HÜKÜMLER: Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İstanbul 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.06.2016 tarihli kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan, 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçundan 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.

Sanığın temyiz isteği; usul ve yasaya aykırı kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.

Olay tarihinde, kolluk görevlilerince, bir kıraathanede bulunan şahısların kimlik bilgileri sorgulanırken, sanığın mağdur adına düzenlenmiş üzerinde kendisine ait fotoğrafın bulunduğu suça konu nüfus cüzdanını kolluk görevlilerine ibraz ettiği iddiası ile kamu davası açıldığı, sanığın ikrarı, suça konu nüfus cüzdanındaki halen mevcut fotoğrafın, evvelce aynı yerdeki fotoğrafın sökülmesinden sonra tahrifen yapıştırılmış olduğu ve aldatma kabiliyetini haiz olduğuna dair uzmanlık raporu, mahkeme gözlemi ve tüm dosya kapsamı itibarıyla sanığın resmi belgede sahtecilik ve başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçlarından cezalandırılmasına dair temyiz incelemesine konu mahkûmiyet hükümlerinin kurulduğu anlaşılmıştır.

A. Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Yönünden
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2012 tarihli ve 2011/8-335 Esas, 2012/1804 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; sahtecilik suçunun oluşabilmesi için belgenin nesnel olarak aldatıcılık niteliğinin bulunması ve keyfiyetin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatıcılık niteliğinin varlığını göstermeyeceği nazara alındığında; dosya içerisinde bulunan nüfus cüzdanı üzerinde Heyetçe yapılan gözlemde, belgenin ön yüzünde soğuk damga izi görünümü vermek için oluşturulan dairesel şeklin damga olmadığının ilk bakışta kolaylıkla anlaşılması karşısında; Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in 130 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Soğuk damga fotoğrafın üzerine gelecek ve fotoğrafın görüntüsünü bozmayacak şekilde ve nüfus cüzdanının plastikle kaplanması işleminden sonra ay-yıldıza doğru uygulanır.” hükmüne uygun şekilde soğuk damga izi bulunmayan nüfus cüzdanında bu haliyle aldatıcılık niteliği mevcut olmadığından, 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunun yasal unsurlarının somut olayda oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkumiyetine hükmedilmesi nedeniyle sanık hakkında kurulan hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.

B. Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerini Kullanılması Suçu Yönünden

1. Başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun oluşabilmesi için failin önceden işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılarak soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin kimlik bilgileri verilen mağdur hakkında yapılmasına neden olunması gerekmektedir. Bir adli soruşturma ya da kovuşturma işlemi olmaksızın kimlik bilgilerinin gizlenmesi amacıyla başkalarına ait kimlik bilgilerinin kullanılması halinde başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun unsurları oluşmayacaktır.

2. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşması için, failin açıklamaları üzerine yetkili bir kamu görevlisi tarafından resmi bir belgenin düzenlenmesi ve düzenlenen resmi belgenin, beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gerekir. Yalan beyanın tek başına kanıtlama gücünün bulunmadığı, bu beyana rağmen görevlinin, beyan edilen hususların doğruluğunu araştırıp da belgeyi sonra düzenlemesinin gerekli olduğu takdirde, belgeye dayanak oluşturan bilgi yalan beyan olmayıp görevlinin araştırması sonucu ulaştığı bilgi olduğundan yine beyan olunan bilgiler, ilgili memur ya da makamın başkaca araştırma yapmasını, belge incelemesini gerektirirse veya yalan beyan üzerine memurun kandırılamaması neticesinde doğru şekilde belge oluşturulması durumunda anılan suç oluşmayacaktır.
3. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun (5326 sayılı Kanun) “Kimliği bildirmeme” başlığını taşıyan 40 ncı maddesinin birinci fıkrasında ise “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idari para cezası verilir.” hükmünü haiz olup bu kabahat fiili ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'un 206 ncı maddesinde düzenlenen suç arasındaki fark, beyanın resmi belge düzenlenmesi sırasında yapılıp yapılmadığıdır. Kamu görevlisinin, görevi nedeniyle resmi belge düzenlediği sırada yalan beyanda bulunulması halinde 5237 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesi uygulanacaktır. Resmi belge düzenlenmesi sırasında olmayıp da kamu görevinin gereği gibi yerine getirilebilmesi için, kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak sorması ve kişinin kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunması halinde 5326 sayılı Kanun’un 40 ncı maddesinin birinci maddesi uyarınca idari para cezası verilmesi gereklidir.

4. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 04.12.2014 tarihli ve 2014/2880 değişik iş sayılı kararına istinaden, kolluk görevlilerince, tombala oynatıldığı iddiası nedeniyle bir kıraathanede yapılan uygulama sırasında, sanığın GBT sorgulaması yapan görevli polis memurlarına mağdur adına düzenlenmiş, üzerinde kendisinin fotoğrafının bulunduğu suça konu nüfus cüzdanını ibraz edip, mağdurun başka suçtan aranması olduğunun tespiti üzerine arama ve yakalama tutanağı ile adli muayene raporunun mağdur adına düzenlenmesine sebebiyet vermesi şeklindeki eyleminin seri muhakeme ve basit yargılama usulüne tabi olan 5237 sayılı Kanun'un 206 ıncı maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında hataya düşülerek başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan cezalandırılması,

5. Kabule göre de; Sanığa isnat edilen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan dolayı kurulan hükümden sonra, 02.08.2022 tarih ve 31911 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli 2020/87 Esas ve 2022/44 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun'a 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddesinin (d) bendinde yer alan “kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış” ibaresinin seri muhakeme usulü yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu 14.07.2021 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 22 nci maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesinin on birinci fıkrasına eklenen "seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması halinde uygulanmaz" şeklindeki hükmün, ancak yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından uygulanabileceği gözetilerek, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
Nedenleriyle sanık hakkında kurulan hüküm, hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde (A) ve (B) bentlerinde açıklanan nedenlerle İstanbul 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.06.2016 tarihli ve 2016/199 Esas, 2016/435 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.05.2024 tarihinde karar verildi.