İstinaf başvurusunun esastan reddi
Sanığın yokluğunda verilen gerekçeli karar cezaevinde tebliğ edilirken, tebliğ edilen kararın içeriğinin okunup, anlatılmak suretiyle tebliğ edilmesinde yasal zorunluluk bulunduğu, ancak cezaevi idaresince sanık hakkında düzenlenen 12.12.2017 tarihli tebligat belgesi içeriğine göre gerekçeli kararın sanığa "bilgilendirilmek" suretiyle tebliğ edildiği, bu işlemlerin CMK'nın 35/3. maddesinde öngörülen usule uygun olmayıp geçersiz olduğu anlaşıldığından, sanığın öğrenme üzerine 08.01.2018 tarihli temyizinin süresinde olduğu belirlenerek yapılan incelemede,
Sanık hakkında, yanında açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen bir şahıs ile birlikte şikâyetçinin evine giderek, belediyeden geldiklerini ve kendisine yardım edeceklerini söyledikleri, imza atması için evinden uzaklaştırdıkları sırada diğer şahsın eve girip evde bulunan 1 adet 30 gram, 1 adet 17 gram altın bilezik, 1 adet 500'lük ..., 1 adet altın kolye, 2 adet Cumhuriyet altını, 1.600 TL parayı çaldığı, şikâyetçinin olayı fark etmesi üzerine ikametine gittiği, ancak kimliği tespit edilemeyen şahsın kapıyı şikâyetçinin üzerinden kapatarak olay yerinden uzaklaştıkları iddiası ile hırsızlık suçundan cezalandırılması istemiyle açılan davada, 21.07.2015 tarihli tutanağa göre, şikâyetçinin, sanığın da aralarında bulunduğu 6 şahsa ait çoklu fotoğraf kartonu üzerinden 1. sıradaki şahsı göstererek sanığı arabayı kullanan şahıs olarak kesin ve net olarak teşhis ettiği, duruşmada şikâyetçiye olay tarihinde araçta bulunduğunu söylediği esmer şahsın şu anda duruşma salonunda tv ekranında gözüken şahıs olup olmadığının sorulması üzerine, "Ben olay tarihinde sarışın olan şahısla konuşma yaptım sarışın olan şahsı yakından gördüm, ... araç içerisinde duruyordu, o şahsı uzaktan gördüm. ... şu anda ekranda bulunan şahsa benziyor ama kesin olarak o diyemem çünkü olayın heyecanı ile esmer şahsa çok dikkat etmedim. Dediğim gibi sarışın olan şahsı kesin olarak teşhis ettim." dediği, şikâyetçiden yeniden sorulduğunda "Ben ekranda gözüken şahsı dediğim gibi kesin teşhis edemiyorum, o gün arabadaki çocuk biraz daha genç gibiydi.", fotoğraf teşhis tutanağı gösterilip sorulduğunda ise "Aradan uzun zaman geçmiştir. Bu olay nedeniyle benim psikolojim de bozulmuştu bu nedenle fotoğraftaki şahısları yeniden teşhis etmem mümküm değildir. Jandarmada ben sadece benzettim. Benzettiğim kişiyi söylemiştim. Jandarmada kesin ve net fotoğrafı teşhis edemedim sadece bu olabilir dedim. Ancak jandarmanın ne yazdığını bilemiyorum." dediği, sanığın atılı suçu kabul etmediği, "Olay günü kesinlikle Söke'de değildim, nerde olduğumu tam olarak hatırlayamıyorum ancak büyük bir ihtimalle İzmir'de olabilirim, ben dışardayken cep telefonu kullanmıyorum, eşime ait cep telefonu vardır." şeklinde savunmada bulunduğunun anlaşılması karşısında; sanığın olay tarihi itibarıyla kullandığı cep telefonu numaraları araştırılarak, tespit olunan tüm cep telefonu numaralarına ilişkin olarak suç tarihi ile bir gün öncesi ve bir gün sonrasını kapsar şekilde aranan, arayan numaralar ile baz istasyonlarını gösterir ayrıntılı HTS kayıtlarının ilgili GSM operatörlerinden temin edilerek ve sanığa ait cep telefonlarının suç anında olay mahallinde sinyal verip vermediğinin tespit edilmesi ile sonucuna göre sanığın hukuki durumunun taktir ve tayin edilmesi gerektiği hâlde, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, istem gibi BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun'un 304/2-a maddesi uyarınca Söke 2. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.