredisini ödeyemediğinden dolayı davalı ...'e zorunlu olarak devrettiğini, davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, piyasaya ve bankalara olan borçlarından dolayı bu davaya konu gayrimenkulü satmak zorunda kaldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
3.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davaya konu taşınmazın satışı esnasında müvekkili tarafından Fiba Bank Eminönü Şubesinden kredi kullanıldığını, söz konusu kredinin kullanılabilmesi için ekspertiz raporu kıymet takdiri gibi uygulamalar yapıldığını ve kredi bedelinin buna göre belirlendiğini, davacı yanın iddialarının gerçeği yansıtmadığını, söz konusu banka işlem kayıtları ve dava konusu yapılan taşınmazın kredi dosyasına bakıldığında anlaşılacağını belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'ın iyi niyetli olduğu için hakkında açılan davanın reddine, davalı ...'in borçlunun iş ortağının eşi olması nedeni ile borçlunun mali durumunu bilebilecek kişilerden olduğunun anlaşıldığı, ivazlar arasında önemli oransızlık olduğu, satışa rağmen kira bedelinin borçluya ödendiği gerekçesi ile tazminatla sorumlu tutulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde, haklı ve hukuki gerekçe gösterilmeden ... hakkındaki davanın reddedildiğini, davalı ... ile ... arasında yapılan devir işleminin muvazaalı olduğunu, taraflar arasında yapılan satış işleminde hiçbir şekilde banka geçişi olmadığını, gayrimenkul gibi maddi değeri çok yüksek olan satış sözleşmelerinde banka geçişi olmaksızın yapılan devirlerin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, banka aracılığıyla işlem yapılmadan somut kanıt ve belge bulunmadan taşınmaz satışlarında sadece tanık deliline dayanılarak karar oluşturulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, 22.03.2016 tarihinde hacze gidildiğinde haciz mahallinde bulunan ve dava konusu taşınmazda kiracı olduğunu beyan ederek kira ücretini davalı borçlu ...'a ödediğini söyleyen Bilgin Karacabey'in haciz tutanağını imzaladığını, taşınmazın iki kez el değiştirmesine rağmen, kiracının ev sahibinin ... olduğunu ve kirayı onun hesabına yatırdığını ifade etmesinin yapılan satış işleminin muvazaalı olduğunu açıkça gösterdiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; alacağın konusunu bono olması nedeniyle Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunu, tasarrufun iptali davasının ön koşullarının sağlanıp, sağlanmadığı yeterince araştırıldığından, buna göre aciz vesikasının dava dilekçesi ile birlikte sunulmamış olması nedeniyle davanın usulden reddi gerektiğini, dinlenilen tanık anlatımlarının yeterince dikkate alınmadığını, bedelin ödenmediği yönündeki tespitin yersiz olduğun, alacaklı ve borçlunun anlaşarak muvazaalı takip yaptıklarını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davalı ... tarafından sunulan belgelerden özellikle 15.02.2016 günü hesabından çekilen paranın miktarı ile Fibabanka AŞ tarafından kendisine hitaben yazılan ve dava konusu taşınmazın ipoteğinin kaldırılması için ödenmesi gereken borç miktarını içeren belge karşısında, 278,279 ve 280'inci maddelerinde yazılı iptal koşullarının oluşmadığı, dava konusu taşınmazın davalı 3'üncü kişi ... tarafından, davalı dördüncü kişi ...'a 17.07.2016 günü devrine ilişkin tasarrufun iptali talebinin reddine dair verilen karar da isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu konulara yönelen istinaf nedenlerinin reddine, ... yönünden ise, ivazlar arasında önemli oransızlık olduğu gerekçesi ile anılan davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b,1. maddesine göre esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı ... vekili temyiz dilekçelerinde, istinaf dilekçelerinde belirttikleri nedenleri yineleyerek, alacaklı ve borçlunun muvazaalı takip yaptığını, davanın kabulü halinde müvekkilinin elden çıkardığı tarihteki bedel kadar sorumlu olması gerektiğini kararın bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri.
1.Tasarrufun iptali davasının amacı, İİK 277. ve devamı maddelerinde öngörüldüğü gibi borçlunun mevcudunu azaltmaya yönelik tasarruflarını iptal ettirmektir. İİK.nun 283. maddesi hükmüne göre iptal davasının konusu taşınmaz mal olduğu takdirde, davalı 3.şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan bu taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Diğer söyleyişle bu dava alacaklıya borçlunun mal kaçırma amacıyla yaptığı tasarrufla ilgili mal üzerinde alacağın tahsilini sağlama yetkisini verir. Bu yetki de alacak miktarı ile sınırlıdır.
