Davanın reddine
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilâmına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı Hazine vekili ile fer'i müdahil Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı Hazine vekili dava dilekçesinde özetle; İzmir ili Seferihisar ilçesi ... mahallesi 83 ada 23 parsel sayılı taşınmazın orman niteliğinde olduğunu, her ne kadar tapu malikleri ile Orman İdaresi arasında görülen Seferihisar Kadastro Mahkemesi'nin 1994/70-1995/16 sayılı orman kadastrosuna itiraz davası sonucu tapu malikleri lehine orman tahdidi iptal edilerek kısmen orman sınırları dışına çıkarılmasına karar verilmiş ise de, o davada Hazinenin taraf olmadığını, aleyhe kesin hüküm teşkil etmeyeceğini ve dava konusu taşınmazın arkeolojik ve doğal sit ile ilgili tapu kaydındaki beyanların da dikkate alınması gerektiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile taşınmazın orman olarak Hazine adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş ve yargılama sırasında fer'i müdahil Orman İdaresi, davacı yanında davaya katılmıştır.
Davalılar cevaplarında; davanın reddini savunmuşlardır.
İlk Derece Mahkemesince verilen, davanın kesin hüküm nedeniyle reddine ilişkin ilk hüküm, davacı Hazine vekili ile fer'i müdahil Orman İdaresi vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20.Hukuk Dairesinin 21.06.2011 tarihli ve 2011/7708 Esas, 2011/7793 Karar sayılı ilamıyla; "Davacı Hazine tarafından çekişmeli taşınmazın orman olduğu iddiasının yanında, 1. derece doğal ve arkeolojik SİT alanında bulunan ve zilyetlikle kazanmaya elverişli bulunmayan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasında da bulunulduğu ve bu tür iddiaları içeren davalarda, yargısal uygulamada istikrar kazandığı üzere, 10 yıllık hak düşürücü süre ile bağlı kalınmaksızın her zaman dava açılabileceği gibi, hak düşürücü sürenin geçtiği de ileri sürülemeyeceğinden mahkemece, işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği, her ne kadar mahkemece Seferihisar Kadastro Mahkemesinin1996/64-1999/22 sayılı orman kadastrosuna itiraz davası sonucu tapu malikleri lehine verilen kararın bu davada tarafları bağlayacak kesin hüküm olduğu gerekçesi ile dava reddedilmiş ise de, yapılan incelemede, dava konusu taşınmazın önceki maliki ... 'nun dava konusu taşınmaz hakkında Kadastro Mahkemesinde orman kadastrosuna itiraz davası açtığı, mahkemece yapılan yargılama sonucu 1999/22 sayılı karar ile taşınmazın orman kadastrosu ile orman sınırı içine alınan 28.750 m2 yüzölçümündeki bölümünün orman olmadığı belirlenerek orman sınırı dışına çıkarılmasına karar verildiği ve kararın 14.12.1995 tarihinde kesinleştiği, davada Orman Yönetimi ve Hazinenin taraf olduğu anlaşılmış olup, anılan kararın, dava konusu parselin 28.750 m2 yüzölçümündeki bölümünün orman olmadığı konusunda davalı gerçek kişi yararına, H.Y.U.Y.’nın 237. maddesinde yazılı kesin hüküm koşullarını taşıdığı, ne var ki; Hazinenin temyize konu davada sadece orman iddiasına dayanmayıp bunun yanında çekişmeli taşınmazın, 1. derece doğal ve arkeolojik SİT alanında bulunan ve zilyetlikle kazanmaya elverişli bulunmayan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğundan tapu kaydının kadastroca yolsuz olarak oluşturulduğunu da ileri sürerek dava açtığı, değinilen yönler gözetilerek, bir yerin orman sayılmayan taşınmaz olduğunun saptanması ile zilyetlikle kazanma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmemiş olmasının saptanması farklı konular olup, somut olayda mahkemece, temyize konu dava ile Seferihisar Kadastro Mahkemesinin1996/64-1999/22 sayılı orman kadastrosuna itiraz davasının konusunun farklı olduğu gözetilerek tarafların dayandığı diğer