Taraflar arasındaki kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat ve kararın yayınlanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı eser sahibi tarafından kaleme alınan "Hırsız Vaaar! 17-25 Aralık: Bir Sıfırlama Öyküsü" isimli kitabın kapak foroğrafı ve içeriğinde kullanılan söz ve ifadeler ile müvekkillerinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, davalı hakkında hakaret suçundan ceza yargılaması yürütüldüğünü, kitaba konu olan 17-25 Aralık sürecinde ortaya atılan ses kayıtlarının gerçek olmadığının TÜBİTAK raporu ile sabit olduğunu, kitapta müvekkili ...'ın sözde örgüt lideri, diğer müvekkilinin ise örgütün finans sorumlusu olarak kurgulandığını, kitapta küçük düşürücü ve aşağılayıcı bir dil kullanıldığını, ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığını, gerçek dışı ifade ve isnatlarla eleştiri ve basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek müvekkili ... yönünden 100.000,00 TL, diğer müvekkili için 50.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işletilecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsili ile kararın yayınlanmasını talep etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı eser sahibi hakkında dava konusu kitapta kullanılan ifadeler nedeniyle davacılara yönelik hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararlarının kesinleştiği, kitapta kullanılan söz ve ifadeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu, eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı ... yönünden 10.000,00 TL, diğer davacı ... yönünden 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden işletilecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; kitapta yer alan hakaretlerin ağırlığının mahkemece değerlendirilmediğini, gerçek dışı ifade ve isnatlarla eleştiri ve basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığını, davalı tarafın kusuru, söz ve ifadelerin niteliğine göre hükmedilen manevi tazminat miktarının hakkaniyete aykırı olduğunu, kitapta belirtilen ses kayıtlarının montaj ürünü olduğunu, kitabın kapağında TC Devletinin Cumhurbaşkanı olan müvekkili ve oğlunun hırsız olarak gösterildiğini, buna göre hükmedilen tazminatın caydırıcı olmadığını, tarafların iştigal ettiği makam, saldırının ağırlığı, tarafların ekonomik ve sosyal durumu değerlendirilerek tazminatın miktarının takdir edilmesi gerektiğini, tam kabul kararı verilmesi gerektiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin hakaret kastı ile hareket etmediğini, eleştirel bir dille Türkiye'deki yolsuzluk iddialarının dile getirildiğini, hükmedilen manevi tazminatları müvekkilinin ödeme gücü olmadığını, fahiş miktarda olduğunu, kitapta kullanılan söz ve ifadelerin ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu kitapta davacılar hakkında sarf edilen sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, davacıların kişilik haklarının saldırıya uğradığı ve hükmedilen manevi tazminat miktarlarının az olduğu gerekçesi ile davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile davacı ... yönünden 80.000,00 TL, diğer davacı ... yönünden 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden işletilecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsiline; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; kitapta yer alan gerçek dışı ifade ve isnatlarla eleştiri ve basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığını, kitapta belirtilen ses kayıtlarının montaj ürünü olduğunu, masumiyet karinesinin zedelendiğini, onur ve itibarlarının zedelendiğini, kitabın ülke çapında geniş kitlelere yayıldığını, davalı tarafın kusuru, söz ve ifadelerin niteliğine göre hükmedilen manevi tazminat miktarının hakkaniyete aykırı olduğunu, kitabın kapağında TC Devletinin Cumhurbaşkanı olan müvekkili ve oğlunun hırsız olarak gösterildiğini, buna göre hükmedilen tazminatın caydırıcı olmadığını, tarafların iştigal ettiği makam, saldırının ağırlığı, tarafların ekonomik ve sosyal durumu değerlendirilerek tazminatın miktarının takdir edilmesi gerektiğini, tam kabul kararı verilmesi gerektiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin hakaret kastı ile hareket etmediğini, ceza yargılamasının henüz kesinleşmediğini, TBMM'ye gelmiş olan fezlekelere kitapta yer verildiğini, montaj ya da gerçek dışı delillere dayanılmadığını, kitapla ilgili bilirkişi raporu alınması talebinin mahkemece değerlendirilmediğini, bu nedenle kitabın tümü üzerinde bir inceleme yapılmadan aradan seçilen sözcüklere göre karar verildiğini, eleştirel bir dille Türkiye'deki yolsuzluk iddialarının dile getirildiğini, hükmedilen manevi tazminatları müvekkilinin ödeme gücü olmadığını, fahiş ve sebepsiz zenginleşmeye yol açacak miktarlarda olduğunu, kitapta kullanılan söz ve ifadelerin ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarında değerlendirilmesi, hükmedilen manevi tazminatların basın özgürlüğüne darbe niteliğinde olduğunu, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
davalı eser sahibi tarafından kaleme alınan "Hırsız Vaaar! 17-25 Aralık: Bir Sıfırlama Öyküsü" adlı kitapta kullanılan söz ve ifadelerin ve kapak fotoğrafının davacıların kişilik haklarını ihlal ettiği iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13,25,26 ncı maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10 uncu maddesi.
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...."
AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir."
TMK'nın "Kişiliğin korunması" kısım başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151,04.06.2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08).
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. En geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461,12.11.2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, davalı eser sahibi tarafından dava konu kitapta davacılar hakkında sarf edilen söz ve ifadeler bir bütün halinde incelendiğinde ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırları kapsamında değerlendirilemeyeceği, davacıların kişilik haklarına saldırı olduğu kabul edilerek manevi tazminata hükmedilmesinin ve olay tarihi, tarafların konumu, zararın ağırlığı dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarlarının yerinde olduğunun anlaşılmasına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin ve davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harçlarının temyiz eden davacılar ve davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.