... ile ..., müşterekleri, dahili davalı ... Aslan ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Alaplı Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 19.03.2009 gün ve 173/66 ... hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde, vekil edeninin 21.09.1987 tarihinde ... 7. Noterliği tarafından düzenlenen zilyetliğin devir sözleşmesiyle miras bırakan babası ...’e ait mevki ve sınırlarını açıkladığı 2 parça taşınmazı babasından 1.200,00 TL ile satın aldığını, kadastro çalışmaları sırasında istedikleri taşınmazların 114 ada 172 ve 109 ada 40 parsel numaralarını aldığını, anılan taşınmazlarda 2/8 payın babasına düştüğünü, kadastro çalışmaları sırasında bu payın verasete iştirak biçiminde tüm mirasçılar adına tespit ve tescil edildiklerini açıklayarak vekil edeninin babasından satın aldığı 2/8 pay bakımından tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan ..., ... ve ... vekili 08.09.2005 havale tarihli dilekçesinde, davada davalı olarak gösterilen ...’ın 1999 yılında öldüğünü, davacının bunu bilmemesinin mümkün olmadığını, ölü kişiye karşı dava açılamayacağını, iddianın doğru bulunmadığını, 1.200,00 karşılığında taşınmazların satın alınmadığını, paranın verilmediğini ayrıca satışın yapıldığı tarihte muris ... 65 yaş üzerinde olup akli melekeleri yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı ... 28.02.2008, davaya dahil edilen ölü Kevser mirasçıları davanın reddine, ....07.09.2006 tarihli yargılama oturumunda eksikliklerin giderilmesine karar verilmesini istemişlerdir. Diğer davalı ...’e dava dilekçesi tebliğ edilmesine karşı yargılama oturumlarına katılmamıştır.
Mahkemece, davacının taşınmazları babasından satın aldığı ve karşılığını ödediği yönündeki iddiasını ispatlayamadığı, kadastro tespitlerinin 1998 yılında yapıldığı, davanın ise 16.08.2005 tarihinde açıldığı, davacının bu davranışının TMK.nun 2. ve 3. maddelerinde açıklanan dürüstlük kuralına uymadığı, satın almanın hayatın olağan akışına aykırı düştüğü, başka bir taşınmazın kullanımı konusunda aralarında uyuşmazlık çıkması nedeniyle davacının bu davayı açtığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine, hüküm,
davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro öncesi kazanmayı sağlayan zilyetlik, harici satın alma ve eklemeli zilyetlik hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1 ve 3402 ... kadastro Kanunun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, harici satışın gerçekleşmediğini ve davacının iddiasını kanıtlayamadığını gerekçe göstermek suretiyle davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacı vekili, dava dilekçesinde, vekil edeninin Noterde düzenlenen 21.09.1987 tarih ve 50929 yevmiye numaralı "Düzenleme Şeklinde Zilyetliğin Devri Sözleşmesi" uyarınca sözleşmede mevki ve sınırları açıklanan ve kadastro sırasında yukarıda ada ve parsel numaraları verilen taşınmazlarda satıcı ve miras bırakan ...’e ait 2/8 payın satın alındığını ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Bir kısım davalılar vekili ise, 08.09.2005 havale tarihli dilekçesinde, iddianın doğru olmadığını, harici satışın yapıldığı 21.09.1987 tarihinde işlem yapan satıcı ve miras bırakan ...’in akli dengesinin yerinde olmadığını ve buna dayalı olarak yapılan satışın geçersiz olduğunu savunmuştur.
