Dava, hizmet tespitine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Davacı 01.01.1985 – 31.12.2004 tarihleri arasında davalı işveren konumundaki Orman Genel Müdürlüğü’ne ait iş yerinde, orman emvallerinin istifleme işinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmaların tespitini istemiş olup; davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanunun 79 uncu maddesinin onuncu fıkrasıdır.
Bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu bulunduğu açıktır. Öncelikle belirtilmelidir ki, vahidi fiyat şeklinde ücret ödemesi yapılan, işgücünü belirli veya belirli bir zaman içinde çalıştıranın buyruğunda bulundurmak suretiyle çalışan kişinin çalışmasının hizmet akdine tabi olduğu hususu Yargıtay'ın oturmuş görüşlerindendir.
506 sayılı Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, mahkemece, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri de esas alınmak suretiyle kendiliğinden araştırma ilkesi benimsenmeli, sigortalılığın kabulü ve hüküm altına alınabilmesi için mutlak koşul niteliğindeki hizmet akdinin ve eylemli çalışmanın varlığı özel bir duyarlılık ve özenle ortaya konulmalıdır.
Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Yukarıda sayılan belgelerin ve bu kapsamda işe giriş bildirgesinin süresi içerisinde kuruma verilmesinden önceki döneme ilişkin dönemler hak düşürücü süreye tabi olur ise de, sonraki süreler bakımından hak düşürücü süre söz konusu olmayacaktır. Çalışma ilişkisinin sürekli değil de kesintili olması halinde ise, hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.
Davaya konu somut olayda; Mahkemece, istem, davalı idarenin kamu kurumu olması ve kamu kurumlarında kayıtların esas olması nedeniyle, davacının adına herhangi bir kaydın bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de; yapılan inceleme ve araştırma ile toplanan kanıtlar karar vermeye elverişli değildir.Zira, davalı kurumdan gelen dönem bordroları ve istihkak raporları içerisinde davacının adı geçmektedir. Ancak, bu şahsın davacı ile aynı kişi olup olmadığı belirgin değildir. 01.06.1995,15.08.1995,15.08.1996,21.07.1997,01.03.1997,22.02.1993,21.02.1994,21.12.1994 tarihlerinde de ... isimli şahsa ücret ödemesi yapıldığı belirgindir. Kaldı ki, davalı idare bir kamu kurumu olsa dahi, fiili çalışmanın varlığı tespit edilebildiğinde, salt kayıtların olmaması nedeniyle davanın reddi hukuka uygun olmayacaktır. Yine, gelen belgelerden istihkak raporlarının çoğunluğunun ... ve ... adına kayıtlara geçirildiği dikkate alınarak, yapılan işin kapsam ve niteliği belirlenmeli ve sadece bu iki kişi ile yapılıp yapılamayacağı hususunun da değerlendirilmesi gerekir.
Böyle olunca, öncelikle hak düşürücü sürenin geçip geçmediği ve çalışmaların kesintili olup olmadığı belirlendikten sonra, davacının sigortalı çalışmalarına ait kayıtlar, davalı Orman İdaresinden getirtilmeli, kayıtlarda görünmeyen çalışmaların hangi nedenle bildirim dışı kaldığı araştırılmalı, bu kapsamda dinlenen tanık beyanlarına göre, kayıtlara geçen ... ve ...’ün de ifadesine başvurulmalı,işyerinin kapsam ve işin niteliği, mevsimlik işyeri olup olmadığı; yani, yılın belli aylarında çalışılıp, belli aylarında çalışılmıyan bir işyeri olup olmadığı kesin şekilde belirlenmeli, davacının ücretsiz izinli ve istirahli kalıp kalmadığı saptanmalı, yine, davacının bu işyerinden başka işyerlerinde sigortalı çalışması bulunup bulunmadığı konusunda SSK'dan şahsi sicil dosyası getirtilmeli, gerektiğinde aynı ad ve soyadda başka bir sigortalı bulunup bulunmadığı SSK kayıtlarından araştırılmalı, bu kişilerin çalışmaları kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açığa kavuşturulmalı; mahkemece, gerekli görülürse, bilirkişiden rapor alınıp, sonucuna göre karar verilmelidir.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın, mahkemece, yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.