Bu özelliklerin doğal sonucu olarak davanın görülebilirlik şartlarından birisi alacağın varlığı diğer söyleyişle tasarrufta bulunan kişinin borçlu olması, bir diğeri de alacağın aciz vesikasına bağlanmış olmasıdır. Bu özelliği nedeniyle aciz nedenine dayalı tasarrufun iptali davasında davalı 3.kişi aciz belgesine dayanan alacağın gerçekte olmadığını iddia ve ispat edebilir. Çünkü dava şartlarından birisi de tasarrufta bulunan kişinin borçlu olması gereğidir. Eğer tasarrufta bulunanın alacaklıya gerçek bir borcu olmadığı iddia ediliyorsa bu durumda tasarruf sahibinin öncelikle borçlu sıfatı çözümlenmelidir. Bu nedenledir ki 3.kişi davalının borcun gerçek olmadığı iddiası ve muvazaanın varlığı yönündeki savunmasının mahkemece incelenmesi gerekir. Eğer gerçek bir borç yoksa alacak da söz konusu olamayacağından iptal davasının dinlenmesi mümkün olmaz.
Diğer bir yönüyle de konu ele alındığında da, İİK.'nın 277. vd maddelerine göre açılan iptal davalarında takip borçlusundan hak iktisap eden 3. kişilerin davacının takip borçlusundan alacaklı olmadığına ilişkin savunmasının araştırılmasında zorunluluk vardır. Aksi takdirde takip alacaklısıyla anlaşarak veya nasıl olsa kendisinin borca batık olması nedeniyle gerekli çabayı göstermeyerek icra takibine itiraz etmeyen, itiraz üzerine durması söz konusu olmayan kambiyo senetlerine dayalı takibe karşı menfi tespit davası açmayan takip borçlusunun bu davranışı karşısında borçludan mal edinen 3. kişilerin yargı eliyle zarara uğratılması söz konusu olur ki bunun kabulüne olanak yoktur. Hatta tasarrufta bulunurken borçlu olmayan kötü niyetli kişilerin malvarlığındaki bir unsuru iyi niyetli 3. kişilere devrettikten sonra hileli işbirliği halinde olduğu kimselere eski tarihli borç senedi vererek elinden çıkardığı malları iptal davası yoluyla dolaylı olarak geri alması dahi imkan dahiline sokulabilir. Elbette ki bunlar yasaca amaçlanan durumlar değildir. Tasarrufun iptali davalarında alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlanırken bu alacaklının alacağının şeklen varlığının değil, gerçekliğinin amaçlandığını göz ardı etmemek gerekir.
Somut olayda; davalı 3.kişi ... vekili; borçlunun davacının 24.02.2016 tarihinde başlattığı takiple ilgili olarak henüz ödeme emri tebliğ edilmeden, 25.02.2016 tarihinde icra dairesine gelerek, ödeme emrini bizzat tebliğ almak istediğini, borcu kabul ettiğini, hiç bir itirazının olmadığını, takibe konu senetteki imzanın kendisine ait olduğunu, imzayı kabul ettiğini yasal sürelerden feragat ettiğini, icra takibinin kesinleşmesini istediğini belirterek takibi kesinleştirdiğini böyle bir durumun yaşam deneyimlerine uygun olmadığını, icra dosyasında 2019 tarihinden itibaren işlem yapılmadığını, takibin muvazaalı olduğunu ileri sürmüştür. Dosya kapsamından, borçlunun henüz ödeme emri tebliğ edilmeden icra dairesine gelerek, ödeme emrini bizzat tebliğ aldığı, borcu kabul ettiği ve itirazı olmadığını beyan ettiği, yasal sürelerden feragat ederek takibi kesinleştirdiği sabittir. Borçlu, dava konusu taşınmazı yüklü miktardaki borçlarından kurtulmak için önceden iş yaptığı ve güvendiği arkadaşı ...'in eşi ...'a devrettiğini beyan etmiştir. UYAP kayıtlarından davalı ...'in eşinden boşanmak için 22.02.2016 tarihinde boşanma davası açtığı ve 04.03.2016 tarihinde boşandığı görülmüştür. Dava dayanağı takipte 22.02.3016 tarihinde başlatılmıştır. Bu halde davalı borçlunun mal kaçırma amacı ile devrettiğini belirttiği taşınmazı yeniden alma şansı kalmayacağı açıktır.
Bu deliller karşısında, mahkemece davalı üçüncü kişinin alacağın muvazaalı olduğu iddiasının araştırılması, davacı alacaklının 15.01.2015 tarihi itibari ile 150.000 TL borç verme ekonomik gücü olup olmadığı, borçlunun böyle bir borcu alıp almadığının araştırılması gerekirken, bu hususta bir değerlendirilme yapılmaması usul ve yasaya aykırı olmuştur.
2.Davacı alacaklının yargılama sırasında 15.07.2016 tarihinde öldüğü, mirasçılarının davayı takip ettikleri halde karar başlığında mirasçılarının isminin yer almaması da hatalı olmuştur.
3.Kabule göre ise, davalı üçüncü kişi taşınmazı elinden çıkardığı 17.02.2016 tarihindeki değeri olan 230.000.00 TL'sını geçmeyecek şekilde alacak ve ferileri ile tazminattan sorumlu tutulması gerekirken, tazminat miktarı belirtilmeksizin infazda kuşkuyu neden olacak şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
1.Açıklanan sebeplerle, davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde davalı ...'e iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.05.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.