İtirazname No: 2015/425633
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ: 8. Ceza Dairesi
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 109/1, 109/3-f, 109/5, 43/1,62 ve 53/1. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.11.2015 tarihli ve 407-907 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 08.09.2020 tarih, 24150-15245 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiştir.
Daire Üyeleri M. Kaya ve H. Kaynar; "... Somut olayda, sanığın suç tarihi itibarıyla 15 yaşını ikmal etmeyen mağdure ...'nin ablası ... ile nişanlı olup bu durumun sağladığı kolaylık ile mağdurenin ailesi ile birlikte yaşadığı konuta rahatlıkla girip çıkabildiği, süreç içerisinde mağdureye karşı oluşan duygusal ilişkinin cinsel ilişki boyutuna vardığı ve sanığın mağdure ile evlerinde birçok kez cinsel ilişkide bulundukları anlaşılmaktadır. Mağdurenin, soruşturma evresinde vekili Av. .... ve sosyal danışman .... huzurundaki ifadesinde, sanık ile evlerinde birçok kez cinsel ilişkide bulunduklarını sanığın kendisini bir yerde kalma veya gitme özgürlüğünü engellediğine yönelik bir beyan ve iddiasının olmadığı görülmektedir.
Mağdurenin, cinsel istismar suçu ile ilgili olarak Silivri Ağır Ceza Mahkemesinde ve bu dosyanın kovuşturma evresinde de benzer beyanların yanı sıra sanığın kapıyı kilitlediğini beyan etmiş ise de, mağdurenin beyanlarının aşamalarda değişiklik göstermesi ve çelişki içermesi nedeniyle bu yönüyle itibar edilebilir değildir. Diğer yandan kapının kilitlendiği kabul edilse dahi, mağdure ile sanığın gayriahlaki davranışlarının aile bireylerince görülmesinin engellenmesi düşüncesiyle evin kapısının kilitlenmesi doğaldır. Mağdurenin bir yerde kalma veya gitme özgürlüğü kısıtlanmış değildir. Mağdurenin dahi bu konuda bir iddiası yoktur.
Sanık ile mağdurenin birlikteliği, mağdurenin ikamet ettiği konutta cinsel ilişki süresiyle sınırlı olup mağdurenin bir yerde kalma veya gitme özgürlüğünün kısıtlandığına dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmadığından sanığın mahkûmiyetine ilişkin yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmelidir." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 17.10.2020 tarih ve 425633 sayı ile karşı oyda yer alan görüş doğrultusunda itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 01.12.2020 tarih, 9425-18861 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
Silivri Ağır Ceza Mahkemesince 16.06.2014 tarih ve 2011/21 sayı ile; 15.04.1995 doğumlu olan katılan ...'ye yönelik eylemi nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık hakkında suç duyurusunda bulunulduğu,
Dosya arasında yer alan Silivri Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/21 esas sayılı dosyasına göre;
- Çatalca Askerlik Şubesi Başkanlığının 28.12.2010 tarihli ve 972 sayılı yazısında; sanığın 17.08.2009 - 17.11.2010 tarihleri arasında askerlik hizmetini tamamladığı,
- İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı tarafından düzenlenen 01.11.2010 tarihli ve 151 sayılı rapora göre; katılan ...'nin yapılan genel beden muayenesinde fiziksel travma bulgusu olarak vücudunda herhangi bir tramatik lezyon tespit edilmediği, vajinal muayenesinde; hymenin anüler vasıfta, 2-2,5 cm açıklıkta, elastik yapıda olduğu, saat kadranına göre 1,2,3 ve 7 hizalarında cidara kadar varmayan doğal çentikler saptandığı, herhangi bir yırtık saptanmadığı, hymenin yapısal olarak yırtılmaksızın penis girişine (duhule) müsait yapıda olduğu ancak vajinal yolla yapılan doğum sırasında yırtılabilecek özelikte bulunduğu, dolayısıyla anılan katılanın hâlen anatomik olarak bakire olduğu,
- Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen 31.10.2012 tarihli ve 4149 sayılı raporda; katılan ...'nin muayenesine göre; hymenin serbest kenarlarında herhangi bir travmatik bulgunun olmadığı, fehvasının 2,5 cm olduğu ve ereksiyon hâlindeki penisin veya benzer cesametteki cismin duhulü ile yırtılmayabileceği, psikiyatrik muayenesine göre ise; travma sonrası stres bozukluğu olarak tanımlanan psikiyatrik rahatsızlığı bulunan katılan ...'nin söz konusu olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu,
Bilgilerine yer verildiği,
- Katılan ... 25.10.2010 tarihinde savcılıkta; ifade tarihi itibarıyla Çatalca Çok Programlı Lisesinde 9. sınıf öğrencisi olarak öğrenim gördüğünü, tanık ...'ın ablası, sanığın ise o tarihte ablasının nişanlısı olduğunu, bu nedenle de sanığın evlerine rahatça girip çıkabildiğini, yaklaşık 1,5 yıl kadar önce evde yalnız bulundukları sırada sanığın; "Sen ablandan daha güzelsin, seni seviyorum." şeklinde sözler söyleyerek kendisi ile cinsel ilişkiye girmek istediğini belirttiğini, sanığın bu teklifine önce şaşırdığını, bunun doğru olmadığını söylediğini, ancak ısrarı üzerine evde yalnız olmalarından da korkarak sanıkla cinsel ilişkiye girmeye razı olduğunu, bir süre öpüştükten sonra sanıkla cinsel ilişkiye girdiklerini, ilk gün bir defa cinsel ilişkide bulunduklarını, sanığın askere gitmesinden önceki 1-2 ay içinde de 10 ila 20 kez cinsel ilişkiye girdiklerini, sanığın kendisine herhangi bir şey vadetmediğini, kendisini tehdit etmediğini, biraz da merak duygusuyla sanığın bu teklifini kabul ettiğini, daha sonra ise hoşuna gittiği için sanıkla ilişkiye girmeye devam ettiğini, ancak daha sonra düzeninin bozulduğunu, derslerine kendisini veremediğini, kısa bir süre sonra askerden dönecek olan sanık ile ilişkiye devam etmek istemediği için durumu önce ablası tanık ....'e, daha sonra ise rehber öğretmenine anlattığını, rehber öğretmenine anlattıktan sonra durumdan ailesinin de haberdar olduğunu, sanıkla cinsel ilişkiye girdiği sırada hep pişmanlık yaşadığını, ancak bu durumu gerek utandığı gerekse korktuğu için kimseye söyleyemediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu, 08.11.2010 tarihli savcılık ifadesinde önceki ifadesine ek olarak; sanık dışında kimse ile cinsel ilişkiye girmediğini, sanıkla girdikleri tüm cinsel ilişkilerin sanığın evinde gerçekleştiğini, Mahkemede önceki ifadelerinden farklı olarak; sanığın kendisine mafya ile bağlantısı olduğunu, istediklerini yapmadığı takdirde başının belaya gireceğini, ailesine kötülük yapacağını söylediğini, evde kimse olmadığı zamanlarda ablasını da bir bahaneyle, kulağına bir şeyler söyleyerek dışarıya gönderdiğini, sonra karşı çıkmasına rağmen üzerine abandığını, sanığın gerek evlerinde gerekse dışarıda kendisini sürekli takip ettiğini, peşine birilerini taktığını, ailesini kendisine karşı kışkırttığını, hatta kendisini okuldan aldırmaya çalıştığını, ilk olarak evde kimsenin olmadığı bir tarihte kollarını tuttuğunu, o sırada oturma odasında bulunduklarını, sanığın anahtarı alarak kapıyı içeriden kilitlediğini, odanın dışında ise ablasının bulunduğunu, ancak kendisinin bağıramadığını, sanığın gözü dönmüş bir şekilde kendisine