İstinaf başvurusunun esastan reddine
Taraflar arasındaki taşınmazın beyanlar hanesine kullanıcı şerhi verilmesi istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davacıların davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma istemi nitelikten reddedilmiş olup, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
İstanbul ili ... ilçesi ... Köyü Bağlar mevkii 800parsel 360 m2 tarla vasfıyla, 801 parsel 3649 m2 tarla vasfıyla, 802 parsel 1169 m2 tarla vasfıyla ve 803 parsel 264m2 tarla vasfıyla 22.09.2006 tarihinde Hazine adına hükmen tescil edilmişlerdir.
Davacılar ... ve ... vekili dava dilekçesinde; İl Özel İdaresi Müdürlüğünün 204 sayılı vergi kaydına göre, 1337 tarihli ve 21 tahrir nolu dava konusu parsellerin davacıların kök murisleri ... oğlu ... Ağadan geldiğini, 40 yılı aşkın süredir kullanıldığını, İstanbul ili ... ilçesi ... Köyü Bağlar mevkii 801 parselde bahçe ve bitişiğinde bahçe, su kuyusu ile hayvan barınağı; 802 parsede 1120 m2 betonarme bina, 7 m2 barınak binası, 10m2 ahır; 803 parselde bahçe ve 804 parselde ağaçlık boş alan ve bahçe olduğunu, bölgede yapılan orman kadastrosu tespit çalışmasında davacıların kullandıkları bu taşınmazlarda kullanım kadastrosu yapılmadığını ileri sürerek, 800,801,802 ve 803 parsellerde davacıların zilyetlik ve kullanım haklarının tespiti ile kadastroya işlenmesine ve tapunun beyanlar hanesine davacıların kullanıcı olarak yazılmalarını talep ettikten sonra; yargılama sırasında 10.11.2015 tarihli 2. celse de, dava konusu yaptıkları taşınmazların davacıların kök murisinden geldiğini, davanın Kadastro Kanununa eklenen ek 4 maddesi uyarınca açıldığını, 5831 sayılı Hazine adına orman dışına çıkarılan taşınmazların fiili kullanım kadastrosu yapılmasına ilişkin Kanunun davanın dayanağını oluşturduğunu, tşınmazların bulunduğu yerde kullanım kadastrosu yapılmadığını beyan etmiş; 20.02.2018 tarihli 11. celsede verdiği ıslah dilekçesinde ise, dava konusu taşınmazların 631 sayılı Kanun' un 2/B maddesi kapsamında arazi vasfında olmadığının anlaşıldığını, taşınmazın 1938 yılında yapılan çalışmalarda orman tahdit dışında olduğunu ve sonra yapılan çalışmalarda da orman sayılmayan yer olarak tespit edildiğini, taşınmazların tanık beyanları ve vergi kayıtlarına göre kök muris Kara ... oğlu ... Ağadan geldiğinin anlaşıldığını belirterek, taşınmazlar üzerindeki zilyetlik ve kullanım hakkının tespiti ile kadastroya işlenmesini ve tapudaki beyanlar hanesine yazılmasını talep etmiş ve sonraki dilekçelerinde de, taleplerinin 6292 Sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 Sayılı Kanun) kapsamında zilyetlik ve kullanım hakkının tespiti ile kadastroya işlenmesi ve tapudaki beyanlar hanesine yazılması olduğunu açıklamıştır.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; " davaya konu taşınmazlara ilişkin olarak ... Kadastro Mahkemesinin 1999/4 Esas sayılı dosyasıyla dava açıldığı ve davalıların bu davaya müdahil olarak katıldıkları, yargılama sonunda açılan davanın reddi ile taşınmazların Hazine adına tesciline karar verildiği, dava konusu taşınmazların 1938'de kesinleşen orman kadastrosu sınırları dışında kaldığının tespit edilmiş olduğu, taşınmazların niteliğine göre zilyetlikle kazanılacak yerlerden olmadıkları ve sürdürülen zilyetliğin hukukça değer taşımayacağı gerekçesiyle verilen kararın Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi ilamı ile onandığı, 25.04.2017 tarihinde yapılan keşifte davacının hukuki durumunun güncel bir tehlike altında olmadığı, buna bağlı olarak hukukî durumu konusunda bir tereddüt bulunmadığı ve tespit edilen husus ile bu tehlikeyi ortadan kaldırmasının sözkonusu olmadığı, davacılar vekilinin dava konusu taşınmazlardaki zilyetlik ve kullanım haklarının tespiti ile kadastroya işlenmesi ve tapunun beyanlar hanesine müvekkillerinin kullanıcı olarak yazılmalarına karar verilmesini talep ettiği gözetildiğinde, alınan bilirkişi raporunda davaya konu taşınmazların 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4 üncü maddesi kapsamında kalmadığından kullanıcının belirlenmesinin bu kanun kapsamında yapılamayacağının belirlendiği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 1009 ve devamı maddelerinde tapu siciline şerh verilmesi gereken kişisel hakların sınırlı olarak sayıldığı, zilyetliğin bu haklardan olmadığı, davacının eda davası açabilecekken tespit davası açtığı gözetildiğinde bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı " gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş; hükme karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince; " davaya konu taşınmazların evveliyatında 1959 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında orman olması nedeniyle paftasında orman olarak gösterilmek suretiyle ... Devlet Ormanı ile birlikte tespit ve tescil harici bırakıldığı, 1989 yılında 4785 sayılı Kanun ve 6831 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi hükmü gözönünde bulundurularak orman sınırı içine alınıp nitelik kaybı nedeniyle Hazine adına orman rejimi dışına çıkarıldığı, 1998 yılında ise ikinci kadastro çalışmalarının yapıldığı ve yargılama sonucu Hazine adına tespit ve tescil edildiği, çekişmeli taşınmazların 5831 sayılı Kanunun 8 inci maddesi ile 3402 sayılı Kanuna eklenen Ek-4. maddesi kapsamında 6831 sayılı Kanun' un 2/B maddesi kapsamındaki alanlarda yapılan kullanım veya güncelleme kadastrosuna konu olmadığı, bu çalışma yapılmadan 2zilyetlik şerhi verilmesinin de mümkün olmadığı ve ilk derece mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği " gerekçesiyle, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK.nin 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçeye, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,
59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin temyiz eden davacılardan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.