Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davanın reddine ve birleşen davanın ise kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili ve birleşen davada davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili, dava konusu taşınmazda paydaş olduğunu, rızai taksim gereği bina yapılan dava konusu alanın kendisine ait olduğunu ve asıl davada davalıların ve birleştirilen davada davalının taşınmazına tecavüzde bulunduğunu ileri sürerek elatmanın önlenmesine ve muhdesatın kal’ine karar verilmesini istemiştir .
Asıl ve birleştirilen davada davalılar, davaların reddini savunmuştur .
Mahkemece asıl davanın reddine ve birleştirilen davanın ise kabulüne karar verilmiştir. Karar, davacı vekili ve birleştirilen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir .
Asıl ve birleştirilen dava, paydaşlar arası elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek asıl davada karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Birleştirilen dava ile ilgili temyiz itirazlarına gelince: dosya içeriği ve toplanan delillerden dava konusu 40 parsel sayılı, 231.375 metrekare alanlı, susuz tarla nitelikli taşınmazda taraflarla birlikte çok sayıda paydaşın bulunduğu; Mahkemece, taşınmazda mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarına göre, rızai taksim bulunduğu, dava konusu alanı kullananların belli olduğu, yaklaşık üç yıl önce de bu kısmı davacının almış olduğu, asıl davadaki davalıların tecavüzünün olmadığı, birleştirilen davadaki davalının tecavüzünün bulunduğu gerekçesiyle birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 695. maddesi: “ Yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda paydaşların yaptıkları düzenleme ve aldıkları kararlar ile mahkemece verilen kararlar, sonradan paydaş olan veya pay üzerinde aynî hak kazanan kimseleri de bağlar.
Taşınmazlarda yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin kararların sonradan paydaş olan veya pay üzerinde aynî hak kazananları bağlaması için, bunların tapu kütüğüne şerh edilmesi gerekir.” hükmünü içermektedir. Paylı mülkiyette TMK'nın 695. maddesi anlamında tapu kütüğünde bir şerh bulunmasa dahi önceki tüm malikler arasında yapılan taksimin sonradan pay edinen kişilerce bilinmesi durumunda da sonraki paydaşları bu taksimin bağlayacağı yerleşik Yargıtay ve Daire uygulamalarıyla ortaya konulmuştur .
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir .
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir .
Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237.,Tapu Kanunu'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "ahde vefa" kuralının yanında TMK'nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir . Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK'nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir .
Somut olayda, Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir. Mahkemece yerel bilirkişi ve tanıkların keşif mahallinde dinlenerek ve beyanlar arasında oluşabilecek çelişkiler de giderilerek yukarıdaki ilkeler çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması gerekmektedir. Yapılacak değerlendirmede taraflar arasında tüm paydaşları bağlayan bir taksim ya da fiili kullanım durumunun saptanamaması durumunda ise Yargıtay ve Dairemiz uygulamaları doğrultusunda davacı yanın, dava konusu taşınmazda kullandığı ya da kullanabileceği az ya da çok bir yerin bulunup bulunmadığı hususunda araştırma ve inceleme yapılarak, yukarıda belirtilen ilkeler de gözetilerek, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle hüküm tesis edilmiş olması doğru değildir .
Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle birleştirilen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının reddine, HUMK’un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 29,20 TL peşin harcın da onama harcına mahsubu ile kalan 25,20 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 12.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.