saldırdığını; "Sana kimse inanmaz, benim elimden seni kimse alamaz!" diyerek kendisi ile cinsel ilişkiye girmek istediğini söylediğini, sanığa karşı koyamadığını, ablasının dışarıya tohum süzmeye veya tarlaya gittiği zamanlarda bu şekilde sanığın kendisi ile birlikte olduğunu, ablasının böyle bir şey ummadığı için sanığın kendisi ile kalmasına ses çıkartmadığını, olay günü sanığın kendisini yatağa yatırdığını, pantolonunu indirdiği, karşı koyamadığı sanıkla cinsel ilişkiye girdiklerini, üzerini çıkartmadığını, sadece altını çıkarttığını, sanığın kendisine yönelik herhangi bir darp eyleminde bulunmadığını, sadece kollarını sıkı bir şekilde tuttuğu için canının acıdığını, o gün sadece bir defa ilişkiye girdiklerini, saat 12.00 sıralarında olayın gerçekleştiğini, bir hafta sonra sanıkla tekrar kendi odasında evde kimse yokken aynı şekilde birlikte olduklarını, yaklaşık 1-2 ay içinde ondan fazla kez beraber olduklarını, rıza göstermediğini, sanığın zorla kendisini sıkıştırarak yaptığını, kendisine; "Seni seviyorum, seninle evleneceğim." dediğini, sanığın bu şekilde vaatte bulunduğunu, ancak sanığın kendisine vaatte bulunduğu için değil kendisini zorladığı için onunla birlikte olduğunu, anne ve babasına hatta ablasına durumu anlatamadığını, sadece evde yalnız kalmamak için ablasına baskı yaptığını ancak sanığın ablasına bir şeyler söyleyerek onu evden gönderdiğini, karşı koyamadığı için bir süre sonra sanığın yaptığı bu cinsel saldırılara razı olmaya başladığını, daha sonra ise artık istemediği için sanığı terslediğini, sanığın da askere gitmesinden bir ay önce bu eylemlerini kestiğini, 2010 yılı Şubat tatilinde bu olayları önce tanık ....'ya daha sonra da rehber öğretmenine anlattığını, akabinde ise babasının durumdan haberdar olduğunu, sanıktan şikâyetçi olduğunu, 25.10.2010 tarihli savcılık ifadesini kabul etmediğini, o ifadeleri söylememesine rağmen Cumhuriyet savcısının yazdırdığını, sanıkla cinsel ilişkiye girerken rızasının bulunmadığını, sanıkla karşılıklı öpüşmesinin olmadığını, sanıkla ondan fazla ilişkiye girdiğini ancak yirmiyi bulmadığını,
- Tanık ..... savcılıkta; Afyonkarahisar'da üniversitede okuduğunu, 2010 yılı Şubat veya Mart ayında babasının evine geldiğini, katılan ...'nin o dönemlerde içine kapandığını ve durgunlaştığını, okulların kapanma dönemine doğru ise derslerinde çok başarısız olduğunu fark etmeleri üzerine katılan ...'yi okuldan aldıklarını, katılan ...'nin üzerine gidip sorunun ne olduğunu sorunca diğer kız kardeşi tanık ...'nın nişanlısı olan sanığın kendisi ile cinsel ilişkiye girmek için ısrar ettiğini bunun üzerine kendisinin de onunla cinsel ilişkiye girdiğini ağlayarak anlattığını, 2010 yılının yaz aylarında öğrendiği bu durumu 2010 yılı Eylül ayına doğru, okullar başlamak üzereyken ailesi ile paylaştığını, katılan ...'nin sadece sanık ile cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini, kaç kez ilişkiye girdikleri konusunda ise bir şey söylemediğini, mahkemede önceki ifadesine ek olarak; katılan ...'nin kendisine, sanığın evde bulunduğu ve tanık ...'nın uyuduğu zamanlarda kendisini sürekli sıkıştırdığını, bu durumun defalarca tekrarlandığını, sürekli kendisiyle cinsel ilişkiye girmek için baskı yaptığını, kendisinin dönem dönem sanıktan kaçarak başka odaya girip kapıyı kilitlediğini, fakat yine kendisini sıkıştırdığı bir zamanda karşı koyamadığını ve sanığın amacına ulaşarak kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini, bunu takip eden tarihlerde de sanığın aynı şekilde kendisi istemediği hâlde baskı yaparak kendisini ilişkiye zorladığını ve birçok kez kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini anlattığını, sanığın nasıl bir baskı yaptığını ve nasıl zorladığını ise açıklamadığını,
- Tanık ... mahkemede; katılan ...'nin kız kardeşi olduğunu, sanıkla 2008 yılının Ağustos ayında tanıştığını, 2009 yılının Şubat ayının 21'inde söz kesildiğini, söz ve nişanın bir arada olduğunu, 2009 yılının Şubat ayından itibaren sanığın evlerine gelmeye başladığını, sanığın işten ayrıldığını ve çalışmadığını, kendi baba ve annesinin ise pazarda satış yaptıklarını, diğer kardeşleri olan tanık .... ve ....'nin Afyonkarahisar ilinde çalıştıklarını, babası ve annesi pazara gittiği zamanlarda sanığın kendisi ve katılan ... ile birlikte evde ve bahçede çalıştığını, bu süre zarfında sanığın katılan ... ile baş başa kaldıklarını hiç hatırlamadığını, sanığın kulağına bir şeyler söyleyerek kendisini evden dışarıya yollamadığını, kendisi bahçeye bile çıksa sanığın yanında olduğunu, sanık ile katılan ...'yi asla baş başa bırakmadığını, oda kapısını kilitlendiklerini görmediğini, askere gittikten sonra sanıkla görüştükleri sırada katılan ...'nin sanığa kendisini rahatsız eden kişileri şikâyet edip derdini paylaştığını, tüm konuşmaların yanında gerçekleştiğini, 2010 yılının Şubat ayının sonlarına doğru diğer kardeşlerinin gelmesi sonrasında katılan ...'nin diğer ablalarına böyle bir durum olduğunu anlattığını, bu iddiayı kabul etmediğini, sanığı savunduğu için evde annesi, babası ve kardeşleri ile problem yaşadığını, bu olay sonrasında sanıkla evlendiğini,
- Tanık .... mahkemede; 2010 yılında Çatalca İstanbul Ticaret Odası Çok Programlı Lisesinde öğretmen olarak göreve başladığını, göreve başladıktan kısa bir süre sonra okul müdürünün kendisini katılan ... ile tanıştırdığını, öğrendiğine göre 2009 yılında dersleri çok kötü olduğu için katılan ...'nin okula ara verdiğini, psikolog öğretmen olduğu için katılan ... ile sürekli bir araya gelip konuştuğunu, bu konuşmalar sırasında eniştesinin cinsel tacizine uğradığını söylediğini, bir gün evde ablası televizyon seyrederken diğer odada sanığın kendisini sıkıştırdığını, evde başka kimsenin olmadığını, eniştesinin; "Seni seviyorum, sana ilgim var, hoşuma gidiyorsun, seninle cinsel ilişkiye girmek istiyorum." şeklindeki sözlerle üzerinde psikolojik baskı kurarak kendisine cinsel tacizde bulunmaya çalıştığını, kendisinin buna karşı koyduğunu, eniştesinin bu eylemleri ailesi evde yokken yalnız kaldıklarında gerçekleştirdiğini, bu psikolojik baskılar sonucunda istemediği hâlde eniştesiyle ilişkiye girdiğini, daha sonraki tarihlerde de yine birçok kez bu şekilde eniştesi tarafından söylenen duygusal sözler ile kurulan psikolojik baskı neticesi yaklaşık 15 kez cinsel ilişkiye girdiklerini, bundan dolayı da psikolojisinin etkilendiğini anlattığını, ardından durumu okul idaresine bildirdiğini, katılan ...'den gözlemlediği ve okul idaresinden öğrendiği kadarıyla o tarihe kadar okul içinde katılan ...'nin herhangi bir kimseyle cinsel anlamda bir yakınlaşması veya arkadaşlığı olmadığını, kendi hâlinde normal davranışlar gösteren bir öğrenci görünüşü verdiğini, fakat ders başarısının düşük ve içine kapanık biri olduğunu,
İfade ettikleri,