İleri sürülen bu savunma karşısında satışın yapıldığı 21.09.1987 tarihinde davacıya taşınmazları satan ve miras bırakan ...’in gerçekten satış yapma hukuki ehliyetinin bulunup bulunmadığının ve buna bağlı olarak akli melikelerinin yerinde olup olmadığının araştırılıp belirlenmesi gerekir. Böyle bir durum ile karşılaşan mahkeme Hukuk Mahkemesi Kanunun 163. ve devam maddeleri (HUMK.nun 222 vd.) gereğince söz konusu olayı ön sorun olarak (hadise biçiminde) değerlendirilip, buna göre araştırma incelemenin yapılması gerekmektedir. Şu halde mahkemece bu konuda yapılacak iş; satışın yapıldığı 21.09.1987 tarihi itibarıyla davacının herhangi bir hastalığının bulunup bulunmadığı var ise, ne tür hastalık olduğu, hangi doktor yada doktorlar tarafından tedavi edildiği, herhangi bir hastanede tedavi görüp görmediği konularında miras bırakan ...’in yakınlarıyla, yakın çevresindeki insanlar ile bilinen ve tedavi eden doktorlar var ise, bunların bilgilerine başvurularak olayın açıklığa kavuşturulması, adı geçen kişilerin mahkemece tanık sıfatıyla dinlenilmesi, kullanılan ilaçlara ait reçeteler, ilaç kutuları ve var ise buna ilişkin belgelerin miras bırakanın yakınlarından istenerek dosya arasına konulması, tedavi gördüğü hastaneler var ise, hasta tedavi dosyası ile çekilen film ve grafiler gözlem kağıtları var ise diğer tüm belgeler ilgili hastane ve sağlık kuruluşlarından getirtilerek dosya ile birleştirilmesi, ondan sonra dosya tomarı ile birlikte Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Dairesi Başkanlığına gönderilerek satışı yapan ve miras bırakan ...’in 21.09.1987 tarihinde Noterde işlem yapma hukuki ehliyetinin (Medeni hakları kullanma ehliyetinin) olup olmadığı, o tarihte akli melekelerinin yerinde bulunup bulunmadığı konusunda rapor verilmesinin istenmesi ve gelen rapor diğer deliller ile birlikte değerlendirilerek uyuşmazlığın sonucu hakkında bir karar verilmesi gerekir.
Bundan ayrı, davacının bildirdiği 4 tanıkdan ikisi, 5 kişilik yerel bilirkişi listesinden ise, sadece bir tanesi dinlenerek hüküm kurulmuş, diğer yerel bilirkişi ve tanıkların dinlenmelerinden vazgeçme olmadığı halde mahkemece de herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin kalanların dinlenilmemesi usule aykırıdır. Keşif ara kararında, yerel bilirkişilerin ne şekilde dinleneceği konusunda hiçbir ibarenin yer almadığı, tanıkların ise, taraflarca keşif mahallinde hazır edildiklerinde dinlenmelerine işaret edilmiştir. Bu şekildeki bir ara kararın usulüne uygun olduğu söylenemez. Kural olarak, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK.nun 243., 244. ve 259. maddeleri gereğince, keşif yerine davetiyeyle çağırılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, davetiye ile gelmedikleri takdirde HMK.nun 245.maddesi gereğince kolluk aracılığıyla yerel bilirkişi ve tanıkların keşif yerinde hazır bulundurulmaları ve bilgilerine başvurulması, dava konusu taşınmazların gerçekten muris ... tarafından davacı ...’e satıp satmadığı, satmış ise, taşınmazlar üzerindeki zilyetliğin satış tarihinden itibaren kimler tarafından sürdürüldüğü konularının yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak belirlenmesi, satış gerçekleşmiş ve zilyetlik ile birleşmiş ise 114 ada 172 ... parselin kadastro öncesi tapusuz yer olması ve taşınır (menkul) niteliğinde bulunması nedeniyle yapılan satış, devir ve teslim ile mülkiyetin TMK.nun 763. maddesi uyarınca davacıya geçtiğinin düşünülmesi, kadastro öncesi tapulu bulunan 109 ada 40 ... parsel bakımından ise, satışın yapıldığı tarihten kadastro tespitinin yapıldığı 22.01.1998 tarihine kadar 3402 ... Kadastro Kanununun 13/B-b maddesindeki koşulların davacı yararına gerçekleşip gerçekleşmediğinin mahkemece değerlendirilmesi, muris ...’e ait veraset belgesinin sunulması için taraflara süre ve imkan tanınması, ondan sonra toplanacak tüm deliller ile Adli Tıp Kurumundan gelecek rapor birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 ... HMK. nun geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 ... HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve istek halinde 18,40 TL peşin harcın temyiz eden davacıya iadesine 17.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi