SUÇLAR: Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, iftira

HÜKÜMLER: Mahkûmiyet

1.Sanık ... müdafiinin temyiz isteği yönünden;sanığın yokluğunda verilen hükmün, sorgusunda bildirdiği ve aynı zamanda MERNİS adresi olan "... Turgutlu/MANİSA " adresine, adresin kapalı olması nedeniyle komşusu ...'e haber verilerek, evrak Acarlar Muhtarı Yusuf Deveci imzasına teslim edilip, 2 nolu haber kağıdı kapısına yapıştırılarak 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun ( 7201 sayılı Kanun) 21 inci maddesinin birinci fıkrasına göre 08.08.2016 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi karşısında; 08.08.2016 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ olunan hükme karşı, sanık müdafii tarafından karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 13.10.2016 tarihinde temyiz isteğinde bulunulduğu, hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 305 inci maddesinin birinci fıkrası gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteğinin, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi uyarınca oyçokluğuyla reddine karar verilmesi gerektiği ve temyiz talebinin incelenemeyeceği anlaşılmıştır.

2.Sanık ...'ın temyiz isteği yönünden; sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Eskişehir 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.05.2016 tarihli ve 2015/485 Esas, 2016/425 Karar sayılı kararı ile;

a. Sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına,

b. Sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca 3 yıl hapis ve 21.900,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına,

c.Sanık ... hakkında iftira suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 268 inci maddesinin birinci fıkrası delaleti ile aynı kanunun 267 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,karar verilmiştir.

1.Sanık ...'ın temyiz isteği; fazla ceza tayinine ilişkindir.

2. Sanık ... müdafiinin temyiz isteği; duruşma talepli olarak, sanığın suçlamalar ile bir ilgisi bulunmadığına ve eksik inceleme ile karar verilmiş olduğuna ilişkindir.

A. Sanık ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
Sanık ...'ın yokluğunda verilen hükmün, sorgusunda bildirdiği ve aynı zamanda MERNİS adresi olan "... Turgutlu/MANİSA " adresine, adresin kapalı olması nedeniyle komşusu ...'e haber verilerek, evrak Acarlar Muhtarı Yusuf Deveci imzasına teslim edilip, 2 nolu haber kağıdı kapısına yapıştırılarak 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun ( 7201 sayılı Kanun) 21 inci maddesinin birinci fıkrasına göre 08.08.2016 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi karşısında; 08.08.2016 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ olunan hükme karşı, sanık müdafii tarafından karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 13.10.2016 tarihinde temyiz isteğinde bulunulduğu, hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 305 inci maddesinin birinci fıkrası gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteğinin, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi uyarınca oyçokluğuyla reddine karar verilmesi gerekmiştir.

B. Sanık ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden
Başka suçtan Manisa T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan ve duruşmadan vareste tutulma talebi bulunmayan sanığın, hükmün tefhim olunduğu duruşmaya bizzat veya SEGBİS yoluyla katılımı sağlanmadan, yokluğunda mahkûmiyet hükümleri kurulması suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 193 ve 196 ncı maddelerine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlandığı, anlaşılmıştır.

A. Sanık ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden

Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle Eskişehir 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.05.2016 tarihli ve 2015/485 Esas, 2016/425 Karar sayılı kararına yönelik sanık ... müdafiinin temyiz isteminin 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi uyarınca Tebliğname'ye aykırı olarak, Başkan ...'in sanığa yapılan 08.08.2016 tarihli ilk tebligatın usulsüz olduğundan, temyizinin süresinde olduğu yönünde karşı oyu ve oyçokluğu ile REDDİNE,

B. Sanık ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden

Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle Eskişehir 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.05.2016 tarihli ve 2015/485 Esas, 2016/425 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden başkaca yönleri incelenmeyen hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

16.05.2024 tarihinde karar verildi.

Sanık ...'a yapılan 08.08.2016 tarihli tebligat işleminin usulüne uygun olup olmadığı,bu nedenle temyiz talebinin süresi içerisinde yapılıp yapılmadığına ilişkindir.
7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. ” hükmü yer almaktadır. Madde metni, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir..” denildiği,.Tebligat Kanunu'nun ''Tebligat Mazbatası'' başlıklı 23.maddesinin 7.bendinde '' 21 inci maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığını, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebi,''nin tebligat mazbatasına yazılmasını emrettiği, ''Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi'' başlıklı Tebligat Yönetmeliğinin 35.maddesinin (f) bendinde ise ''30 uncu ve 31 inci maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığını, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebi'' nin tebligat mazbatasına yazılacağının hüküm altına alındığı görülmüştür.
Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu'nun 23/7. ve Tebligat Yönetmeliğinin 35/f bendi gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin, usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir.Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak, maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün veya tebligatın, tebliğ evrakında belirtilen tarihten önce yapılamayacağının anlaşılması halinde Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır.Bu itibarla; Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde, bu husus da belirtilerek, Tebligat Yönetmeliğinin 35.maddesi gereğince muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır.Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır.
Somut olayda, bilgi veren komşu S.A.nın ismi dışındaki bölümlerinin kaşe basılmak suretiyle şerh verilerek tamamlandığı gerekçeli kararın tebliğine ilişkin tebligat mazbatasında;"komşu S.A'dan soruldu,muhatabın nereye gittiğini bilmediği,daha sonra geleceğini beyan ettiği" ibaresinden sonra muhtara teslim ve ihbarnamenin kapıya yapıştırılması işleminin yapıldığı, devamında "adı geçen komşunun imzadan imtina ettiği" şerhi ile tebligatın tamamlandığı anlaşılmıştır.
İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihi tebliğ tarihi olarak belirleyen bu tebligat yönteminde muhatabın adreste bulunmama sebebinin araştırılması ve belgelenmesi zorunludur. Muhatabın adreste bulunmadığı zaten sabit olmasına rağmen,nereye gittiği konusunda hiç bir fikri olmayan komşunun,muhatabın eve döneceği yönündeki beyanı üzerine tebligat işlemi tamamlanmıştır. Bu nedenle ilgili yasa ve yönetmelik hükümleri uyarınca tebligatın usulsüz olduğunun kabulü gerekir. Kaldı ki,bu tebligata rağmen, merci tarafından çıkarılan ikinci tebligatın 06.10.2016 tarihinde usule uygun olarak yapılması üzerine,13.10.2016 tarihide sanık müdafii tarafından temyiz talebinde bulunulduğu, ikinci tebligat esas alındığında,başvurunun süresinde olduğu nazara alındığında ilk tebligattan muhatabın haberdar olmadığı, fiili durumun yukarıdaki kabulümüze uygun olduğu anlaşılmaktadır.Ayrıca tebligat işlemlerine ilişkin tespit edilen eksiklikler, muhatabın yasa yollarına başvurma hakkını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanmamalıdır.Bu itibarla sanık ... müdafinin temyiz talebinin süresinde olduğu,hükmün esasının incelenmesi gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.