tüm deliller toplanıp ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu" gerekçesiyle bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamı sonrası yapılan yargılama neticesinde önceki kararda direnilerek davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacı Hazine vekili ile fer'i müdahil Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.03.2013 tarihli ve 2012/20-754 Esas, 2013/309 Karar sayılı ilamıyla; "Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığın, davacı Hazinenin orman iddiası yanında, çekişmeli taşınmazın, 1. derece doğal ve arkeolojik sit alanında bulunan ve zilyetlikle kazanmaya elverişli olmayan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu, tapu kaydının kadastroca yolsuz olarak oluşturulduğu iddiasının da bulunup bulunmadığı, bu iddia doğrultusunda deliller toplanıp, bir araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği; buna göre dava konusu taşınmazla ilgili Seferihisar Kadastro Mahkemesi'nce verilen tescil ilamının eldeki dava yönünden kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağı noktalarında toplandığı, ilk olarak Seferihisar Kadastro Mahkemesi'nin 31.05.1995 Tarih, 1994/70 Esas-1995/16 Karar sayılı ilamının eldeki dava yönünden kesin hüküm teşkil edip etmediğinin Hukuk Genel Kurulu'nda tartışıldığı, bilindiği üzere, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 237.maddesi uyarınca kesin hükmün; tarafları, müddeabihi ve dava sebebi aynı olan hususlarda söz konusu olduğu, anılan ilamda davacı tapu maliki olan ..., davalı ise Orman Genel Müdürlüğü olup, davada Hazinenin taraf olmadığı, eldeki davanın ise Hazine tarafından açıldığı, öyle ise, Hazinenin orman iddiası yönünden bu davada kesin hüküm teşkil etmeyeceği, öte yandan, o davanın eldeki dava yönünden güçlü delil olup olmadığının Mahkemece tartışılması gerektiği, Özel Daire bozma ilamında her ne kadar Seferihisar Kadastro Mahkemesi'ndeki davada Hazinenin taraf olduğu ve taşınmazın orman olmadığı yönünde Hazine aleyhine kesin hüküm teşkil edeceği belirtilmiş ise de, Hazine o davada taraf olmadığından bu belirlemenin maddi yanılgıya dayalı olduğunun kabul edildiği, öte yandan davacı Hazine'nin dava dilekçesi incelendiğinde, dava konusu taşınmazın orman vasfında kamu malı olduğu, arkeolojik ve doğal sit ile ilgili kaydındaki beyanların da dikkate alınması gerektiğinin bildirilerek, dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunun iddia edildiğinin de görüldüğü, dava konusu taşınmazın bulunduğu 83 ve 87 adalara ait dosya içerisindeki pafta örneği incelendiğinde, dava konusu taşınmazın 1.derece arkeolojik ve 1.derece doğal sit alanı yakınında yer aldığı, o yerdeki ormanın, Teos Devlet Ormanı olarak anıldığının anlaşıldığı, o halde Mahkemece; dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki zilyetlikle edinilmeye uygun yerlerden olup olmadığının, doğal ve arkeolojik sit alanında kalıp kalmadığının, sit alanını gösterir haritalar da getirtilip uygulanmak suretiyle belirlenmesi gerektiği" belirtilerek, değişik gerekçe ile usûl ve kanuna aykırı olan İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda verile,; davanın kısmen kabulüne, 83 ada 23 nolu parselin fen bilirkişisi ... 