Mahkûmiyet
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.05.2014 tarihli kararıyla sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 2 yıl hapis ve 600,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmiştir.
2. Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesi tarafından anılan hükmün; "... uzlaştırma hükümlerinin uygulanması gerekliliği..." nedeniyle, bozulmasına karar verilmiştir.
3. Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.09.2019 tarihli ve 2018/262 Esas, 2019/1209 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 52,53 ve 58 inci maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 600,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmiştir.
Sanığın temyiz isteği;katılana ulaşılamadığından uzlaşmanın sağlanamadığı, katılan ile uzlaşmak istediğine ilişkindir.
Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu (7201 sayılı Kanun) hükümleri uyarınca, uzlaştırmacının öncelikle uzlaştırma teklifi yapılacak ilgililere telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle uzlaşma teklifi yapmak üzere çağrı yapması, şayet belirtilen şekilde çağrı yapılamaz ise bu defa uzlaştırmacının ilgili savcılık nezdinde kurulmuş uzlaştırma bürosundan uzlaşma teklifi yapılmasını talep etmesi gerektiği, böyle bir taleple karşılaşan büronun da muhatabına ulaşamaması durumunda öncelikle muhatabın bilinen son adresine tebliğ yapması, tebligat yapılamadan iade edilmesi durumunda muhatabın MERNİS adresinin tespit edilerek MERNİS şerhi ile 7201 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre tebliğ edilmesi, MERNİS adresinin bulunmaması hâlinde ise kendisine daha önce kanuni usullere göre tebligat yapılmış olması şartı ile aynı adrese aynı Kanun'un 35 nci maddesine göre tebliği gerektiği nazara alındığında; dosyadaki uzlaştırma raporu ve eklerinin incelenmesinde, sanığın katılanın zararını karşılayarak uzlaşmayı kabul ettiği halde, uzlaştırma bürosu tarafından katılanın bilinen en son adresi yerine başka bir adrese uzlaştırma bilgi notu gönderdiği, dönüş olmadığı gibi aramadan da sonuç alınamaması üzerine mahkemece tarafların uzlaşamadığı şeklinde
usulsüz tebliğ işlemine dayalı uzlaştırma raporuna istinaden karar verildiğinin anlaşılması karşısında; 5271 sayılı Kanun'un 253 üncü maddesi ile ilgili yönetmelik hükümleri çerçevesinde, katılana usulüne uygun uzlaşma teklifi yapılmasından sonra sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle sanık hakkında verilen hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.09.2019 tarihli ve 2018/262 Esas, 2019/1209 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden diğer yönleri incelenmeyen hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
23.05.2024 tarihinde karar verildi.