Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, asli müdahiller ... ve arkadaşları ile asli müdahiller ... ve ...'ın davalarının reddine, davacı ... ve arkadaşlarının davalarının kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalılar Hazine vekili, ... vekili ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Kadastro sırasında, Tekirdağ ili .. ilçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan 21,33,48,50,61,116,178,261,263,342,368,377,379,385,393,394,402,405,412,452,456,470,487,508,514,528,557 ve 632 parsel sayılı muhtelif yüzölçümündeki taşınmazlardan; 61 ve 263 parsel sayılı taşınmazlar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... köyü tüzel kişiliği adına; 377,394,402,405 ve 412 parsel sayılı taşınmazlar, tapu kaydı nedeniyle ... ve müşterekleri adına; 379 parsel sayılı taşınmaz, tapu kaydı nedeniyle ... ve müşterekleri adına; 452 parsel sayılı taşınmaz, tapu kaydı nedeniyle Hazine ve ... Köyü Tüzel Kişiliği adına tespit edilmiş; 21,33,48,50,116,178,342,368,385,393,456,470,487,508,514,528 ve 557 parsel sayılı taşınmazlar ise mera vasfıyla, 261 parsel sayılı taşınmaz sıvat yeri vasfıyla, 632 parsel sayılı taşınmaz ise Harman yeri vasfıyla sınırlandırılmışlardır.

Davacı ... ve arkadaşlarının itirazı üzerine, tapulama komisyonunca; iki adet tapu kaydı ve ayrıca ... ve arkadaşları ile ... Köyü Tüzel Kişiliği arasında görülen dava nedeniyle kesin hüküm bulunduğu gerekçesiyle, tapulama tutanakları kadastro mahkemesine aktarılmıştır.

Davacı ... ve arkadaşları vekili dava dilekçesinde; tapu kaydı ve miras yoluyla gelen hakka dayanarak, dava açmıştır.

Asli müdahiller ... ve ... vekili müdahale dilekçesinde; çekişmeli 557 ve 632 parsel sayılı taşınmazların bir kısmı ile 632 parsel sayılı taşınmazın tamamının tapu kayıtlarının kapsamında kaldığını ileri sürerek, taşınmazların müvekkilleri adına tescilini istemiştir.

Asli müdahiller ..., ..., ... ve ... müdahale dilekçelerinde; miras yoluyla gelen hakka dayanarak, çekişmeli taşınmazlar hakkında davaya katılma talebinde bulunmuşlardır.