'ın hazırladığı 29.04.2015 havale tarihli rapor ve krokisinde A harfi ile gösterilen 28.709,47 m2 kısmın bu parselden ayrılarak ayrı bir parsel numarası verilmesine ve ayrı parsel numarası alan 28.709,47 m2 lik kısmın orman vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, bakiye kısmın tapu kayıt maliki üzerinde bırakılmasına, davacı tarafın fazlaya ilişkin talebinin reddine dair ikinci karar, davacı Hazine vekili tarafından taşınmazın (B) ve (C) harfleri ile gösterilen bölümlerine ilişkin olarak, davalı gerçek kişiler vekili tarafından ise (A) harfi ile gösterilen bölüme ilişkin olarak temyiz edilmekle, Yargıtay (Kapatılan) 20.Hukuk Dairesinin 08.02.2018 tarihli ve 2017/10860 Esas, 2018/795 Karar sayılı ilamıyla; "Davacı Hazinenin taşınmazın taşınmazın (B) ve (C) bölümüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; taşınmazın (B) ve (C) harfleri ile gösterilen bölümlerinin kesinleşmiş orman tahdidinde tahdit dışında orman sayılmayan yerde kaldıkları, 3. derece arkeolojik sit alanı olup, doğal sit alanı özelliği taşımadıkları ve zilyetlikle kazanmaya elverişli yerlerden oldukları davalı kişiler yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri kapsamında zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu sabit olduğundan davacı Hazinenin taşınmazın (B) ve (C) harfleriyle gösterilen bölümlerine yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş, davalı gerçek kişilerin taşınmazın (A) harfi ile gösterilen bölümüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise; taşınmazın (A) harfi ile gösterilen kısmı hakkında daha önce orman tahdidine itiraz edildiği ve mahkemece bu kısmın tahdit dışına çıkarıldığı, kararın kesinleştiği, eldeki davayı Hazinenin açtığı, ancak anılan kadastro davasında Hazinenin taraf olmadığı ve o davadaki taraflar ile ardıllık ilişkisi bulunmadığı, bu kararın Hazine yönünden HYUY’nın 237. maddesi uyarınca kesin hüküm teşkil etmeyeceği, ancak kesinleşen karar güçlü delil teşkil edip, bu güçlü delilin aksinin de aynı kuvvette başka bir delille ispatlanması gerektiği, bu nedenle mahkemece eski tarihli hava fotoğrafları, memleket haritaları ve amenejman planları getirtilip, bu belgeler uygulanarak taşınmazın öncesinin orman sayılan yerlerden olup olmadığı belirlenmeden mahkemece, kadastro mahkemesi tarafından kurulan hükmün dikkate alınarak karar verildiği, belirtilen dosyada Hazine taraf olmadığına göre çekişmeli taşınmazın usulünce yapılacak orman araştırmasına göre öncesi itibarı ile orman sayılan yerlerden olup olmadığı, zilyetlikle kazanılacak yerlerden olup olmadığının belirlenmesinin zorunlu olduğu" gerekçesiyle bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; " hükmüne uyulan son bozma ilamı uyarınca (A) harfiyle gösterilen kısım yönünden yapılan araştırma sonucunda hükme esas alınan 13.06.2019 havale tarihli bilirkişi raporuna göre, bu kısmın orman niteliğinde olmadığının tespit edildiği" gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili ile fer'i müdahil Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 9 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca yapılıp, 20.03.1980 tarihinde, itirazlı yerlerde ise 15.12.1980 tarihinde ilan edilen orman kadastrosu, daha sonra 36 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanun ile değişik 7 nci maddesi gereğince 08.10.1986 tarihinde işe başlanarak yapılan ve 09.10.1986 tarihinde tamamlanıp bitirilen ve 28.10.1987 tarihinde ilan edilerek kesinleşen, ilk orman kadastrosunun aplikasyonu ile herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalan ormanların kadastrosu ve 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması vardır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usûl ve kanuna uygun olup, davacı Hazine vekili ile fer'i müdahil Orman İdaresi vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Yukarıda yazılı nedenlerle,
İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden ve 7139 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi uyarınca Orman İdaresinden harç alınmasına yer olmadığına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 27.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.