Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı, davalı ile müştereken malik oldukları 239 ada 60 parseldeki 1 nolu taşınmazın davalı ... tarafından üçüncü şahıslara kiralandığını, davalının kira geliri elde ettiğini, bu kiralardan dolayı davacıya herhangi bir ödemede bulunulmadığını, şimdilik 5000 TL ecrimisilin davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 27.04.2016 tarihli ıslah dilekçesiyle davacı talebini 10.411,00 TL’ye çıkarmıştır.
Davalı, davacı tarafından kendisine ihtarname gönderilmek suretiyle temerrüde düşürülmediğini, dava konusu taşınmazın 2011-2012 yıllarına ait kira bedelinin davacı tarafından tahsil edildiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu 239 ada 60 parselde bulunan 1 nolu bağımsız bölümün tarafların murisi ... adına tapuda kayıtlı olduğu, bilirkişi raporuna göre bu taşınmazın 25.11.2009-25.11.2014 tarihleri arasında getirebileceği toplam kira bedelinin 27.763,00 TL olduğu, veraset ilamına göre ...'nın toplamda 8 pay olan terekesi üzerinden davacıya 3 payın düştüğü, davalı tarafça kira gelirinin miras payı oranında davacıya ödendiğine ilişkin herhangi bir belge veya delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil istemine ilişkindir.
1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve ilâmda belirlenip dayanılan gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıda belirtilen hususlar dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Bilindiği üzere; yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanması zorunludur. Her iki taraf da iddia ve savunmalarının ispatı için keşif, bilirkişi incelemesi ve tanık delillerine dayanmış, delil listelerinde tanıklarının isimlerini bildirmiş, ancak mahkemece taraf tanıkları keşif gün ve saati bildirilmek suretiyle davet edilerek dava konusu taşınmaz başında dinlenmeksizin, mahalli bilirkişi beyanı ile yetinilerek sonuca gidilmiştir.
Tanık delili, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 240 ile 266. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tanıkların davet edilmesini düzenleyen 243. maddesinde açıkça; ''(1) Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir. (2) Davetiyenin duruşma gününden en az bir hafta önce tebliğ edilmiş olması gerekir. Acele hâllerde tanığın daha önce gelmesine karar verilebilir. (3)Tanığı davet, gerektiğinde telefon, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, davete rağmen gelmemeye bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmaz hükmüne yer verilmiştir.
Tanıkların taraflarca hazır edilmesini zorunlu kılan bir kural yoktur. Bunun aksinin kabulü, adil yargılanma hakkı (T.C. Anayasası 36. madde) kapsamında olan iddia ve savunma hakkının (6100 s. HMK'nın 27., 1086 sayılı HUMK'un 78. maddeleri) kısıtlanması ve eksik inceleme sonucunu doğurur.
Yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular birlikte değerlendirildiğinde; davalı savunmasında 2011 ve 2012 yılları arasındaki döneme ilişkin kira bedelinin davacı tarafından alındığını belirtmiş ve bu konuda tanık dinletme isteğinde bulunmuştur. Mahkemece davalının tanıklarını keşif mahallinde hazır etmesi halinde dinlenebileceğine dair ara karar verilmiş ancak keşif gününde davalı tanıklarını hazır edememiştir. Davalı vekili tanıklarının duruşmada dinlenilmesini talep etmiş ve tanık listesi de sunmuş olmasına rağmen Mahkemece tanıklara davetiye çıkartılmamış davalının bu savunması üzerinde durulmamıştır. Bu durumda Mahkemece davalının bildirmiş olduğu tanıkların usulüne uygun şekilde davet edilerek dinlenmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayice göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.
Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ilk dönem olan 25.11.2009 için hesap yapılıp 25.11.2014 tarihine kadar ÜFE artış oranının uygulanması gerekirken son dönemden başlanarak geriye doğru ecrimisilin hesaplandığı, Mahkemece bilirkişi incelemesi sonucu yapılan bu hesaplamalara göre davalı aleyhine ecrimisile hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, Mahkemece yeniden konusunda uzman bilirkişiler eşliğinde keşif yapılarak yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca araştırma ve inceleme yapılması, hasıl olacak sonuca göre belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu ile yetinilerek sonuca gidilmiş olması da isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nin geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 16.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.