Davalı Hazine vekili; dava konusu taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu ve zilyetlikle kazanılamayacağını, taşınmazların tamamının Hazine adına tapuya tescil edilmesi gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, bozma ilamında özetle; "yapılan inceleme, araştırma ve uygulamanın hüküm için yeterli bulunmadığı belirtilerek; öncelikle Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.12.1957 tarihli ve 1956/202 Esas, 1957/54 Karar sayılı dosyasının getirtilmesi, kesin hükmün dayanağını oluşturan kroki ve kararın yerel ve uzman bilirkişilerin aracılığıyla uygulanarak kapsamının doğru olarak belirlenmesi, bozma kararından sonra yürürlüğe giren 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 20/B maddesi hükmünün görülmekte olan davalara uygulanmasının zorunlu olduğundan, kesin hükmün krokisi kapsamında kalan kayıt malikleri ve mirasçıları tarafından kullanılan yerlerin kayıt malikleri adına tescili, kullanılmayan yerlerin ise mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmesi gerektiği, kesin hüküm kapsamı dışında kalan ve bozma kararında değinildiği üzere tarım arazisi olarak kullanılan yerlerin de kayıt malikleri veya mirasçıları adına tescili, geri kalan bölümlerin ise mera olarak sınırlandırılması" gereğine değinilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "asli müdahiller ..., ..., ... ve ...'in, dayanılan tapu kayıtlarında hissedar olmadıkları, taraflar ile bağlantılarının bulunmadığı, kayıt malikleri ile hukuki veya miras yolu ile herhangi bir ilgilerinin olmadığı, miras ilişkisinin veraset ilamları ile tespit edilemediği, dava konusu taşınmazlar üzerinde de asli müdahillerin zilyetliklerinin bulunmadığı; asli müdahiller ... ve ...'ın dava konusu ettikleri taşınmazlar yönünden verilen önceki tarihli ret kararını temyiz etmemeleri nedeniyle aleyhlerine kesinleştiği, müdahillerin dava konusu ettikleri taşınmazlar üzerinde zilyetlikleri bulunmadığı gibi taşınmazların kadim mera oldukları; köy tüzel kişiliği tarafından dosyaya sunulan Edirne Kadılığının 3 ... 1122 tarihli hücceti, Edirne kadılığının 26 Ekim 1710 tarihli Hücceti ve Bergos kadılığından verilen Hayrabolu naipliğinin 16 cemaziyel evvel 1119/15 Ağustas 1707 tarihli hüccetin ... ve ... köylerini kapsamakta olduğu, dosyaya sunulan hüccetlerin tapu kayıtlarının hudutları ile benzerlik gösterdiği, ne var ki bu hüccetlerin tapu kaydı niteliklerinin bulunmadığı, önceki bozma kararları ve gerekçelerde bu hususun yer almadığı, bozma ilamı ile sınırlı inceleme yapıldığı, köy tüzel kişiliğinin kullandığı herhangi bir taşınmaz da olmadığı; dava konusu taşınmazlara davalıların dayandığı 1283 tarihli ve 103 sıra numaralı tapu kaydı ile gittileri olan tapu kayıtlarının revizyon gördüğü, anılan bu tapu kayıtlarında davalıların veya kök murislerinin adlarının geçtiği, davacıların dayandıkları 1304 tarihli ve 247 sıra numaralı tapu kaydı ile davalıların dayandıkları tapu kayıtlarının aynı hudutları ihtiva ettiği, bir tapunun 12/304 tarihli ve 246 sıra numaralı olduğu, diğer tapunun ise 12/304 tarihli ve 247 sıra numaralı olduğu, her iki tapu kaydının da hisse tapusu olduğu ve kök kaydının aynı tapu kaydı olduğu, davacıların tapusunun 1/4 hisse olduğu, aynı kökten gelen ve aynı sınırları gösteren tapu kayıtları oldukları ve aynı yerleri kapsadıkları, tapu kayıtlarının sınırlarından Tatarlı karyesi mera sınırı olarak geçen kısmın doğuda ... köyü sınırı olduğu, Müsellem mera sınırı ise Susuzmüsellim sınırı olup güneydoğuda kaldığı, Alakacı karyesi mera sınırının tam bilinmediği, Hasköy mera sınırının ise Hasköy Köyü olup batıda yer aldığı ve ... Köyüne hudut olduğu, Kestirice karyesi mera sınırı ise şu anki Aydınlar köyü olduğu, Kasımpaşa karyesi sınırı ise yine Aydınlar köyü sınırları olup kuzey ve kuzeybatı sınırlarında olduğu, Karan karyesi mera sınırı ise kuzey ve kuzeydoğuda yer alan Faraş, şu anki ismi ile Ataköy Köyü sınırları olduğu, Kaş mahalli sınırının ise tam olarak bilinmediği, davacılar ..., ..., .... ve ...'