Taraflar arasındaki basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili asıl ve birleşen dava dilekçesinde; Millet Gazetesi'nde 13.12.2014 tarihinde davalı tarafından kaleme alınan "Hortuma vize geliyor." " Hükümet'ten hortuma vize" başlıklı haber ile Bugün Gazetesinde 13.12.2014 tarihinde davalı tarafından kaleme alınan "Hortuma kılıf geliyor." " Banka Hortumlamaya kılıf hazırlanıyor." başlıklı haberde kullanılan söz ve ifadeler ile müvekkili Ziraat Bankasının Genel Müdürü ...'ın kişilik haklarının saldırıya uğradığını ve müvekkili Ziraat Bankası'nın ticari itibarının sarsıldığını, müvekkili bankanın güven esasına dayalı olan bankacılık sektöründe köklü ve saygın bir konuma sahip olduğunu, haberlerin tamamen gerçek dışı olduğunu, kamuoyunda itibarlarının sarsılmasına sebep olduğunu, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı müvekkili Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası A.Ş. yararına 175.000,00'er TL, müvekkili ... yararına 75.000,00' er TL olmak üzere 250.000,00'er TL manevi tazminatın haber tarihlerinden itibaren ticari faizi ile beraber davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili asıl ve birleşen davaya yönelik cevap dilekçesinde; dava konusu haberlerin gerçek ve güncel olduğunu, özle biçim arasındaki dengenin korunduğunu, yayınlanmasında kamu yararı bulunduğunu, Bankacılık Kanunu'nda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısının mahkemece incelenmesi gerektiğini, basının haber verme ve kamuoyunu aydınlatma sorumluluğunun bulunduğunu, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Bankacılık Kanunu'nun 160 ıncı maddesinin Ziraat Bankası Genel Müdürü davacı ...'ın talimatı ile değiştirileceği yönünde dava konusu haberlerin yapıldığı, anılan davacının talimatı ile bankaların içini boşaltan hortumcuların, hapis ve para cezasından kurtarılacağı, batık kredilerin önüne geçmek için getirilen zimmet maddesinin işlevsiz ... getirileceği, banka yöneticilerinin batık krediler konusunda sorumsuz ve cezadan muaf kılınacağı, kamu bankalarından usulsüz kredi verilmesi yolunun açılacağı şeklinde değerlendirmelerde bulunulduğu, bu ifadelerin eleştiri sınırları içerisinde kalmadığı gibi haber konusu iddiaların da gerçek olmadığının açık olduğu, haberde adı geçen T.C. Ziraat Bankasının ticari itibarına yönelik haksız bir saldırının söz konusu olduğu, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı Ziraat Bankası için asıl ve birleşen davada ayrı ayrı olmak üzere 5.000,00 TL, davacı ... için asıl ve birleşen davada ayrı ayrı olmak üzere 5.000,00 TL manevi tazminatın 13.12.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; davalı tarafından dava konusu haberlerin kaleme alındığı Millet Gazetesi ve Bugün Gazetesinin KHK ile kapatıldığını, haber vermek adı altında karalama kampanyası yürütüldüğünü, müvekkillerinin itibarının zedelenmeye çalışıldığını, haberlerin tamamen gerçek dışı olduğunu, 687 sayılı KHK ile 5411 sayılı Kanun'da değişiklik yapıldığını ancak haber içeriğinde belirtildiği şekilde bir değişiklik olmadığını, kullanılan söz ve ifadelerin ağırlığı dikkate alındığında kısmen kabul kararı verilmesinin hatalı olduğunu, tam kabul kararı verilmesi gerektiğini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin hatalı hesaplandığını belirtmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu haberin gerçek ve güncel olduğunu, özle biçim arasındaki dengenin korunduğunu, yayınlanmasında kamu yararı olduğunu, basının haber verme ve kamuoyunu aydınlatma sorumluluğunun bulunduğunu, haberin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında yer aldığını, davacıların kişilik haklarına saldırı olmadığını, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya arasında yer alan 20.10.2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan "Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" incelendiğinde haber içeriklerinin gerçeğe aykırı olduğunun anlaşıldığı, davalının kamu bankası ve kamu görevlisi olan