Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 30.12.2014 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı tesisi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24.03.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

Dava, davacıların maliki olduğu 190 ada 4 parsel sayılı taşınmaz yararına, davalılar murisi adına kayıtlı 190 ada 5 parsel sayılı taşınmaz üzerinden 1,5 mt eninde geçit hakkı tesisi talebine ilişkindir.
Davalılardan ... vekili, davacılara ait taşınmazın kuzeyinde bulunan patikanın yola bağlantısı bulunduğunu, bu sebeple davacıların geçit ihtiyacının bulunmadığını beyanla, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalılardan ... vekili temyiz etmiştir.
Bu tür davalar ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi nedeniyle zorunlu olarak açılmaktadır. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “Mutlak geçit ihtiyacı” veya “Geçit yoksunluğu”, ikincisine de “Nispi geçit ihtiyacı” ya da “Geçit yetersizliği” denilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 747/2. maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit ihtiyacının nedeni, taşınmazın niteliği ile bu ihtiyacın nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazlar bölünerek kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi mümkün değilse bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Somut olaya gelince; mahkemece 18.11.2015 tarihli fen bilirkişisi tarafından tanzim edilmiş rapor ekinde yer alan krokide 3 numaralı alternatif olarak gösterilen güzergahtan, davalıya ait 190 ada 5 parsel sayılı taşınmaz aleyhine geçit hakkı tesisine karar verildiği, bu güzergahın davalıya ait 5 parsel sayılı taşınmazı iki parçaya böldüğü ve buna ilişkin gerekçeye kararda yer verilmediği anlaşıldığından, mahallinde yeniden keşif yapılarak ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi de nazara alınarak davalı taşınmazını mümkün ise ikiye bölmeyecek şekilde, bölünmesi halinde gerekçesi de yazılmak suretiyle ve alternatif geçitler tartışılarak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.