Davacı, 1979 yılında vefat eden eşi...’ın 1970 yılında 2. dönemde 47,3. dönemde 63 gün olmak üzere toplamda 110 gün daha davalı ... Müdürlüğünde mevsimlik işçi olarak çalıştığını iddia ederek, davacının murisi adına askerlik borçlanması yapabileceğinin ve sonrasında da ölüm aylığına hak kazandığının tespitini istemiş iken 22.05.2012 tarihli celsede ıslahen kuruma eksik bildirilen bu sürelerin sigortalı çalışma olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilâmda belirtildiği şekilde davacının yaşlılık aylığı talebi konusunda karar verilmesine yer olmadığına ve hizmet tespiti konusunda davanın kabulü ile, davalı ... Müdürlüğünde 1970 yılında 2. ve 3. dönemde sırasıyla 47 gün ve 63 gün olan çalışmaların davacının murisi ... ve ... oğlu 1925... doğumlu...’a ait olduğunun tespitine,karar vermiştir.
Hükmün, davalı ... Başkanlığı avukatı ve davalı ... Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi, ya da, çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, eldeki dava dosyasına konu olayda davacının, kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle, süresinin belirlenebilmesi için, Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
Dosyadan, davalı ... Müdürlüğünden gönderilen ücret ve prim bordrolarının incelenmesinde; ... isminde bir şahsın çalışmalarının bulunduğu anlaşılmakta ise de, bu kişinin, ana-baba adları ve doğum tarihi gibi, ayırt edici bilgilerinin yer almadığı, yine Mahkemece yapılan araştırmada, aynı yörede 3 tane daha... isminde şahısların olduğunun bildirildiği, kurumdan gelen 31.01.2011 tarihli cevabi yazıdan, aynı işyerinde... oğlu 01.0..1919 doğumlu... isminde başka bir şahsın olduğu, bu şahsın ise 1970 yılı 2. döneminde 73 günlük bir çalışmasının bulunduğunun bildirildiği ve 14.09.1995 tarihinde emekliye ayrıldığı anlaşılmaktadır.
Bu tür davalarda, fiili çalışmanın her türlü delille ispatlanabileceği ve Mahkemece re'sen araştırma yapılabileceği ilkesi de göz önünde bulundurularak, öncelikle, davacının dilekçesine ekli belgenin müzekkereye eklenerek adı geçen... isimli şahsın anne-baba adı ve doğum tarihi de belirtilmek suretiyle, primlerinin o dönemde yatıp yatmadığı, yatmış ise, bu pirimlerin kimin hizmetlerine geçtiği Kurumdan ve davalı ... Müdürlüğünden sorulmalı, davanın aidiyet davasına dönüşmesi nedeniyle, Kurumca bildirilen... isimli şahsın da hak alanını ilgilendireceği dikkate alınarak, bu kişinin veya ölmüş ise mirasçılarının da davaya dahil edilerek HMK’nın 124. maddesi gereğince husumet yöneltilmesi, delillerinin toplanması ve davaya devam edilmesi sağlanmalı, davacı murisinin tüm bilgileri bildirilmek suretiyle davalı ... Müdürlüğünden ve Sosyal Güvenlik Kurumundan ilk işe girişine dair bilgi ve belgeler sorulmalı ve söz konusu belgede yer alan 47 ve 63 günlük hizmetin kime ait olduğu açıklıkla belirlenmeli, sonrasında ise, davacının murisinin çalışmaları ile ilgili tüm belgeler davalı kurumdan; puantaj kayıtları ve ücret tediye bordrolarının asılları işverenden getirtilmeli, dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler emniyet araştırması ve kurumdan sorulmak suretiyle saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, çelişkiler vaki olursa usulünce giderilmeli, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
2- Kabule göre de; 6100 sayılı Kanunun 178. maddesi gereğince davacı avukatının 22.05.2012 tarihli celsedeki tam ıslah talebi dikkate alınmaksızın yargılama giderinden davalının sorumlu tutulması isabetsizdir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan ...'ne iadesine, 17.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.