Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı ... ve davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, davacının avukat olduğunu, kardeşi olan davalının dosyalarının takibi için aralarında anlaşma sağlandığını ve dosyaların davacı tarafından sonuçlandırıldığını, ancak ilgili dosyaların icra takipleri devam ederken davalının, davacıyı azlettiğini, bunun üzerine; davacının vekalet ücreti alacakları nedeniyle icra takibi başlattığını, ancak davalının icra takibine itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamını ve %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, azlin haklı olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulüne; davalının ... 15. İcra Müdürlüğü'nün 2014/18785 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, icra takip tarihi itibariyle 16.328,63 TL asıl alacak üzerinden devamına, tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla asıl alacağa icra takip tarihinden itibaren yıllık %9 oranında yasal faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin talebi ile asıl alacak likit olmadığından ve yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-İİK’nın 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra-inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötü niyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasını itiraz ile durduran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikte olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında kabul edilen alacak değerlendirildiğinde, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması nedeniyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulü ile icra inkar tazminatına karar verilmesi gerekirken, bu konuda olumlu olumsuz bir karar verilmiş olması bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK'nun 438/7 maddesi gereğidir.

Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle, davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle mahkeme kararının hüküm bölümünün 2. bendinde yer alan “ Fazlaya ilişkin talebi ile asıl alacak likit olmadığından ve yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı talebinin REDDİNE' ifadesinin hüküm fıkrasından çıkartılarak, yerine 'fazlaya ilişkin talebin reddi ile davacı lehine hüküm altına alınan asıl alacak üzerinden %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” ibaresinin yazılmasına ve hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan 29,20 TL harcın davacıya iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17/02/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.