davacıları hükümete yakın iş adamlarına batık kredi veren kişi ve kurum olarak nitelelendirdiği, batık kredilere yönelik sorumluluktan kurtulmak için talimatla kanun değişikliği yapma girişiminde bulundukları yönünde yapılan haberler tamamen asılsız olup, davacıların güvenilirlik ve itibarlarını sarsmaya yönelik olduğu, haberlerin yayınlandığı tarih, davacıların statüleri ve faaliyet alanları, haberin kamuoyunda oluşturacağı etki birlikte değerlendirildiğinde davacılar lehine hükmolunan tazminatın düşük olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile davacı Ziraat Bankası için asıl ve birleşen davada ayrı ayrı olmak üzere 15.000,00 TL, davacı ... için asıl ve birleşen davada ayrı ayrı olmak üzere 15.000,00 TL olmak üzere 60.000,00 TL manevi tazminatın 13.12.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davalı tarafından dava konusu haberlerin kaleme alındığı Millet Gazetesi ve Bugün Gazetesinin KHK ile kapatıldığını, haber vermek adı altında karalama kampanyası yürütüldüğünü, müvekkillerinin itibarının zedelenmeye çalışıldığını, haberlerin tamamen gerçek dışı olduğunu, 687 sayılı KHK ile 5411 sayılı Kanun'da değişiklik yapıldığını ancak haber içeriğinde belirtildiği şekilde bir değişiklik olmadığını, kullanılan söz ve ifadelerin ağırlığı dikkate alındığında kısmen kabul kararı verilmesinin hatalı olduğunu, tam kabul kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, dava konusu haberin gerçek ve güncel olduğunu, özle biçim arasındaki dengenin korunduğunu, yayınlanmasında kamu yararı olduğunu, basının haber verme ve kamuoyunu aydınlatma sorumluluğunun bulunduğunu, haberin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında yer aldığını, davacıların kişilik haklarına saldırı olmadığını, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
Millet Gazetesi ve Bugün Gazetesinde 13.12.2014 tarihinde davalı tarafından kaleme alınan haberlerde kullanılan söz ve ifadeler nedeniyle davacıların kişilik haklarının saldırıya uğradığı, ticari itibarlarının sarsıldığı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13,26,28 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1 ve 3 üncü maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10 uncu maddesi.
1. Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Davacı ... tarafından asıl ve birleşen davada ayrı ayrı 75.000,00' er TL manevi tazminat talep edildiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından adı geçen davacı yararına asıl ve birleşen davada ayrı ayrı 5.000,00'er TL manevi tazminata hükmedildiği, tarafların istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından anılan davacı yararına asıl ve birleşen davada ayrı ayrı 15.000,00' er TL tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Davacı ... tarafından asıl ve birleşen davada ayrı ayrı reddedilen aynı anlamda temyize konu edilen miktarlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince karar tarihi itibarıyla Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararların kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL'nin altında kaldığı anlaşılmakla; davacı ... vekilinin temyiz dilekçesi ile davalının adı geçen davacıya yönelik temyiz dilekçesinin miktar nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
Üyeler ... ve ... bu görüşe iştirak etmemişlerdir.
2. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...."
Anayasa'nın "Basın hürriyeti" başlıklı 28 inci maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Basın hürdür, sansür edilemez...
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır."
AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir."
TMK'nın "Kişiliğin korunması" kısım başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
5187 sayılı Basın Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Bu Kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir."
5187 sayılı Kanun'un "Basın özgürlüğü" başlıklı 3 üncü maddesi şöyledir:
"Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir."
Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151,04.06.2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015).
Yine Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında da benimsendiği gibi, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi, bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olup, yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bununla birlikte basının da belli ölçüde abartma, hatta tahrik etme ve polemik olarak kabul edilebilecek kişisel açıdan taşkın ifadeler kullanma hakkını da kabul etmiştir.
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461,12.11.2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
Dosya kapsamından; dava konusu KHK ile kapatılan Millet Gazetesi'nde 13.12.2014 tarihinde davalı tarafından kaleme alınan "Hortuma vize geliyor." " Hükümet'ten hortuma vize" başlıklı haber ile KHK ile kapatılan Bugün Gazetesinde 13.12.2014 tarihinde davalı tarafından kaleme alınan "Hortuma kılıf geliyor." " Banka Hortumlamaya kılıf hazırlanıyor." başlıklı haberde kullanılan söz ve ifadelerin davacı Ziraat Bankası'nın kişilik haklarına zarar verdiği iddiası ile eldeki asıl ve birleşen dava açılmış ise de; dava konusu haberlerin muhatabının siyasi iktidar olduğu, davacının hedef alınmadığı; haberlerin bir bütün olarak incelenmesinde; haberlerin toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, haberlere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu ve adı geçen davacının kişilik haklarına saldırı amacı taşımadığı, kaldı ki basının, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan da söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Şu halde, asıl ve birleşen davada istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı yararına, davacı Ziraat Bankası yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
3.Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davacı Ziraat Bankası vekilinin temyiz itirazları incelenmemiştir.
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı ... vekilinin temyiz dilekçesi ile davalının adı geçen davacıya yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, Üyeler ... ve ...'ün karşı oyları ve oy çokluğu ile;
2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle asıl ve birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, Başkan ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla,
3. Değerlendirme bölümünün (3) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma ilamının kapsam ve şekline göre davacı Ziraat Bankası vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde davacılar ve Asıl ve Birleşen davada davalılara iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
09.05.2024 tarihinde karar verildi.
Somut olayda; KHK ile kapatılan Millet Gazetesi'nde 13.12.2014 tarihinde davalı tarafından kaleme alınan "Hortuma vize geliyor." "Hükümet'ten hortuma vize" başlıklı haber ile KHK ile kapatılan Bugün Gazetesinde 13.12.2014 tarihinde davalı tarafından kaleme alınan "Hortuma kılıf geliyor." "Banka Hortumlamaya kılıf hazırlanıyor." başlıklı haberde kullanılan söz ve ifadelerin davacıların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu iddiası ile eldeki asıl ve birleşen davanın açıldığı, dava konusu haberler "Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na dayandırılmış ise de, dosya arasında yer alan tasarı incelendiğinde haberlerin gerçeği yansıtmadığı, dava konusu yayınlarda kamu bankası olan davacının hükümete yakın iş adamlarına batık kredi veren kurum olarak nitelendirildiği, davacının kişilik haklarına saldırının gerçekleştiği, basın ve ifade özgürlüğüne üstünlük tanınmasına ilişkin koşulların oluşmadığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu ve davacı Ziraat Bankası yararına 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58 inci maddesi uyarınca hükmedilen manevi tazminatın yerinde olduğu anlaşılmakla adı geçen davacı yönünden Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun 2 nolu bozma kararına iştirak etmiyorum.
Türk Medeni Kanunu’nun 24 üncü maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
Türk Medeni Kanunu’nun 25 inci maddesi şöyledir:
"Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir. Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir..."
Somut olayda; dava dilekçesinde manevi tazminat istemi ile beraber haberin hukuka aykırılığının tespiti de talep edildiğinden, davacı ... vekili ile davalının adı geçen davacıya yönelik temyiz itirazlarının esasının incelenmesi görüşünde olduğumuzdan (1) nolu temyiz dilekçesinin reddine dair sayın çoğunluğun kararına iştirak etmiyoruz.