Davanın reddine
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve temyiz incelemesinden geçen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi tarafından İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı dava dilekçesinde özetle; Tekirdağ ili ...ilçesi ...Mahallesi VIII parsel sayılı taşınmazın en az yüz yıldır zilyedi olduklarını, yapılan 2/B kadastrosu sırasında taşınmazlarının hatalı olarak davalı ... adına tespit edildiğini, bu husustaki itirazlarının kabulü ile askı sureti ile ilan edilen listenin kendi adına düzeltilmesini talep etmiş, Mahkemece;davacının davaya konu taşınmazın zilyedi olduğuna dair bir delil sunamadığı, taşınmazın davalının kullanımında olduğu, bu nedenle de davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 17.02.2020 tarihli ve 2020/398 Esas, 2020/805 Karar sayılı kararı ile; ''Yörede; 1967 yılında 766 sayılı Kanuna göre tapulama ve arazi kadastro çalışmaları yapılmıştır. 6831 sayılı Kanun'un 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B maddesi uygulama çalışmalarına 2007 tarihinde başlanılmış, 30.09.2014 tarihinde ilan edilmiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 4 üncü madde gereği kullanım kadastro çalışmaları ise 19.07.2019-19.08.2019 tarihlerinde ilan edilmiştir. Davacı gerçek kişi dava konusu taşınmazın kullanıcısı olduğunu iddia etmektedir, dava konusu taşınmazın 2/B madde uygulamasında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, hüküm tarihinden sonra 2019 yılında yörede 3402 sayılı Kanun'un Ek 4 üncü maddesi uyarınca kullanım kadastrosu yapıldığı, dava konusu taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlendiği, buna göre çekişmeli taşınmazın 1012 parsel sayısı ve 37.643,26 m² yüzölçümü ile taşınmazın ... kullanımında olduğu ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı şerhleriyle Hazine adına tespit edildiği ayrıca dava konusu taşınmazın tapu kaydının da oluştuğu anlaşılmış olup, davacının taşınmazın kullanıcısı olduğunu iddia etmesi karşısında dava, kullanım kadastrosuna itiraza dönüşmüştür. Mahkemece Hazine davaya dahil edildikten sonra taraflara bu davayla ilgili delillerini bildirme imkanı tanınıp, taraf delilleri toplanıp, oluşacak sonuca göre taşınmazın kullanım kadastrosu tarihinde fiilî kullanıcısının tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi" gerektiğinden bahisle bozma kararı verilmiş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemece; " her ne kadar davacı tarafça davalı ...'in bu kullanımının kira ilişkisinden kaynaklandığı iddia edilmiş ise de davacı tarafça yazılı bir kira sözleşmesi sunulmadığı gibi davacı ve davalı tanıklarının beyanlarında kira ilişkisinden bahsedilmediği, bu doğrultuda davacı tarafça kira ilişkisinin ispat edilemediği, mahkememizce yapılan keşif sırasında dava konusu taşınmaz ve bitişiğindeki davalı ...'e ait taşınmazın bir bütün olarak kullanıldığı ve buğday ekildiğinin görüldüğü, yapılan bu açıklamalar doğrultusunda davacı tarafça kullanım kadastrosunun geçtiği 2019 yılında fiili kullanıcının kendisinin olduğunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine" karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
20.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.