- Sanığın aşamalarda; suçlamaları kabul etmediğini, tanık ...'nın nişanlısı, katılan ... ile tanık ....'nın ise baldızları olduklarını, tanık ... ile hatırladığı kadarı ile 2007 yılının Şubat ayında nişanlandıklarını, bu tarihten sonra sık sık nişanlısının evine gidip geldiğini, hatta onların evindeki birçok işi bizzat kendisinin gördüğünü, katılan ...'yi kardeşi gibi sevdiğini, katılan ... ile hiçbir şekilde cinsel ilişki yahut bir yakınlaşma yaşamadığını, zaten evlerinde hiçbir zaman katılan ... ile baş başa kalmadığını, her zaman tanık ...'nın yanlarında olduğunu, bu olaydan askerlik görevinin devamı sırasında Nisan ayı içinde tanık ...'nın kendisini telefonla araması üzerine haberdar olduğunu, katılan ...'nin neden böyle bir iftira attığını bilmediğini, aralarında iftira atmasını gerektirecek herhangi bir husumet olmadığını, ancak piskolojisi öteden beri bir parça bozuk olan katılan ...'nin önceki tarihlerde halasının oğlu olan ..... isimli şahıs ile adını bilmediği karşı komşusu ve okuldan bazı şahıslarla cinsel ilişkiye girdiğini duyduğunu, belki bu olayların ortaya çıkmasından korkup yaşantısını ve mevcut durumunu mazur gösterme gayretiyle olayı kendi üzerine atmak istemiş olabileceğini, katılan ... ve ailesinin kendisini nişanlısı olan tanık ...'dan ayırmaya çalıştıklarını savunduğu,
- Sanık hakkında Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca 10.01.2011 tarihli ve 144-5 sayılı iddianame ile katılan ...'ye yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/2, 43/1,103/6 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açıldığı,
- Yapılan yargılama sonucunda Silivri Ağır Ceza Mahkemesince 11.12.2013 tarih ve 21-192 sayı ile sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/2, 103/6,43,62,53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemi açısından ise gereğinin takdir ve ifası için suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği, kararın gerekçesinde; "Mahkememizce mağdurenin ilk alınan ifadesinin daha samimi olacağı düşüncesiyle mağdurenin Cumhuriyet Savcılığındaki üstünlük tanınan beyanları, mağdurenin özde değişmeyen istikrarlı beyanları, mağdurenin sanık hakkında iftira atmasını gerektirecek bir nedenin tespit edilmemiş olması, namus gibi önemli bir kavram göz önüne alındığında sanığın, mağdurenin ablası ile evlenmemesi için bu iftiraların atıldığına yönelik savunmalarının mahkememizce gerçekçi kabul edilmemiş olması, tanık .....'in beyanları ve mağdure hakkında düzenlenen doktor raporunda mağdurenin anatomik bakire olması nedeniyle ereksiyon hâlindeki penisin duhulü hâlinde kızlık zarının yırtılmayacağının belirtilmesi ve mağdurenin suç tarihinde 15 yaşını tamamlamamış olması hep birlikte değerlendirildiğinde, sanığın mağdurenin rızası ile birden fazla cinsel ilişkiye girdiği anlaşılmış olup sanığın böylece üzerine atılı çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği vicdani kanaatine varılmıştır.
Mağdure Cumhuriyet Savcılığındaki beyanında sanığın zor kullandığına ve tehdit ettiğine dair herhangi bir anlatımda bulunmamıştır. Olayın üzerinden zaman geçmiş olması nedeniyle darp cebir raporu alınamamıştır. Mağdurenin olaydan yaklaşık olarak 1,5 yıl sonra olayı rehberlik öğretmenine anlatması neticesinde durumun anlaşılması karşısında, mağdurenin Cumhuriyet Savcılığındaki beyanlarının daha samimi olacağı anlaşıldığından sanığın mağdurenin rızası ile birden fazla cinsel ilişkiye girdiği vicdani kanaatine varılmıştır.
Her ne kadar; mağdurenin rızası ile cinsel ilişkiye girdiği mahkememizce kabul edilmiş ise de; mağdurenin olay tarihinde 15 yaşını tamamlamamış olması göz önüne alındığında mağdurenin rızasının geçersiz olması nedeniyle sanığın üzerine atılı nitelikli cinsel istismar suçunu işlediği vicdani kanaatine varılmıştır." açıklamalarına yer verildiği, bu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 15.05.2014 tarih ve 2447-6734 sayı ile onanmasına karar verildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan ... mahkemede; sanıktan şikâyetçi olduğunu, davaya katılmak istediğini, daha önce ağır ceza mahkemesinde ifade verdiğini, ilk ifadeye gittiğinde söylemediği hâlde rızası ile ilişkiye girdiğinin yazıldığını, bunu kabul etmediğini, kesinlikle rızasının bulunmadığını, sanığın tanık ...'nın nişanlısı olması sebebiyle evlerine sürekli gelip gittiğini, hemen hemen her gün geldiğini, geldiği zamanlarda istemeseler de bahçe ve ev işlerine yardımcı olduğunu,
Katılan ... mahkemede; katılan ...'nin annesi olduğunu, olay hakkında görgüye dayalı bilgisi bulunmadığını, sanık askere gidene kadar herhangi bir para almadan bahçelerinde çalıştığını, ancak ona harçlığını ve askere giderken de yol parasını verdiğini, olay ortaya çıkınca diğer kızı olan tanık ...'nın sanık ile evlenmesini istemediğini, iddianameye konu olayın kendi evlerinde, evde olmadığı zamanlarda gerçekleştiğini,
Katılan ... mahkemede: eşi olan katılan ...'nin beyanlarına katıldığını, olay hakkında görgüye dayalı bilgisi bulunmadığını,
Tanık ... mahkemede; sanıkla 1,5 yılı askerlik döneminde olmak üzere toplam 2 yıl kadar nişanlı kaldıklarını, askere gitmeden 6 ay kadar önce nişanlandıklarını, askere gittikten sonra da telefonla ve izine geldiğinde görüştüklerini, askerliği bitirdikten 10 gün sonra evlendiklerini, katılan ...'nin kız kardeşi olduğunu, sanığın askere gitmeden önceki süreçte hemen her gün evlerine geldiğini, bahçede, tarlada, serada babası ile birlikte çalıştığını, sanığın askere gitmeden önceki dönemde işe gireceğini, ancak annesinin; "Başka yerde çalışma, gel bizim bahçede çalış, hem harçlığını kazanır, hem de nişanlın ile görüşürsün!" dediğini, bu nedenle sanığın her gün bahçelerinde çalıştığını, bir maaş almadığını, bildiği kadarıyla sanığa herhangi bir para ödenmediğini, sanık eve geldiğinde sürekli yanında bulunduğunu, hiç yalnız bırakmadığını, birlikte çalıştıklarını, katılan ...'nin yanlarında olduğunu, sanıkla hiç yalnız kalmadığını, katılan ...'nin diğer ablalarına bu olayı anlatınca ailesinin sanıktan ayrılması için baskı yaptığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık mahkemede; üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, tanık ...'nın resmî nikahlı eşi olduğunu, askere gitmeden 8 ay kadar önce katılanların serasında çalışmaya başladığını, bu şekilde askere gidene kadar çalıştığını, katılanların arabalarını da kendisine teslim ettiklerini, arabayı alıp akşam evine gittiğini sabah da aynı araba ile işe geldiğini, o sıralarda tanık ... ile nişanlı olduğunu, askerliğinin bitmesine bir hafta kala katılanların kendisini katılan ...'ye cinsel istismarda bulunduğu iddiası ile şikâyet ettiklerini, askerden döndükten sonra kızlarının evlenmesini istemediklerinden kızlarını kendisinden ayırmaya çalıştıklarını, ancak askerliğini bitirdikten sonra tanık ...'nın kendisine kaçtığını, resmî nikahlı olarak tanık ... ile evlendiklerini, iddiaların doğru olmadığını, katılanların evinde bulunduğu sıralarda tanık ...'nın lavaboya giderken dahi yanlarında olduğunu savunmuştur.
TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi şöyledir;
"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silahla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.
(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."
14.07.2021 tarihli ve 31541 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle anılan maddenin 3. fıkrasının (e) bendine "eşe" ibaresinden sonra gelmek üzere "ya da boşandığı eşe" ibaresi eklenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi, üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun ekonomik bakımdan önemli bir kayba uğraması olarak ifade edilen netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
Suçla korunan hukuki değer, bireylerin irade, hareket ve seyahat özgürlüğüdür. Bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyeti.." olarak zikredilmiştir.
Suçun temel şeklinin tipik eylemi, bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmaktır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Netice ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılmış olmasıdır. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır.
Özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir.
Mütemadi/kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak kısıtlama devam ettikçe suç da işlenmeye devam eder. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir.
Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161,23.01.2007 tarihli ve 275-9,03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları). Doktrin de (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek-Sahir Erman, İstanbul 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ankara 2018, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) aynı görüştedir.
Uyuşmazlık konusu ile ilgisi nedeniyle anılan maddenin ikinci fıkrasında nitelikli hâl olarak sayılan tehdit kavramına değinilmesinde yarar bulunmaktadır.
Tehdit, Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğü’ne göre, "gözdağı verme" anlamına gelmekte olup bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M. Emin Artuk-A.Gökcen-M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Kitabevi, Ankara 2019,18. Bası, s. 405).
Tehdit, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olmalı, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelmelidir. Suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili korkutmak amacıyla yapmış olmasıdır (MAJNO, C.II, s.127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, s. 517 ve 873).
TCK'nın 109. maddesinin beşinci fıkrasında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cinsel amaçla işlenmesi de nitelikli hâl olarak yer almıştır. Bu nitelikli hâlin oluşması için kastın yanında failin "cinsel amaçla"/saikle hareket etmesi gerekmektedir. Bu husus madde gerekçesinde de; "Suçun cinsel amaçla işlenmesi, söz konusu suç açısından failin güttüğü amaç itibarıyla ayrı bir nitelikli unsur oluşturmaktadır." şeklinde açıklanmıştır.
TCK'nın 109/5. maddesindeki düzenlemede belirtilen cinsel amaçtan maksat, failin eylemi işlerken cinsel arzularını tatmin gayesi ile hareket etmesidir. Amaçlanan cinsel davranışın gerçekleşip gerçekleşmemesi önemli değildir. Bununla birlikte fail cinsel amacını gerçekleştirmiş ise ayrıca bu fiillerden de sorumlu tutulacaktır (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 2. Bası, Ankara-2014, Cilt: 3, s. 3753 vd; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Bası, Ankara, 2015, s. 417; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Bası, Ankara, 2015, s. 403 vd.).
Failin iç dünyasını ilgilendiren cinsel amacın varlığı; olayın oluşum ve gelişimi, suçun işleniş şekli, olay sırasında failin söylediği sözler ve sergilediği davranışlar ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Sanığın, olay tarihlerinde henüz on beş yaşını tamamlamamış olan katılan ...'yi aynı suç işleme kararının icrası kapsamında birden çok cinsel birliktelik yaşamak amacıyla hürriyetinden alıkoyduğu iddia edilen somut olayda;
Hürriyeti sınırlandırmadan cinsel istismar suçunun işlenmesine olanak bulunmadığından, çocuğun cinsel istismarı suçunun devamı sırasındaki sanığın alıkoyma eylemlerinin ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmayacağı, yine katılan ...'nin savcılığa müracaatı üzerine alınan ve dosya kapsamına daha uygun olduğu değerlendirilen 25.10.2010 tarihli ifadesinde, ikamet ettiği evde, farklı tarihlerde, sanık tarafından gerçekleştirilen ve amaç suç niteliğinde olan çocuğun cinsel istismarı suçunun öncesinde bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırıldığına yönelik bir beyanda bulunmadığı, her ne kadar Silivri Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında ilk ilişkiye girdikleri tarihte sanığın bulundukları oturma odasının kapısını içeriden kilitlediğine yönelik beyanda bulunmuş ise de cinsel davranışların cebir, tehdit veya hileye dayalı olarak gerçekleştirilmediğine yönelik katılan ...'nin söz konusu savcılık ifadesi dikkate alındığında, cinsel ilişki sırasında mahremiyetin sağlanması amacıyla yapıldığı anlaşılan bu eylemin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma amacına yönelik olmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın suça konu alıkoyma eylemlerini çocuğun cinsel istismarı suçunun işlenme süresi ile sınırlı olarak gerçekleştirdiğinden, sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı yerindedir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 08.09.2020 tarihli ve 24150-15245 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.11.2015 tarihli ve 407-907 sayılı hükmünün, sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.