SUÇLAR: Resmi belgede sahtecilik, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma

Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İstanbul Anadolu 40.Asliye Ceza Mahkemesinin 09.06.2016 tarihli ve 2015/386 Esas, 2016/213 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında;
a) Resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b) Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 268 inci maddesi delalatiyle 267 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

Sanığın temyiz isteği; atılı suçu işlemediğine, suça konu sahte plaka ve ruhsatı kullanmadığına, kardeşine ait kimliği polis ekipleri durduğunda ibraz ettiğinden, sonrasında ise gerçek kimliğini beyan ettiğinden iftira suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına ve mahkûmiyetine esas kararın bozulması gerektiğine, ilişkindir.

1. Sanığın kullandığı 34 AJ 4969 plakalı aracın uygulama görevi yapan polis memurlarınca durdurulduğu, sanıktan sürücü belgesi ve ruhsat istenmesi üzerine, sanığın kendi kimliğini gizleyerek kardeşi Yusuf İzzettin Özcan ismini vererek ısrarla araca ait belgeleri ibraz etmediği, aracın valiliğe ait olduğunu bildirdiği, bunun dışında 06 ***70 plakalı araca ait ruhsatı görevlilere vererek kaçmaya çalıştığı, daha sonrasında görevli polis memurlarınca yakalandığı, araç üzerinde takılı bulunan plakalar sorgulandığında 16.10.2014 tarihinde Merter Ş.O.K Polis Merkezi Amirliği idaresinden plakaların çalıntı olduğunun belirlendiği, aracın araştırılması sonucunda ise İzmir ilinden çalıntı olduğunun tespit edildiği, ayrıca sanığın ibraz ettiği 06 ***70 plaka sayılı araç için düzenlenmiş ruhsat ve belgelerin sahte olduğunun belirlendiği, sanığın polislere kendisini ... olarak tanıttığı, sanık ...'in gerçek kimliğinin polis merkezine gittiğinde parmak izinden tespit edildiği belirtilerek, sanık hakkında başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işledikleri iddiasıyla dava açılmıştır.

2. İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarının 18.10.2014 ve 20.10.2014 tarihli uzmanlık raporları dosya arasında bulunmaktadır.

3. Sanık suçlamaları kabul etmemiş, araç içindeki plakayı kullanmadığını, arama yapan polis ekiplerince ele geçirildiğini, kimliği hakkında verdiği yanlış bilgiyi de asker kaçağı olmasından dolayı yapmak zorunda kaldığını savunmuştur.

4. Mahkeme tarafından suça konu sahte belge duruşmaya getirtilip, incelenmek suretiyle özellikleri tutanağa geçirilmiş, suça konu belgenin aldatma niteliğinin bulunduğu belirlenmiştir.

5.Mahkeme kabul ve uygulamasına göre, sanığın resmi belgede sahtecilik ile başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçlarından cezalandırılmasına ilişkin temyize konu mahkûmiyet hükmü kurulduğu anlaşılmıştır.

A. Sanık Hakkında Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Verilen Mahkûmiyet Hükmü Yönünden Yapılan İncelemede

1. Sanığın başka araçtan çalınan plakayı kullandığı araca takması, sahte ruhsat tanzim etmesi ve aynı araca ait 08.02.2014 başlangıç tarihli, 20660788 poliçe numaralı Karayolları Trafik Kanunu gereğince yapılması zorunlu mali sorumluluk poliçesinin sahte olduğunun anlaşılması karşısında, resmi belgede sahtecilik suçunun zincirleme olarak işlendiği dikkate alınarak hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.

3. Sanık hakkında kurulan hükümde Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen, suç konusu Adli Emanetin 2014/146225 sırasında kayıtlı 06 K 9270 plaka ve araç tahsis belgesinin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesi gerekirken 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmesi dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir.

B. Sanık Hakkında Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerini Kullanma Suçundan Verilen Mahkûmiyet Hükmü Yönünden
5237 sayılı Kanun'un 268 inci maddesinin birinci fıkrası, "İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 250 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin altıncı cümlesi uyarınca başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu, seri muhakeme usulünün uygulanacağı suçlar arasında sayılmıştır.
Sanığa isnat edilen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun sübut bulduğu, bu suçtan kurulan hükümden sonra, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 2020/87 Esas, 2022/44 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun'a 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddesinin (d) bendinde yer alan “kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış” ibaresinin seri muhakeme usulü yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olması ve 5271 sayılı Kanun'un 250 inci maddesinin 11 inci fıkrasına 7331 sayılı Kanun'un 22 nci maddesiyle eklenen ''Seri muhakeme usulü bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması halinde uygulanmaz.'' şeklindeki yasal düzenleme 14.07.2021 tarihinden sonra işlenecek suçlar yönünden uygulanabileceğinden, resmi belgede sahtecilik suçuyla seri muhakeme usulüne tabi olan başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçu birlikte işlenmesine rağmen, suç tarihi itibariyle başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçunda seri muhakeme usulünün uygulanması gerektiğinden, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.

A. Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden

Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı yazılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm fıkrasından“Adli Emanetin 2014/15607 sırasında kayıtlı emanet eşyanın TCK 54/1-4 maddesi uyarınca MÜSADERESİNE,” ibaresinin çıkartılarak yerine "Adli Emanetin 2014/15607 sırasında kayıtlı suç eşyasının dosyada delil olarak saklanmasına" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

B. Başkasına Ait Kimlik Veya Kimlik Bilgilerini Kullanma Suçu Yönünden Yapılan İncelemede

Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı yazılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden, başkaca yönleri incelenmeyen hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
23.05.2024 tarihinde karar verildi.