Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacılar vekili, davalı ...'nin müvekkillerinden ...'in eşine ait ...Danışmanlık Ltd. Şti'nde çalışmaktayken dava konusu villanın müştemilatında ücretsiz kaldığını, davalının iş akdinin 25.12.2012 tarihinde feshedildiğini, taşınmazı kullanma dayanağının kalmadığını belirterek, elatmanın önlenmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin dava konusu villada 01.09.2006 tarihinden bu yana kapıcı olarak çalıştığını, müvekkilinin müştemilatı kiracıya tebaen kullandığını açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın kabulü ile davalının elatmasının önlenmesine karar verilmiş, söz konusu karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.

Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Mahkemenin “Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; tarafların iddia ve talepleri, tapu kayıtları, hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulü” şeklinde belirtilen gerekçesi gerekçe olarak kabul edilemez. Mahkemece, dosya kapsamındaki delillerin hangisine neden üstünlük tanındığı anlaşılamamakta, deliller tartışılmadan ve değerlendirilmeden sonuca gidildiği görülmektedir. Mahkemece, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içermeyen, gerekçesiz, Yargıtay denetimine elverişsiz şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Kabule göre de, iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu açıktır. Bu tür davalarda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 120. maddesi ve 492 sayılı Harçlar Kanununun 16.maddesi uyarınca dava değerinin el atılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil değerinin toplamından (4.3.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) ibaret olacağı ve belirlenen bu değer üzerinden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 26,27,28,30 ve 32 maddelerinde öngörüldüğü şekilde işlemlerin yerine getirilerek gerekli olan harcın alınacağı tartışmasızdır.
Bilindiği üzere; Harçlar Kanunu, harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesini hükme bağlamıştır. 492 sayılı Kanunun 32. maddesinde ise yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı vurgulanmıştır.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının başlangıçta dava değerini 1.000 TL göstererek bu değer üzerinden harç yatırarak dava açtığı ve yargılama sırasında taşınmazın değeri belirlenerek harç ikmal edilmediği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, mahkemece keşfen saptanacak dava değeri üzerinden harcın tamamlanması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek davanın harçsız görülmesi sonucunu doğuracak şekilde işin esası bakımından hüküm kurulması da doğru değildir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 sayılı Kanunla eklenen Geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK'un 428.maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 02.12.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.