ün kök tapu maliki ...'in çocukları oldukları ve 12/304 tarihli ve 247 sıra numaralı tapu kaydında ismi geçen kişiler oldukları, tapu kayıtlarındaki kişiler ile hukuki ve miras bağlarının belirlendiği, tapu kayıtlarında belirtilen sınırların ... Köyünü ve ... Köyünü tamamen kapsadığı, dava konusu taşınmazların komşu kayıtlarının bir çoğunun aynı tapu kayıtlarını okuduğu, diğer komşu taşınmazların tapu ve vergi kayıtlarının da dava konusu taşınmazların kök maliklerini okuduğu, komşu kayıtlar itibari ile de dava konusu taşınmazların tapu kaydı sınırları içerisinde kaldıkları, ... ailesi ve diğerleri arasında yapılmış bir taksim sözleşmesinin olmadığı, rızai bir taksimin söz konusu olmadığı, tarafların tapu kaydı içerisinde kullanımlarının olduğu, kök murislerin ölüm tarihlerine göre de tapunun hukuki değerini yitirmediği; tapu kayıtlarının sınırlarının üç hududunun mera okuduğu, mera sınırlarının değişebilir ve genişlemeye müsait sınırlar olduğu, tapu kayıtlarında tapunun miktarının da belli olmadığı, Yargıtay ilamına göre böyle bir durumda tapu kayıt kapsamlarına değer verilmesi gerektiği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20/B maddesinde harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılması gerektiğinin belirtildiği, dava konusu taşınmazların tamamının tapu kayıtlarının sınırları içerisinde kaldığı, dava konusu 377,405 ve 412 parsel sayılı taşınmazların taraflar arasında görülen Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.12.1957 tarihli ve 1956/202 Esas, 1957/54 Karar sayılı kesin hüküm krokisi kapsamında kaldığı ve davacılar ile davalıların kullanımlarında olduğu; dava konusu 116,379,394 ve 402 parsel sayılı taşınmazların davacılar tarafından tarla olarak kullanıldıkları, bu taşınmazların ekonomik olarak iktisadi değere sahip oldukları ve bu hususun ziraat raporu ile de belirlendiği, maliklerin tamamının ölü oldukları ve mirasçılarının miras hisselerinin hesaplandığı, sadece Feskulat Kostanti veletyani'nin kayıp yabancı kişi olduğu ve hissesinin Hazine adına olması gerektiği, diğer kısımların ise tapu kayıtlarında ve raporda belirlenen kök murislerin hisse durumlarına göre hesaplama yapıldığı, bu konuda teknik rapor alındığı; dava konusu diğer taşınmazların öncesinin mera, sıvat yeri veya çeşme yeri oldukları, davacı veya davalılar olan tapu kayıt maliki ve mirasçıları tarafından zilyet olunmadığı" gerekçesiyle asli müdahiller ... ve arkadaşları ile asli müdahiller ... ve ....'ın davalarının reddine, davacı ... ve arkadaşlarının davalarının kısmen kabulüne, çekişmeli 21,33,48,50,61,178,261,263,342,368,385,393,452,456,470,487,508,514,528,557 ve 632 parsel sayılı taşınmazların mera vasfıyla sınırlandırılarak özel siciline yazılmasına; çekişmeli 116,377,379,394,402,405 ve 412 parsel sayılı taşınmazların ise hüküm yerinde gösterilen payları oranında Adife Erbay ve müşterekleri adına tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmiş; hüküm, davalılar Hazine vekili, ... vekili ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup, davalılar Hazine vekili, ... vekili ve ... vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 1 inci maddesi uyarınca kadastro hakimi doğru, infazı kabil, infaz sırasında tereddüt oluşturmayacak ve taşınmaz hakkında sicil oluşturmaya elverişli şekilde karar vermek zorunda olup, İlk Derece Mahkemesince çekişmeli 116,377,379,394,402,405 ve 412 parsel sayılı taşınmazlar, hükme esas alınan 18.10.2019 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda ve doğru şekilde hüküm yerinde toplam 236.528.861.184.000 payın Adife Erbay ve müşterekleri adına tapuya tesciline karar verildiği halde, infazda tereddüt oluşacak şekilde maddi hata sonucu (2) ve (3) rakamları yer değiştirilmek suretiyle, taşınmazların toplam paylarının 326.528.861.184.000 kabul edilmek suretiyle hüküm kurulması isabetsiz ve bozmayı gerektirmekte ise de, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesinin yedinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekmiştir.

S O N U Ç: Yukarıda (1) no.lu bentte yazılı nedenlerle davalılar Hazine vekili, ... vekili ve ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) no.lu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile; İlk Derece Mahkemesi kararının (22) numaralı bendinin (6.) sırasında yer alan "326.528.861.184.000" rakamının hükümden çıkarılarak yerine, "236.528.861.184.000" rakamının eklenmesine, hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 438/7 inci fıkrası gereğince DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

28.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.